31 Aralık 2014 Çarşamba

2014'ün Son Günü ve Dilekler

Selamlar!

Tüm ailenin evde olduğu, güzel bir kahvaltıdan sonra büyükçe bir kupa çayımı alıp, bir de Frank Sinatra açıp bilgisayar başına geçtim (siz de aşağıdan müziği açar okursanız şahane olur sanki). Zira bugün 2014'ün son günü! Ben hem heyecanlı, hem çok duygusal hissediyorum yılın son gününde. Bir bakalım 2014'te neler olmuş...



27 Aralık 2014 Cumartesi

İstanbul Coffee Festival İzlenimleri

25-28 Aralık 2014 tarihleri arasında, Galata Rum Okulu'nda gerçekleşen, taze kahve kokusunun dışarı taştığı bir etkinlikten bahsetmek istiyorum bugün. Yılbaşı - Noel'in de etki ve enerjisiyle, son zamanlarda katıldığım en güzel etkinliklerden biri oldu "İstanbul Coffee Fest". Benim için kahve kokusu "mutluluk" demek, bu nedenle yüzümde engel olamadığım bir gülümse ile keşfettim bu güzel mekanı, sevgi ile tavsiye. Haydi birkaç not ve bol fotoğraf ile başlayalım bu kahve serüvenine...


23 Aralık 2014 Salı

Postane, İstanbul, Noel, Yeni Yıl

Bugün, benim için çok mutlu geçti: İstanbul'da hava müthişti, hem soğuk hem güneşli... En sevdiğim yerlerden Sirkeci taraflarına gittim ve ikinci posta yılbaşı kartlarımı postaladım. Malum, su gibi geçen bir yılın sonuna sayılı gün kaldı artık. 

İlk seferde 7, bu defa 8 kart atarak bu yılki ekşınımızı bitirmiş olduk, bakalım ne zaman varacaklar... Zira, Atina'dan Şırnak'a geniş bir adres yelpazem var bu yıl. :) Öm ne diyordum, postanenin ardından Galata Köprüsü'nden tünele ve oradan Taksim'e, Sismanogleio Megaro'ya geçtim; bugün Noel & yeni yıl kutlamamız vardı. Bu arada bir kitapçının vitrinini kaplamış Orhan Pamuk'un yeni kitabına bakındım, şu an okuduğum Masumiyet Müzesi bitince hemen ona davranma kararımı pekiştirdim.


Güzel, sıcacık yeni yıl hisleri içinde, parıl parıl ağaç önünde fotoğraf çektirdik, Aggeliki, Xrusa, Anna ve diğer tüm arkadaşlar ile hediyeleştik, şahane şeyler yedik. Noel çöreğini kestik; her ne kadar içinde gizlenmiş flouri bana çıkmasa da, ben Xrusa'nın dediği gibi aşkta şanslı olma butonuna basıyorum. :P Öyle böyle derken, güzel dileklerle vedalaştık ve Yunanca versiyonu ile "Seneye görüşürüz." diyenlere saldırdık, bugün de böyle bitmiş olduu... Mutluluklar bizimle olsun; şimdiden iyi yıllar, altın yıllar!


*

18 Aralık 2014 Perşembe

Selanik'ten Gelen Mektup

Aslında, Xristina ile ilk tanışmamız, bir Yunanistan gazetesinde çıkan yazımı görüp bana ulaşmasıyla oldu. Heyecanla yazdıklarımı okuduğunu, çok mutlu olduğunu ve Türkçe öğrenmek istediğini anlatıyordu. Çok içten, tatlı bir kızcağız. Daima yazar bana sağolsun, ben de ona; kâh yorumla, kâh maille ulaşır, bir şekilde hep iletişimdeyiz işin özü. 

Beşiktaş'ta Kahvaltı ve Armağanlar

Yaklaşık üç hafta önce, bizim kızlarla yılbaşı çekilişi yapmıştık. Bu vesile ile koca bir gün armağan ettik kendimize, kaptık hediyelerimizi Beşiktaş'a gittik. Bazen ciddi anlamda takıntım olduğuna inandığım "kahvaltı kavramı" da işin içine girince, çok güzel bir sabahla başladı bu uzun gün. 

Hollanda'dan Türkiye'ye tatile geldiğimde (hayatta her şey olur), pişi (pofuduk) eşliğindeki kahvaltılarıyla ünlü bir sokağa gittik Beşiktaş'ta, zaten "Kahvaltıcılar Sokağı" diye anılıyor. Beşiktaş çarşısının biraz içinde de olsa, bulması pek kolay olan bu sokakta, yine aynı yere gittik kahvaltı için, Çakmak Cafe'ye. Öyle parıltısız, salaş ve çok lezzetli kahvaltısı olan bir mekan, üstelik fiyatlar da cüzdanınızla dalga geçmiyor diyelim. Son bir ayrıntı olarak, kafede çalışan genç arkadaşlar oldukça sıcakkanlı ve kibardı, biz pek sevdik.



17 Aralık 2014 Çarşamba

"Melis, sana mektup gelmiş."

2 gün önce eve geldiğimde babamdan duydum bu cümleyi, elinde tatlı bir zarfla. Aslında günlerdir beklediğim bir mektuptu bu; orada yaşasam çok mutlu olacağım bir şehir olan Çanakkale'den geliyordu. Kimden derseniz, tanımıyorum doğrusu. 


İnstagram üzerinden takipleştiğimiz Serrafun, elleriyle hazırlıyordu bu yılbaşı kartlarını. Bana da yollamayı teklif etti, severek kabul ettim; ben de ona yollayacağım bu hafta. Öyle güzel bir mutluluk ki bu; kişisel olarak tanımadığınız birinin emeği, rengarenk bir kart ile kilometrelerce öteden kapınıza geliyor, içinde umut dolu dileklerle... 2015 mutlu bir yıl olacak, belli. :)


*

12 Aralık 2014 Cuma

Basit, Gerçek, Güzel

Dayımın sarı bebesi Kıvanç, anneannem (onun babaannesi) için bir çerçeve yapmış kreşte. Hakikaten çok şükrettiğim bir şey ki, öyle hazır varlıklı ailelerden gelmiyoruz. İnanıyorum ki bu, basitliğin güzelliğini daha iyi görmemize yardımcı oluyor. Bu fotoğrafa bakınca da bunu hissediyorum tekrar tekrar.

Parlak mobilyalar, gösteriş gösteriş gösteriş, hep daha fazlası, daha pahalısı... Pahalı olan bir şey ucuz görünüyor diye dahi almamak, bütün bu komik hastalıklar... Hepimizden uzak olsun. Şu siyah beyaz fotoğrafta, güzeller güzeli - gökyüzü gözlü bir kadın ile naif-yakışıklı bir adam var; bir de sözde 50 kuruşu geçmeyen "maliyette", milyarlara karşılık gelemeyecek iki minik elin yaptığı bir çerçeve. Anneannesi ve dedesiyle gurur duyan bir sarı bebecik... Güzel yaşayasın.

