30 Temmuz 2014 Çarşamba

#Gün35

Gün 35 : Kendine ufak bir tatil ayarla.

Ben Yunanistan'aaaa! 

Bu defa bir adaya; yalnız, huzurlu, mavi ve her zamanki çok heyecanlı. :)

Hollanda oturma iznim bitmeden vizesiz, tasasız bir Yunanistan gezisi düşünüyordum. Bu yüzden yakında Kavala ve Thassos's gitmeyi planlıyorum; bir de, henüz bahsetmenin erken olduğunu düşündüğüm bir mevzu var ki, mutlaka Thassos'a gitmem lazım bunun için, orada aradığım ilhamı bulacağıma var gücümle inanıyorum, konuşuruz bunları. :)

Kavala'ya daha önce gittim ama, Thassos ile ilk kez tanışacağım; eğer aranızda bu güzel adayı görme fırsatı bulmuş olan varsa, tavsiyelerini bekler, fikirlerinizi duymaktan pek memnun olurum. 

Thassos'tan bir fotoğraf ile...


*

#Gün34

Gün 34 : Ajanda tut... Gerçekten.

Evet, bu zamana dek genelde günler geçtikten sonra geriye dönüp yazıyordum ne yaptığımı. :) Ama bu kez "gerçekten". Hollanda'da öğrendiğim en önemli şeylerden biri düzenli olmanın önemi oldu ve özellikle iş hayatındaki düzen için adeta Hollandalıların geleneği haline gelmiş ajanda tutma işine, yine bu ülkeden aldığım tatlı, mutlu edici bir defter ile başlıyorum.


*

29 Temmuz 2014 Salı

Nikos Kazancakis, Zorba'ya Dair

"Deniz, sonbaharın tadı, ışıkla yıkanan adalar, Yunanistan'ın ölümsüz çıplaklığını örten, ince yağmurdan oluşmuş, saydam bir tül. "Ölmeden Ege Denizi'ni gezen insana ne mutlu." diye düşünüyordum."

Sonbahar, 1927
Nikos Kazancakis'in pek meşhur eseri, Zorba. Girit'te geçen, hayatı düşüncelerle delik deşik eden, garip, gerçek, yüreğe gidiş, bin türlü his koyan, çok güçlü bir kitap. Yıllar yılı internette, raflarda görürdüm bu kitabı. Fakat geçtiğimiz günlerde, üç gün boyunca o kadar çok karşıma çıktı ki bu hayat el kitabı; evden çıktım, Zorba'yı aldım, geldim, başladım. Maalesef, çabucak, sular gibi bitiverdi... 

Kitabın en büyük özelliği, bir kez daha düşündürüyor size hayatı, düzeni, doğruyu, yanlışı... Elbette kişiliğinize, hayatı yorumlayışınıza da bağlı; fakat bana çok iyi geldi bu kitap. Bazen gözlerim doldu, bazen sesli biçimde güldüm, bazen "Ah yaa..." derken buldum kendimi. Bir de blog içinde hakkında yazdığım birkaç şeye de değinmiş Zorba, "Hay yaşa!" diye diye gözlerim doldu... İnandım ben bu kitaba.

Bu arada, internette bir yerde "Zorba aslında yazarın kendisidir." diyordu; fakat Yunanca kaynaklarda, böyle bir adamın gerçekten var olduğu ve adının Giannis (Yanis) olduğunu, Kazancakis'in bu adamdan etkilenerek kitabı yazdığını buldum.

Almanya, Duisburg İzlenimlerim

Baharda, Almanya'nın Hollanda'ya en yakın bölgelerinden biri olan Duisburg şehrine gittik. O kadar kısa sürede vardık ki "başka bir ülkeye", o zamanda normalde İstanbul'dan çıkmak ancak mümkün olurdu sanırım. Fakat Hollanda'ya bu kadar yakın olmasına rağmen, bambaşka bir dünya ile karşılaştık bu şehirde.