*

9 Aralık 2014 Salı

Yunan İçkileri ve Fiyatları

Uluslararası içkilerde olduğu gibi, geleneksel Yunan içkilerinde de fiyatlar nispeten daha uygun Yunanistan'da. 

Ouzo olarak yazılıp "uzo" olarak okunan, birçoğumuzun bildiği geleneksel Yunan rakısı dışında, birçok meşhur içkisi var bu güzel memleketin; reçinadan çipuroya ve yerel biralara kadar, birçok geleneksel tadı uygun fiyata bulmanız da mümkün. Bu yazıda, temel Yunan içkilerinden ve güncel fiyatlarından bahsedeceğiz.

8 Aralık 2014 Pazartesi

İstanbul'da Ölmek

Üstüne eğilmedim çok; lakin gördüğüm kadarıyla, Türkiye'de yaşayan çoğu insanın, İstanbul'a taşınma hayali var. İstanbul, her ne kadar "hangi İstanbul'dan" bahsettiğimize göre değişse de, güzel şehir genelde... Fakat gelmeyin İstanbul'a, ölürsünüz.

4 Aralık 2014 Perşembe

İbranice Temel Deyişler

Şalom! :)

Şu internet bazen ne büyük bir nimet oluyor, artık "öğrenememek, kaynak yetersizliği" diye bir şey dile getirmek zor.

Youtube'da şahane bir "3 Dakika" serisi var. Afrika'dan İskandinavya'ya birçok lisanı parça parça, "3 dakikada öğretiyor" bu videolar; inanılmaz pratik ve keyifli. Öğrenmek istediğiniz dili İngilizce yazıp, örneğin "Greek in 3 Minutes" olarak aratırsanız, bir sürü şahane video bulacaksınız ki, anadili bizzat o lisan olan insanlar anlatıyor.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Hollanda: Basitliğin Güzelliği


Hollanda'da yapılacak en güzel şeylerden biri, Türkiye'ye göre çok ucuz ve müthiş lezzetli olan şaraplarından bir kadeh alıp, güneşli bir günde bahçenize yayılıp keyif yapmak sanırım... İnsanın kısa sürede sakin, huzurlu ortamlara varabileceği bir şehirde yaşaması ne kadar önemli, İstanbul'da yaşayanlar bilir. Nasıl desem, basitlik "meşru" bu ülkede. Öyle yaldızlı hayatlar yok pek; en zengin ülkelerden biri ama, arabalar hep orta şeker mesela. "Çabalama" sadece iş dünyasında adeta. Hayat öyle genelde; olduğu gibi, küçük evlerdeki, loş ışıklı akşamlardan ibaret.

Artısı eksisi elbet var da, şu dinginliği beni aşık eden en büyük sebep gerçekten... Bakalım.

*

1 Aralık ve Hisler

1 Aralık gecesinden merhaba!

Adeta su gibi geçen bir aydan, yıldan geriye kalan son ayın ilk günüydü bugün. Yeni bir aya başlamak büyük mutluluk veriyor bana; sanki her şeye daha güzel, yeniden başlamak için verilen bir şans gibi geliyor. 

29 Kasım 2014 Cumartesi

Tandem: Türk-Yunan Buluşması

"İstanbul'daki Yunanistan", Sismanoglio Megaro'nun düzenlediği bu yılki Tandem ekibinde ben de varım. Nedir bu Tandem derseniz, genelde az da olsa Yunanca bilen Türkler ile İstanbul'a taşınmış vs. Türkçe'yi iyi bilmeyen Yunanlar bir araya geliyor, eşleştiriliyor ve birbirlerinden sorumlu oluyorlar. Bir çeşit "lisan alışverişi" yapıyoruz işin özü. İşte benim ilk kez katılma imkanı bulduğum üçüncü buluşma, dün Laterne Cafe'de gerçekleşti.

Eminönü ve Karaköy'ün güzelliği içinden Tünel'e çıktım ve Esayan Ermeni Lisesi'nden doğru çok kolay buldum bu mekanı. Esayan'dan İstiklal'in zıttı yöne yürüyüp, yol sonunda direkt sağ makas sokağa girdiğinizde, solunuzda belirecektir Laterne Cafe.

24 Kasım 2014 Pazartesi

"Kuzenler Grubu" ve Ortaköy

Baba tarafı akrabalardan kuzenler birleşip şehirlerarası bir gün sistemi kurmuşlar, adına da "Kuzenler Grubu" diyorlar. :) Yani, işi genişletmişler biraz ve her ay birbirlerinin oturdukları şehirlere gidip toplanıyorlar. İşte efendim, Geleneksel 2. Kuzenler Grubu toplaşması da İstanbul'da oldu, biz de hazır hemen dahil olduk. 


Yaklaşık 16 kişilik bir grup ile Kumkapı'da Kale Derya Restaurant'ta bir araya geldik. Yemeli-içmeli, bizde pek sık olmayan güzel bir akşam oldu. Mekan'ın bir açığını görmedim doğrusu; hizmeti, servisi yemekleri iyiydi. Canlı müziği, fasılı da güzeldi... Mekandan bağımsız, yalnızca, çok enteresan tipler vardı; tam gözlem yapıp yazmalık, ama dikkatli de olmalık. Bu arada, mekan Kumkapı'nın içinde değil, sahil şeridinde bulunuyor, gidilebilir.

Rakıya gidip şarap içenler el kaldırsın. :)

Brüksel'de Yemek: La Vieille Porte

Çikolata kokulu şehir Brüksel'den bir yemek hikayesi anlatacağım sizlere.

Belçika birçok farklı kültürü, barış içerisinde bir arada tutmasıyla çok sevdiğim bir ülke. Elbet bir numara Brugge; fakat Brüksel de nispeten İstanbul'u andıran, içerisinde birçok Türk'ün de yaşadığı, hareketli, kendinizi pek yabancı hissetmeyeceğiniz güzel bir şehir.

3 gün boyunca Brüksel'de geçen değerli bir workshop çalışması içinde, şehrin meşhur galerisi Galerie Du Roi'den geçerek, farklı ülkelerden oluşan alem bir arkadaş grubu ile restoran arayışına girdik.


Galerie Du Roi

21 Kasım 2014 Cuma

Bir Doktorun "Acayip" Anıları

Enteresan yerlerde yaşayan, enteresan işlerde çalışan enteresan insanlarla sohbet etmeyi çok seviyorum. Dün de ailevi yakınlığım olan ve genel cerrah olarak doktorluk yapan biriyle sohbet etme fırsatı buldum; "biri" diyorum, çünkü herhangi bir isim, şehir, hastane adı vermeden anlatacağım sohbetimizdeki "enteresan vakaları".

19 Kasım 2014 Çarşamba

Simli Yılbaşı Kartları

En son ne zaman mektup yazdınız? 
Hatırlayabildiğiniz kadar yakınsa şayet, ne mutlu.

Artık birçok çocuğun "zarf tadını" bilmeyecek olması kuvvetli bir mahrumiyet doğrusu. Evet, mail var, telefon var; fakat hakikaten, hiçbiri özenle seçilmiş bir kağıda, titrek harflerle yazılmış bir mektup kadar "gerçek" değil. Yazanın kağıda değen ellerini hayal etmek, belki kağıdın kenarına damlattığı bir çay lekesi, koku, hisleri betimleyen harf çizgileri... Ne yazık ki mektup yazmak, kart atmak, bu kadar kıymetli hisler sağladığı halde, "antika" bir iş oluverdi artık.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Hollandaca Günlüğü

Selamlar,

Melerence'yi az çok takip edenler anımsayacaktır ki, bir süredir Hollandaca öğreniyorum. En başta Hollanda'ya gideceğim için başladım bu lisana, sonra Christelijke Hogeschool'da "Dutch Culture and Language" ismi altında derslerim oldu, derken artık tanıdık gelmeye başladı gözüme bu bol -gggh'lı lisan.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Etimoloji Sihri: "Memleketten gelen lezzetlidir."

Merhaba,

Birkaç gündür yazamadım, zira sınav haftam üniversitede son yılım olması sebebiyle iyice kritik bir hal aldı; fakat her şey iyi olacak umuyorum.

Son iki ay inanılmaz hızlı geçti benim için, zaman koşturmaya devam ediyor. Hayata karşı kırgınlıklar, güzel kokular, melodiler, umudun tatlılığı, soru işaretleri, hayat tüm hızı ve anormalliği ile devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta çok enteresan bir şey öğrendim. Benim etimolojiye karşı derin bir ilgim var, bildiğim her lisanda bu didikleme konusunu çok seviyorum ve inanın altından müthiş hikayeler çıkıyor. Bu defa Yunanca'daki bir kelime araladı kapıları.

Şöyle ki sevgili okur, Antik Yunanca'da nostos kelimesi "vatan, vatana dönüş" anlamına geliyor. Normalde Modern Yunanca'da ise patrida'yı kullanırız bunu için. Aynı şekilde Modern Yunanca'da ponos ağrı-acı demek iken, Antik Yunanca'da algos - algia kavramları kullanılır burada. Şu anki konuşma dilinde de bazı kalıplarda ağrı için -algia kullanılıyor ama, tek başına genelde ponos tercih edilir.

Enteresan olan şu ki, "özlem" anlamına gelen ve bugün de aktif olarak kullanılan nostalgia kelimesinin bu ikisinin birleşimi olduğunu öğrendim: nostos ve algia. Yani "vatan ağrısı, vatan özlem acısı" anlamına geliyor, bugün ise "özlem" kavramı için genel olarak kullanılıyor. Buraya kadar tamam; fakat en güzeli "lezzetli" anlamına gelen nostimo kelimesinin buradan geldiğini öğrenmek oldu. Lezzetli kelimesinin kökünde "vatan" var yani; bu da demektir ki, "Vatanımdan, memleketimden gelen tat lezzetli demektir benim için." Konu tabii tartışılır da, benim ilgilendiğim, kelimelerin ardında saklanmış tonlarca yıldır gizlenen bir özlem, acı olması oldu. Bu hafta da bunu öğrendik bakalım...

Kelimeleri sevin işin özü, size çok şey anlatabilirler.

Ben şimdi Kurumsal Reklamcılık çalışmaya devam edeyim, yeni de çay demledim. :)

Görüşmek üzere,

Melis


28 Ekim 2014 Salı

Yunanistan marketlerinde ne - ne kadar?

Merhaba sevgili okur,

Sizlere, özellikle Yunanistan'ı seven, orada yaşamayı veya seyahat etmeyi hedefleyen kimselere, Yunanistan marketlerinde ne - ne kadardır, ufak bir yazı hazırladım. En son Selanik'e gidişimde bildiğimiz Carrefour'dan alışveriş yaptık, geçen sefer Lidl'a gittiğimizden bahsetmiştim; her iki market de oldukça tercih ediliyor Yunanistan'da. Bunların yanında Masoutis de en meşhur market zincirlerinden... 

Broşürdeki temel ürünleri Türk Lirası'na çevirip-yuvarlayıp yazacağım ama, diğer ürünlerin TL fiyatları için 2,80 ile çarpabilirsiniz malum. İndirim olan fiyatları da hesaba katabilirsiniz ayrıca. Şimdi, şöyle bir bakalım fiyatlara ne - ne kadarmış Yunan piyasasında...

Sol altta, 500 gr makarna paketi: 1,60 TL
Sol üstte, 400 gr pane tavuk paketi: 8 TL


Patlıcanın kilosu: 2,20 TL
Kırmızı taze biberin kilosu: 3,60 TL


Domatesin kilosu: 2,95 TL
Marulun tanesi: 1 TL


Feta peynirinin kilosu: 23,30 TL


340 gr tavuk salamı: 2,70 TL


2 litre ayçiçek yağı: 12,80 TL


250 gr tuz: 1,80 TL


1,5 litre Pepsi:  1,95 TL
355 ml Red Bull: 4,95 TL
1,5 litre Nestea: 3,90 TL


500 ml Yunan içkisi Tsipouro: 20,25 TL
700 ml Ballantine's Viski: 43,55 TL


700 ml Yunan içkisi Ouzo: 21,35 TL
500 ml x 4 Heineken Bira: 11,80 TL


5 litre çamaşır yumuşatıcısı: 14,25 TL


*

Dilerim, Yunanistan'da süpermarket fiyatlarını merak edenler için güzel bir kaynak olmuştur bu ufak post.

Görüşmek üzere,

Melis


25 Ekim 2014 Cumartesi

Bugün

İnce ince yağan, güzel bir yağmur var dışarıda.

Pencereyi açtım ki yağmurun sesi dolsun odaya biraz, bol aromalı - güzel kokulu çayımı da aldım dev bardağımla, şimdi şu mini mini tezimi bitireceğim. Ardından da Yunanca ders hazırlamalıyım yarınki öğrencim için. Yine çabucak geçti gün...


Bu arada IELTS için iki ay falan kaldı, gaza basmak lazım. Bir de sınav ücretinin 400 liracık olduğunu düşününce, insanın daha bir çalışası geliyor, değil mi?

Görüşürüz canımlar,

Melinka


24 Ekim 2014 Cuma

"Lale Domatesler"

Merhaba sevgili okur,

Ben yine çok cici bir fikir buldum, paylaşayım dedim. 

Yemekleri "ekşınsız" servis etmemeye gayret ederim veya sırf ekşınlı diye bir tarifi denediğim çok olur ki, bana da anneannemden geçtiğini tahmin ediyorum. İşte bu postta göreceğiniz, tam da onlardan biri. Sofrada her görenin "aaaaaa" diyeceği garantili, şahane laleler; Melerence'den tam puan. :)



*


22 Ekim 2014 Çarşamba

Caprese Ekmeği

İnternette gezinirken şahane bir tarif buldum.