Öncelikle ben bir tane Alman görmedim sokakta. Adeta Türkiye olmuş bu şehir; Türkçe isimli marketler, dönerciler, mobilyacılar... Her yandan Türkçe diyaloglar duyuluyor, evler, yapılar çok eski ve bir Hitler Dönemi havası var tüm sokaklarda. Eksi taş binalar rutubetten renk değiştirmiş, hava kapalı, insanlar mutsuz görünüyor. Açıkçası ben bir yandan Duisburg'da kendimi çok "güvensiz" hissettim. Fakat çarşıya vardığımızda, daha ferah bir sokak ve yol üzerinde akordeon çalan adam, biraz olsun mutluluk saldı içime.

Hollanda'dan Almanya'ya geçerken, AB ülkelerinde olduğu gibi, yine bir pasaport kontrolü vesaire bulunmuyor; öylece geçiyorsunuz. Daha önce dediğimiz gibi; adeta Avrupa büyük bir ülke, ülkeleri şehir.


28 Temmuz 2014 Pazartesi

Deniz ile Bir Gün

Özellikle son günlerde kalbimde büyük fırtına var; deniz fırtınası! 

Ama bir başka bu defa... Sonu ne olacak bilmem de, maviye çıkacağı kesin. 

Ömür harcamak yaptığımız, başka şey değil. Bana öyle geliyor ki, "modern" dünyada mutluluk, huzur yok. Ege, Ege ve Ege...

O zamana dek idare ediyoruz diyelim. Bugün Karadeniz kıyısındaki, adını çok duyduğumuz Ormanlı'ya gittik. Herhalde dün akşam fırtına varmış ki, deniz inanılmaz dalgalı ve hafif bulanıktı. Yüzmeyi bırakın, suya girip ayakta durmak bile mümkün değildi hani. Bu yüzden biraz kumlarda yürüdük, ürkütücüydü su. Taşlara dokunduk en azından, tam bir Karadeniz uğultusu vardı, kulaklarımızı doldurduk bol bol. Ardından Marmara kıyısında bir yere gidip biraz yüzdük... Pek şükür tabii, fakat geçen yaz gittiğim Xalkidiki'nin denizini aklımdan çıkaramadım buradaki denize girince. 


Önce geçen yazdan, Xalkidiki'den iki mavi kare gelsin...


100 Mutlu Gün #Gün33

Gün 33 : Deniz!

Mümkünse yalnız.

Veya "en" sevdiğinle. 

Ama, ne olursa olsun, deniz o büyük uğultusuyla kafanda dolanıp duran fani problemlerini silip götürecek... Ne mutlu denizle kalana! Kendime söz olsun, bir gün onlardan olacağım.



*


#Gün32 : Denize doğru hazırlan...

Gün 32 : Denize doğru hazırlan...

Hayatta "her şey" hemen hiçbir zaman kötü gitmez; fakat böyle bir durum olsa bile, bir anda insanı her şeyden kurtaracak, ayaklarının yerden yükseldiğini hissettirecek tek şey belki, deniz. Ses, his, rüzgar, kelimeler; mavilikte gizlenmiş hayatın özü. 

Gariptir, Ege Denizi bende başka bir his uyandırır; hayatın anlamını çözmüş gibi, sorunlar listesini boşaltmış gibi, sadece Ege ve ben. Bu defa Ege'de değiliz ama, deniz denizdir... Ama Ege, Ege'dir.

*

27 Temmuz 2014 Pazar

#Gün31

Gün 31 : Başladığın bir işi bitir.

Mutluluk demek zor, ama Zorba bitti. Son 20 sayfayı bitmesin diye yavaş okumak istedim, ama su gibi geçti merak ile. Sonu üzücü değil ama, gülümseten bir hüzün ile bitti... Zorba bana çok şey öğretti, çok şey hatırlattı. O ne gerçek olmayan roman kahramanları kadar mükemmeldi, ne tam aksi. Elbette, bunun için ayrıca yazacağım; başladığım güzel bir hikayeyi bitirdim bu günde, mutluyum.