Aslında bloğa yazmaya karar vermeme görüntüsü sebep oldu, üstelik müthiş kolay. Şu an yalnızca bulduğum bir adım adım tarif fotoğrafını koyacağım ama, en kısa zamanda yapacağım bu güzel pizza-ekmeği.

Caprese'e ait bu tarifte, sarımsak, peynir, mozarella ve zeytinyağı, en olmazsa olmazlardan. Fotoğraftan adım adım görebilirsiniz, yapınca da yazacağım mutlaka. Molto bene diimi. :)


*


17 Ekim 2014 Cuma

Hayat-ım,

Üniversite son sınıfa gelmiş öğrenciler, mümkün olduğunca kötü bir ortalamaya sahip olsun diye kasıla kasıla verilmiş bir mini tez yazıyorum şu an.

Çay, bir kova Merenda, BBC'de insanlığın yaratılışına dair bir belgesel açtım, ona kayıyor gözüm arada. Bilgisayarımın kablosu yine temassızlık yapıyor; ödevi bitirebilmek için babamın uyumasını bekledim ki onun şarjını alayım. Bu da hafif temassızlık yapıyor ama benim kablodanmış herhalde. Göz ucuzla söndü mü şarj lambası diye bakmaktan sabah fırıl fırıl olacak gözlerim. 

Olsun, böyle güzel güzel araştırayım, ödevler yapayım falan seviyorum da, bağzı eğitmenler biraz şey... Neyse ney.

Şu intihar eden adamı gördünüz mü? Hani video bırakan... Ben hepsini izleyemedim. Başına ve sonuna baktım biraz. İnsan psikolojisi bir garip ama, nispeten bilinçili olduğu görülen bir insanın kendini "mantıklı" açıklamalarla öldürmesine, delirip de kendini asan birinden daha çok eriyor kalbim. Keşke o geceden birkaç zaman önce karşılaşsaydık bir yerde, hayata dair konuşsaydık, öyle süslemeden ama, neyse o. Allah'a inanmadığını söylemiş sanırım videoda, birkaç gerizekalı da saldırmış. Allah'ın nasıl olmadığını anlatsaydı bana güzel güzel, ben kafamı sallasaydım, o hayata karşı kaybettiğini söylediği motivasyonu bulsaydı azıcık, yaşasaydı. Ne bileyim be oğlum, biraz daha belki. Her ne şekilde, her nereye gittiysen, mutlu olasın. Dilerim değmiştir hayal ettiğin her şeye, Allah'tan bahseden çoğu kalpsiz gerzekten çok daha güzel yüreklisin, gördüm gördüğümce. Beklediğini bulasın, huzurlu uyuyasın.

Eh, madem hala hayattayız, "gerekenleri" bitirip yolumuza bakalım biz de, artık şans eseri şans yeterse... Balıkçılık aklımda ama, neyse.

Ben gerzek ödeve döneyim, uyumak zaman kaybı gibi geliyor zaten... 

*


15 Ekim 2014 Çarşamba

Kolay - Kalp Şeklinde Pasta

Doğrusu böyle "tilki fikirleri" çok seviyorum ve rastladıkça arşivime atıyorum. Şimdi o zaman diyorum ki, ara ara blog içinde de paylaşayım bunları, deneyeyim mümkünse, deneyenler de haber etsin nasıl gidiyor. :)

İlk tilki fikrimiz gelsin bugün.

Pasta yapmayı, yaratıcı işler çıkarmayı, süslemeyi çok seviyorum. Alt kısımda göreceğiniz bu pek tatlı fikir ise kalp şeklinde pasta yapmanın en kolay yolu sanırım, çok zekice ve basit. Fotoğrafa tıklayarak daha ayrıntılı görebilirsiniz; en kısa zamanda denemek üzere.

Sevgiler,

Melis



*


13 Ekim 2014 Pazartesi

Sürpriz! İyi ki doğdum. :)

Ben bir 9 Ekim sabahı doğmuşum.

Küçükken hep öğlen 2'de başlayan doğum günlerim olurdu ama, bir süre sonra bıraktım "çok arkadaşlı" doğum günü kutlamayı; büyüdükçe "çok arkadaşım" kalmadığı için herhalde.

Bu sene ise bu tatlı, "az-öz arkadaşlarım" bana bir sürpriz yaptılar; çok mutlu oldum! Her ne kadar kapıdan pastayla geldiklerinde ağzımdan çıkan ilk şey "Yaa çok salaksınız!" da olsa, aslında içimde daha tatlı duygular vardı, hehe. :)

Teşekkür ederim tekrar tekrar, iyi ki doğdum bence de. :) 

Sevgi, selam, umut,

Melis

8 Ekim 2014 Çarşamba

Vosporos, Selanik


Ilık rüzgara, denize sırtınızı verip Aristotelous Meydanı'ndan yukarı çıktığınızda; beyaz, saray sütunlu - güzel kokulu yolu takip eder, bir de yol sonunda sağa dönerseniz, kolayca bulacaksınız Vosporos'u.

Vosporos, İstanbul Boğazı'na verilen isim Yunanca'da. Anadolu, Boğaz, o eski derin tınılı kültüre selam ediyor bu mekan; hem yemekleri, hem şarkıları, hem kendisini pek sevdim. Bakalım neler yapmışız...

7 Ekim 2014 Salı

20 Yıl Sonra, Aynı Yerde: Bir Erken Doğum Günü

Selamlar,

Bayramda anneme doğum günü hediyem olan sürpriz biletler ile, anneannemi ve dedemi görmeye gittik. İstanbul'a yaklaşık 5 saat uzaklıkta, çocukluğumun bir kısmına ev sahipliği yapmış küçük bir şehirde yaşıyor Orhan Bey ile Nermin HanımKendilerine dair bir devam hikayesi olacak kısa zaman sonra; fakat bu yazıda bahsedeceklerim benimle ilgili daha çok.

Benim çok yakında doğum günüm var. Son 3 yıldır garip bir melankoli geliyor üstüme bu günde. Üstelik sosyal ağlarda pek paylaşmıyorum bu bilgiyi, dolayısıyla gerçekten doğum günümü hatırlayan - önemseyen insanlar ulaşıyor bana, ki ilgilendiklerim onlar. Evet efendim, önem veriyorum ben doğum günlerine, gerçek bir mazeret olmadığı sürece unutmasınlar.

Derken, anneannem ile dedemin uzun yıllardır yaşadığı evde, benim de birçok anım var çocukluğuma dair. Bunlardan -en güzellerinden- biri, yıllardır değişmeyen ve hala çok hoşuma giden salon takımı önünde kutlanan - fotoğraflanan doğum günleri. Hem benim, hem ağabeyimin bir sürü fotoğrafı var o masa önünde... Ben de son yıllarda kıymetini daha iyi anladığım bu eve madem doğum günüme bu kadar az kala gidiyoruz, o zaman hep birlikte kutlayalım dedim. Anneannem ve dedem o kadar naif ruhlu, düşüncelidirler ki, yaptıkları her işte bir tutam sanat vardır. Bu yüzden onlar da çok özendi, mutlu oldu; fotoğraflar çektirirken, mumları üflerken bol bol gülümsedik hep birlikte... Küçük kuzenim Kıvanç, dayım ve eşi de oradaydı elbette; Kıvanç'ın pasta mumuma düzenlediği saldırılar da hemen her fotoğrafta kayıt altına alındı. :)

Doğum günü pastasını anneannem - annem ve ben, birlikte yaptık. Aslında pasta çok güzel oldu zaten; ama hani, böyle "profesyonel" bir şey olmaması beni ayrıca mutlu etti. 


Pasta kremamıza puding karıştırdık, tadı çok daha güzel oldu. Süsleme için basit, eğlenceli çikolata tatları kullandık.

Selanik, Ben, Biz


Yeni bir Yunanistan hikayesi ile herkese geia!

100 Mutlu Gün projemizin son bulması ile birlikte, geçtiğimiz günlerde üzerimde zeytin kokusuyla döndüğüm Yunanistan'dan bahsetme zamanı gelmiştir sevgili okur.

Ayrı ayrı bahsedeceğim çok güzel mutluluklar, tavsiyeler, anılar da olacak elbet; fakat bu yazıda, "Bir Yunanistan Hikayesi" anlatayım sizlere diyorum... Şöyle özetle, rengarenk, özlemle... 

2 Ekim 2014 Perşembe

#Gün100... Ben'im!

Bugün, 100. gün. 


"100 Mutlu Gün" projesinin ilk gününü, güzel bir Haziran gününde, Hollanda'da yaşadım - yazdım. Dünden bir gün önce gibi.

Elbette mutluluklar devam edecek yine, güzel günleri - acaba?ları yine paylaşacağım Melerence'de... Fakat bu projenin sonudur bugün sayın okuyucu. Takipte olanlar, yorumda bulunanlar ve uzaktan bakıp çıkanlar; hepinize kucak dolusu teşekkür!

İlk günümde, 100 güne kadar gelebilecek miyim, nerede - ne halde olacağım acaba, diye düşündüğümü iyi hatırlıyorum ve işte bugün buradayım. Dolu dolu, mutlulukla 100 gün su gibi geçti ve Gün100... Ben'im!

*






1 Ekim 2014 Çarşamba

#Gün99 : Arkadaşlık

Gün 99... Çok sözüm yok söyleyecek, yarın 100. mutlu günüm ile burada olacağım.

Bugün, çok uzun zaman sonra sayılı - değerli arkadaşlarımla vakit geçirdim. Son zamanlarda Cihangir'e sık gider olduk, Taksim'in karmaşasından sonra oldukça iyi geliyor insana. Ayrıca yazacak olsam da, gittiğimiz mekanlardan biri OTTO Cihangir oldu; sevdim, bahsedeceğim dediğim gibi. İki hoş kare ile...




*


#Gün98 : Yunanca seviye sınav sonuçları çok VOHO!

Offff! O nasıl mutluluk sayın okuyucu!

#Gün95 'te, Yunanistan Konsolosluğu'nun Yunanca tespit ve kabul sınavına girdiğimi yazmıştım. 98. günde sonuçlarımı aldım ve VOHO! :)

Hay Allah, nasıl mutlu oluyorum ben bu işe... Babam "Sonuçları alınca annesini görmüş buzağılar gibi tepindiğine eminim." dedi, ne doğru söyledi! Tam öyle oldu vallahi. :) 

Şimdi, Yunanca'da dil bilgisinde en alt düzey A1: A2, B1, B2, G1, G2 diye yükselerek gidiyor bu. Geçen yıl da bu sınava girmiştim ve seviyem B2 çıkmıştı o zaman, ki Yunanca'ya dair yaptığım ilk profesyonel seviye tespitiydi bu sınav. Neyse efendim, yaklaşık bir yıl aradan sonra bu sınava tekrar girdim; öncelikle eğitime kabul edildim ve seviyemin G1'e çıktığını öğrendim ki, G2 artık Yunansınız gibi bir şey... VOHO! VOOOHO!

Şimdi tekrar başlıyorum eğitime ki G2'ye geçip uzmanlık sınıfını tamamlayayım. Asıl hedefim ise, Yunanistan'ın TÖMER'i gibi bir kurumun sınavları oluyor her yıl, işte buradan seviye gösteren bir diploma almak... Melerence çok mutlu ve daha gideceği çok yol olsa da, eh, azmin zaferini yaşıyor...

Sevgiler!


29 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün97 : Son Yıl, İlk Yıl

Evet efendiim...

Bu yıl, pek içime sinerek girdiğim üniversitemin son yılı; bitiyor artık, başlıyor artık. Okulun son yılı, uzun zamandır beklettiğim hayallerin ilk yılına açılan kapı.

18 yaşımı bitirdiğim doğum günümde, "farklı bir şey olacağını" sanmıştım. Ne bileyim, artık "reşitim" ya ben hani. Tık yok, hayat aynı seyirde devam etti. Fakat bu defa, yani okulu bitirdiğim zaman öyle olmayacak sanıyorum. "Aman işte, girer bir işe başlarsın paso iş-ev yapmaya." demeyin, büyük değişiklikler olacak, şayet yaşıyor olursak.

Nazar değmesin diyelim, bu seneye garip bir aşk ile, böyle ayrı bir çalışkan Melis olarak, heyecan ile başlıyorum okul yılına. Normalde okul çoktan açıldı; fakat iş yüzünden gidemedim henüz. Yarın işte son günüm olacak ve okula gitmeye, gayelere doğru bir nefes koşmaya başlayacağım.

Kırtasiye ürünleri - ıvır zıvır sevdalısı bir Melerence olarak, Selanik'ten aldığım mutluluk, güç saçan defterlerim ile, yeni döneme hazırım efem. :) 


Not: Alt kısımdaki etiketli defter formatı, Yunanistan'dailkokul çocuklarının kullandığı klasik defterlerden.

*


#Gün96 : Yeni Bir Hafta

96. gün yeni bir haftayı çağırıyor; bu hafta derin değişiklikler getiriyor sanırım... 

Bu sene için daha farklı hisler var içimde; okulumda son yılım ve adım adım geliyor beklediğim günler. Bir yandan ne olacağının, yaşayıp yaşamayacağımın bile belirsiz oluşu, diğer yandan durdurulamayan hayaller. Gerçi, ölüme göre yaşanmaz da... Düşünmeden de olmuyor. Hayat, Tanrı'nın varlığına en büyük kanıt zannımca. Veya adına Tanrı koyduğumuz, zihnimizdeki erkek sesine bürünmüş bir enerjinin işte, artık formatı her neyse... Mümkün olduğunca gönül kırmamaya çalışarak, ama yine de sizin - kendi hayallerinizi yaşamalı. Kısacık ömür; tüm gözümüzde büyüttüğümüz kişiler birer insancık, korkuları, zaafları, hayalleri, serzenişleri olan, öyle çocuk içlerinde hepsi, oyunun parçası olmuş.

Yeni haftalar, yeni günler, uyandığımız her güne çok şükür olsun.

*


#Gün95 : Soruları Bilmek

Tüm soruları bildiğimden değil, ama bu işin inanılmaz bir keyfi olduğundan yazıyorum bu başlığı. Bugün Yunanistan Konsolosluğu'nda yeni dönem dersler için seviye tespit sınavına girdim, sonuçları bekliyorum.

Sınav en basitten en zora gidiyordu malum. En zor kısımda, ki artık Yunan oldunuz demek orada, birçok Antik Yunanca kelime ve deyimi de eklemişler metinlere. Soruları yapabilmek, hani "soruların bildiğin yerden çıkması" kadar tatlı, güven veren, şevk veren başka bir şey yok herhalde. Bir yandan da yapamadıkların, bilmediklerin gelip karşında dikiliyor, gücün - aşkın artıyor.

Haydi bakalım, dilerim burs alabilirim de diplomaya giden yolum açılır.

Sevgiler

28 Eylül 2014 Pazar

Gün94 : Hollanda'dan Kalma Tat

Hollandalıların en çok sevdiği "yemeklerden" biri, patates püresi. 

Normalde de çok sevdiğim ve evde yapılacağı zaman bana bırakılan bir iş olan bu hoş yemek, Hollanda'da daha güzel hale geldi benim için. Çünkü Hırvat bir arkadaşımdan gördüğüm şekilde, brokoli-havuç ve karnabahar ile birlikte yapmaya başladım. Brokoliyi çok koymamaya özen göstermek gerek sadece, yeşil bir püre istemiyorsanız şayet. :)

Bugünümde de ben bu özlediğim tadı yaptım; garip mutluluk veren, sıcacık bir yemek. Bugünlerde hep bir yemekten gittik ama haberiniz olsun, bir süre daha gideceğiz böyle sanıyorum. :) Yunanistan'dan çok güzel ve farklı bir yemek kitabı aldım, yakında bahsedeceğim ve birlikte birkaç tarif deneyeceğiz.

Sevgiler

25 Eylül 2014 Perşembe

#Gün93 : Yunan Mutfağı'ndan "Feta Saganaki"

Geiia!

100 Mutlu Gün'ün 93. günü de geride kalıyor bugün. Yine Yunan Mutfağı'nın olmazsa olmaz bir tadını denemek mutlu etti beni.

"Saganaki" aslında bir çeşit "pişirme şekli". Öyle ki, Yunan peyniri olan feta'nın saganakisi bulabildiğiniz gibi, karides saganaki de bulabilirsiniz Yunanistan'da. Bugün hazırladığım tat, yüzde yüz orijinal tarifler taranarak en temel olanın uygulanmış halidir; üstelik hemen hemen aynısını henüz tattım Selanik'te. Bu mezeyi, Yunanistan'da hemen her tavernada bulmanız da mümkün...

Efendiim, pek kolay, lezzetli bir iştah açıcı olan Feta Saganaki için ihtiyacınız olanlar: Yunan peyniri feta (olmadı mı, beyaz peynir olsun), kekik, un, yumurta ve zeytinyağı.

Bir iri dilim fetayı una ve yumurtaya bulayarak, zeytinyağı koyduğumuz tavada kızartıyoruz. Bu arada ben kekiği yumurtaya katarak harmanladım. Derken, fetalar altın rengini aldığı zaman, hani çok fazla ezmeden tabağa alıyoruz. Ben yine taze biberiye ve leziz Yunan zeytinleriyle süsledim tabağımı, bir de Yunanistan'ın kırmızı biberi olan "bukovo" ekledim. 


Ortaya böyle güzel, lezzetli bir mutluluk çıktı. :)


*

24 Eylül 2014 Çarşamba

#Gün92 : Yunanca - Diploma

Selamlar,

İki yıl oldu galiba; Yunanistan Konsolosluğu'nun üst seviyeler için düzenlediği sınav - mülakatlara katılmış, onların deyimiyle burs alarak orada Yunanca eğitimi almıştım bir - iki ay. Normalde uzun bir eğitim; fakat akşam olan dersler yüzünden eve gitmekte sıkıntı yaşadığım için devam edememiştim. Şimdiki evimiz ulaşıma daha uygun ve ben diploma almak için ölüyorum! Bu sayede hem Türkiye'de hem Hollanda'da Yunanca eğitmeni bile olabilirim sanırım; çünkü bu diploma Yunanistan'dan onaylı - resmi bir şey oluyor imiş...

Bugün Taksim'deki binaya gidip tekrar kayıt yaptırdım, cumartesi sınava gideceğim. Ayıptır söylemesi, şu mülakatları o kadar çok seviyorum ki. :) Sınav sorusunun bildiğin yerden çıkması gibi bir şey. Sohbet hiç bitmesin istiyorum, uzadıkça uzuyor, öyle bol gülmeli hani...

Geçen sefer oradaki bir çocukla girmiştik mülakat odasına; kapıdayken "Yunanca biliyor musun?" dedi, evet dedim. Her seviyeden insan sınava-mülakata girebiliyor; fakat iki yıldır başlangıç seviyesi almıyor kurum. Sınavda test soruları ve verilen konuya dair Yunanca kompozisyon yazma görevi veriliyor. Neyse, ne diyordum, çocuğa evet dedim, çekinerek "Siz?" diye sordum. Çekinerek, çünkü bağğzı insanlarda inanılmaz bir şekilde bilmediği bir şeyi bildiğini iddia etme huyu var. Bu, Yunanca konusunda çok geliyor başıma... Üç dört kere oldu, bilerek susuyorum ki utandırmayayım kimseyi istemeden, illa "Ben de biliyorum, konuşsana." diyorlar, konuşunca ışık tutulmuş bıldırcın oluyorlar. Yahu konuşamıyorsan konuşamıyorum de... O değil, mülakatı yapanlar da saf Yunan, kimi neye inandıracaksın hani. Oy, neyse. İşte bu çocuk da böyle demişti, mülakatta önce ben konuştum, sohbetler gülüşmeler derken. Çocuğa sıra geldi, inanın bana "evet" demeyi bilmiyordu. Papa, mama falan diyor, ben utandım konuşmamdan hani... Ne var canım, kalkmışsın gelmişsin buraya, bravo işte, neden bilmek zorunda olasın? Bilmiyorum de bitsin gitsin, öğren mis gibi sonra. Sosyal ağlarlada da çok görüyorum. Kızı tanıyorum mesela, cidden on kelime biliyor Yunanca veya başka bir dil; "Ana dilim gibi Allah'ım, hiç düşünmüyorum konuşurken." falan gibi şeyler yazıyor onu tanıyanlardan da çekinmeden. Ne bileyim, ne gerek var ki... Lisan öğrenmek başlı başına güzel zaten, bunun da keyfini sürebilir insan...

Neyse, bu da sosyal mesajımız olsun. Yunanca öğrenenleri ve yardımcı olmayı çok seviyorum; şimdi sınavı güzelce atlatıp uzman seviyeyi tamamlamam lazım, aşığım. :-)

Görüşürüz sevgili okur,

Melis





23 Eylül 2014 Salı

#Gün91 : Biberiye ve Kekik

Sebebini bilmiyorum. Fakat içimde biberiyeye karşı inanılmaz güzel bir his var. Seviyorum onu resmen. 

En çok istediğim şeylerden biri, saksıda taze biberiye almaktı. Çok da aramadım; fakat Türkiye'de rastlamadım. Gittim Selanik'ten aldım, 10 saat yolu saksıdaki biberiye ile birlikte geldim.

Derken, 91. günümün mutluluğunu, Yunanistan'dan getirdiğim peynir ve zeytinleri, taze dalından koparıp harmanladığım biberiye ve kekik verdi bana. Bir de zeytinyağı üzerine... İnsan yemeğe aşık olur mu?! Kokuya, verdiği hisse, bir garip şey bu dünya.


Huzur taşan fotoğraf...


*

22 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün90 : Anahtar-lık

100 Mutlu Gün'ün 90. günündeyim... Hollanda'da pizza yaparak başladığım ilk günden sonra tam üç ay geçmiş. 

Gerçekten farklı kültürleri, lisanları, geleneksel olan her şeyi çok seviyorum ve meraklı gözler ile izliyorum. Bunun yansımalarından biri olarak, bugün beni mutlu eden şey bu "amacından şaşmış" anahtarlığıma yenilerini eklemek oldu. :) Şöyle bir bakınca insana matrak bir his veriyor; lakin ağırlığı endişe verici hal almakta. :-p

Şöyle bir bakınca, önceden aldığım Yunanistanlıların yanına yenileri eklendi: Fransa, Hollanda, Belçika, Slovenya ise diğer ülkeler. Bunun yanında, yine Yunanistan'dan aldığım küçük-kirazlı şeker kutucuk, Olimpiakos ve Panagia Soumela anahtarlıkları da yeni gelenlerden.

Eh bakalım, gittiği yere kadar sayın okuyucu; en azından anahtarlarımı kaybetmem pek mümkün görünmüyor. :)



*


#Gün89 : Dakos ile Girit Mutfağı'na Yolculuk

 Müthiş Girit ezgileri eşliğinde yazdığım bu lezzetli posttan herkese merhaba...

89. günüm de uzun zamandır aklıma olan şahane bir Girit salatası hazırladım, ismi Dakos. Yunanca'da "Ntakos" olarak yazılıyor ve "dakos" olarak telaffuz ediliyor.

Bu sefer Yunanistan'a gitmeden günler önce, bu salatayı bir Yunan yemek tarifleri programında görmüş, fakat özel peksimet ekmeğini burada bulmak zor olacağı için yapmaya hiç kalkışmamıştım. Böyle küçük bir hayaldi bu; gerçek oldu. Yunanistan'da gözüm bu ekmeği aradı durdu, sonunda buldu. :)

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu ekmekli salatadan bu kadar şahane bir lezzet beklemedik hiçbirimiz. Fakat ağzımıza bir lokma attığımız anda birbirimize baktık masada; beş dakika içinde tabakta yeller esiyordu.

Bu yuvarlak peksimet ekmeklerinden bulursanız, haydi peynir de Türkiye'den olsun; deseniz ki "Ne illa Yunanistan'dan gelsin bu salataya?", cevabım kesinlikle zeytinyağı. Ben böyle bir şey görmedim... Parmağınızın ucuna bir damla alıp tadın, anında anlıyor insan ki bu yağ özel bir yerden geliyor. 


Bakalım neler yapmışız...


Salata oldukça kolay; fakat dediğim gibi, malzemelerinin basitliğinden beklenmedik bir lezzete sahip. Malzemelerimiz: Girit peksimeti, zeytinyağı, tuz, kekik, domates, kalamata zeytinleri ve beyaz peynir.


20 Eylül 2014 Cumartesi

#Gün78 & #Gün88: VOHO!

Merhabaaa!

Uf, ne çok zaman oldu. Fırsat arasam da yazmak için, günler koşuşturma içinde, pek hareketli ve heyecanlı geçti, böylece yazacak bir kucak dolusu macera ile döndüm.

Öncelikle takip edenler hatırlayacaktır, bir terslik yaşadığımdan bahsetmiştim son zamanlarda. Şimdi o zamandan bugüne dek kısaca bir bahsedeyim...

Bildiğiniz gibi bir Selanik macerası daha yaklaşıyordu. Hala Hollanda oturma iznimin süresi bitmediği için hiç vize almaya falan girişmedim elbette. Günlerden salı, cumartesiye biletim var Selanik'e... Aklımı kurcalamaya başladı, sonuçta Hollanda'da okulu bitirdim ama "Tabii ki bununla girebilirim ülkeye değil mi?" diye aradım konsolosluğu. Bir saat sonra falan ancak ulaşabildim, adam "İptal olmuş olabilir, siz Hollanda'yı arayın." dedi. Üff bir sıcak bastı aklıma, ben "Tabii ki olur canım." cümlesini duymak için aramıştım halbuki. Neyse, bir umut Hollanda'daki ofise ulaştım, kadın "Madem öğrenci değilsiniz, artık kullanamazsınız." falan diyor, bunları duyduğu için az sonra inme inecek bir Melis telefonda diretiyor: "Yani, "etik" mi değil, yoksa iptal mi oldu?!", kadın uzatıyor öğrenci değilsiniz artık işte falan diye, ben uzattıkça uzattım, sonunda sistemden baktı, okul bize artık öğrenci olmadığınızı göndermiş, diyor. Yani ne 'kart iptal evet çalışmaz' falan var ortada, ne başka kesin bir şey.

Ardından ben telefonun başında donup kalıyorum ama içimde ne ateşler. Gitmeme kaç gün kalmış zaten, haftaya işten izin almışım. Koştum ertesi güne izin aldım, vize belgelerini topladım, randevu falan derken çarşamba önce belgeler için okulda, sonra Kosmos Vize Hizmetleri'ndeyim... Vize çıkış süresi 3 gün: Perşembe, Cuma sonra Pazartesi ancak alıyorum en iyi ihtimal. Derken, ekstra bir dilekçe yazdım, pazar günü düğünümüz var iki günde verin noolur diye, zaten Yunanistan'dan davetiyem de vardı bizimkilerden, o da destek oldu biraz. Adama sordum, "Yüzde otuz cumaya alırsın." diyor... Yedi yüz kere bilet tarihi değiştirdim, o cumaya kadar ne yaşadım ben biliyorum. Neyse, cuma günü saat 4 oldu, yüz kere aradım pasaportlar geldi mi, adım var mı diye. En sonunda saat beş buçuk oldu, hiç umudum yok ama. Kadın "İsminiz var listede, pasaportunuz geliyor bugün." demez mi! Ve ekliyor "Normalde 6 gibi çıkıyoruz, belki 6.30 falan." Cuma iş çıkışı, oradan taa Osmanbey'e bir saatte mi gideceğim? Kalp krizleri... Derken bir arkadaşım metrobüse bıraktı beni, bin bir trafiğin içinde beş kilo verdim, metrobüs-metro, sokaklarda manyak gibi koşan bir Melis, böyle millete çarpa çarpa. :)) Hala gülüyorum halime ama kusura bakmayın çarptıklarım, pardon diye diye koştum.

Derken, o gün pasaportlar normalden çok geç geldiği için, adeta kan ter içinde ulaştığım, yedi milyon kez aradığım ofiste 40 dakika falan bekledikten sonra pasaportumu aldım ve geçtiğimiz cumartesi Yunanistan'a gidebildim. Dün gece de geri geldim, çok lazım gibi... :P Ama olsun, okulu bitirmem lazım sayın okuyucu, sonra bakacağız neler olacak.


Ardından bu sıkıntıları unutarak çok güzel günler geçirdim yine, salona hazırladığım fotoğraf makinesini unutmak bile üzemedi beni, telefon falan idare ettim, güzel karelerle döndüm. Bu aradaki mutlu günleri de bu yazıya sığdırmayı uygun gördüm, zira Melerence'de süper sonik Yunanistan postları ardı ardına gelmek üzere. :)

Takipte kalınız!

Sevgi ve selam,





*


10 Eylül 2014 Çarşamba

#Gün77 : Her şeyde bir hayır var mı?

#Gün77 : Her şeyde bir hayır var mı?

77. günümde enteresan bir olay yaşadım. Aslında şu an yumuşatmaya çalışıyorum... Son zamanların en şok edici, el ayak bağlayıcı üzüntülerinden birini yaşadım, Allah daha kötülerini göstermesin de tabii... Öyle ki "nazar" kavramı dahi aklıma geldi, ki enerjinin varlığına inanan bir insanım.

İlk şoku atlattıktan sonra, işleri nasıl yoluna koyarım diye birkaç hamle yaptım ve sakinleşmek üzere düşünmeye başladım. Aklımda kuvvetli bir soru... Her şeyde bir hayır var mıdır? "Şer", hayır olabilir mi? Yaşadığım zor durumun sağına soluna bakmaya başladım, belki saklanmış bir hayır vardır diye...

Bugün ise bu problemi çözmek için koşma günüydü benim için. Çok erken kalktım, İstanbul'un girdabına koştum, yani gerçekten "koştum", bir kez daha bu şehirde çocuk büyütmeyeceğimden emin oldum, işlerimi yoluna koymaya çalıştım ve akşam oluverdi... Problemimizi çözebildik mi? O üç-beş güne belli olacak... Ama başka bir şeyleri çözdük galiba sayın okuyucu.

Sanırım, evet. Sanırım, her işte bir hayır var. Bugün bu koşturma esnasında birkaç zor konuyu tesadüfen hallettim, hayata dair bir şeyler daha öğrendim, bu tarz bir durumla karşılaşırsam neler yaşayacağımı gördüm, biraz daha sıkıntı çektim, dolayısıyla biraz daha büyüdüm. Kendimi "hayrı görmeye zorlamam" işe yaradı sanırım... Bu iş gerçek sanırım.

*

8 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün76 : Valiz!

Gün 76 : Valiz!

Valiz, ne güzel kelime! 

Bazen hüzünlü de olsa durum, kapıdan geçince hayallerin heyecanı seninle işte... "Valiz"

Selanik için valizimi hazırlamaya başladım. Aslında kafamda başlayalı çok olmuştu ama, bugün faaliyete geçebildik. :)

Açıkçası bu sıralar hayat amacım haline geldi bu yolculuk, ondan sonrasına ondan sonra bakacağız diyorum... Her Selanik bir kırılma noktasıdır bende. Kararlar orada alınır, gidişat orada konuşulur, adımlar orada kesinleşir. Selanik, göründüğünden çok daha fazlası bende... Pasaportlar toplanır, sınırda Yunan askere Yunanca bir "merhaba" denir, bir tarafı mavi beyaz, bir tarafı kırmızı beyaz boyalı köprüden geçilir, hava değişir, Yunanca radyolar çekmeye başlar her bir kilometrede. Yunan numaram takılır, bizimkiler aranır, "Sabah unutma sakın beni!!" diye dırdır edilir, yol boyunca arada hayallerle uykuya dalınır... 



Eh! Haydi bitsin şu hafta. 

Mutluyuuuuuum!

*




#Gün75 : Kıyafetlerini seçtiğin gibi...

#Gün75 : Kıyafetlerini seçtiğin gibi...

"Kıyafetlerini seçtiğin gibi, mutlu olup olmamayı da seçebilirsin." diye okudum bir yerde.

Zor geldi bana önce. Yani, duygularımızın, olaylara verdiğimiz tepkilerin bir çeşit oyun, basit bir sistem olduğunu kabul ediyorum. Bakış açısı, aynı olayı bambaşka hale getirebiliyor. Ama bizim oynamamız mümkün müydü duygularımızla? Denedim.

Bir şeye canım sıkıldı gerçekten, ardından ise bu şeye canım sıkıldığı için çok canım sıkıldı. Anlatabiliyor muyum? :) Bir yandan önemsiz olduğunu düşünürken bir tarafım, diğer yandan üstüme geldi durum. Sonra bu sözü hatırladım. Dedim ki, mutluyum be. Ne olacak, mutluyum! Sonra salak gibi sırıttım. Karşımda da ayna vardı, kendimi gördüm gülerken. O an içimi bir pozitiflik kapladı, dedim ki "İşte budur...", olay budur. Birden bire üzerime bir palto gibi sardığım ağır, sıkıntılı kürkü atıverdim ve ferahlık doldu dört bir yan. Artık katılıyorum, kıyafetlerinizi seçtiğiniz gibi, mutlu olup olmamayı da, duygularınızı da seçebilirsiniz. 

İnanın ve sadece yapın. "Neden böyle hissedeyim ki be?" deyin beyninize. Tamam, çok mucizevi bir yapı beyin; ama bir o kadar da çocuksu. Siz neyi inanarak söylerseniz, o da inanmaya, kalbe "Sorun yok kalpciğim." mesajı vermeye hazır.

Kısacık, güzelcik bir hayat... Sağlık olsun, başka her şey hallolur.

Sevgiler,

Melis