*


25 Temmuz 2014 Cuma

Yunanistan'dan Alınacak En Güzel Hediye

Yunanistan'a gittiniz, her şey masmavi bir rüya gibi... Gitmeye vakti yaklaşmaya başladıkça aklınıza bir soru düşüyor; onca insana nasıl bir hediye götürebilirim ki hem değerli olsun, hem de ekonomik olarak yakıcı olmasın. İşte cevap!

Yunanistan'dan alınacak en güzel ve en uygun hediyelerden biri; Olympos Dağı'nda toplanmış, kokusuyla bugüne dek kekik nedir bilmediğinizi kanıtlayan, 2 Euro'luk fiyatı ile çok da cep yakmayan, müthiş anlamlı, taptaze bir kekik demeti. Aylarca kullandım bu güzel kokulu tazeliği... Kokusunu tarif edemiyorum; fakat biliniz ki, hayatımda ilk kez tanıştığım bir kokuydu. Bu sefer gidince birkaç tane alacağım, baka koklaya mutlu ediyor insanı... Tavsiyelerimle.



*


100 Mutlu Gün #Gün30

Bir ay önce Hollanda'da başladım 100 Mutlu Gün'e... Bugün 30 oldu.

Gün 30 : Yaz.

İlkokulda pek yakışıklı, az gülen bir Türkçe öğretmenimiz vardı. "Asalet" kelimesinin bedene bürünmüş haliydi, iyi de adamdı. 

Bir defa, hikaye yazmamızı istedi bizden. Anlayamıyordum etrafımdakiler neden bu kadar zorlanıyordu yazarken, bir "yazma ödevi" olduğunda başvurulan ilk adres olurdum. Bilmiyorum şimdi, ben de mi bir şey vardı, onlarda mı o şey yoktu; öyle olurdu işte. Velhasıl, İzmir'de bulduğumuz bebecik bir kedi yavrusunun çamaşır sepeti içine serdiğim yumuşak kumaşın üzerinde ölüşünü, mahallenin çocukları ile onu gömüşümüzü, yattığı kumaşı mezarın etrafına sarışımızı ve o dönem o bölgede çok olan "çingene" sıfatlı kardeşlerden biri o kumaşı alırsa ona lanet edeceğimizi nasıl büyük bir ciddiyet ile tartıştığımızı yazmıştım. Hikayenin adı "İlk Lanetim" idi. Çünkü bir zaman sonra mezara bakmaya gittiğimde, kumaşın orada olmadığını görüp "Lanet olsun..." demiştim. Aslında dememiştim, sadece üzülmüştüm; fakat hikayeye bir başlık lazımdı, o yüzden demişim gibi yazmıştım. Şu an ne kadar komik olduğumu anlıyorum; fakat öğretmen hafif bir sırıtma ile etkilendiğini göstermişti. İşin özü, yazarken ellerimden kayıveriyor sözcükler. Çoğu zaman "içeriden" anlayamıyorum saçmalıyor muyum, hani ilk lanet misali. Fakat umrumda olan, hissettiğim tek şey yazmanın dünyaya gönderilirken kişiliğime, ellerime, yüreğime eklenen bir "malzeme" olduğu.

Birkaç gündür, kendimi bildim bileli sorguladığım bir şeyin üzerine çok gider oldum. Bunda okuduğum kitabın etkisi büyük, yaramı deşiyor, ben bakmadıkça o tarafa, tutuyor çenemi, çeviriyor zorla. Bir çeşit sıkıntı bıraktı içime bu durum; yalnız bir güvercinin gurlaması gibi sesli sesli söylenir buldum kendimi: "Yazmam lazım... Yazmam lazım..." 

Hayatımdaki (şayet farkındaysam) önemli anlardan önce, mutluluk anlarımdan, iş görüşmelerinden önce, küçük de olsa bir kağıt, olmadı peçete bulup ne hissettiğimi yazarım. Bazen bir ben anlayayım diye Yunanca da yazarım; fakat Türkçe'nin o "tanıdık hissi" daha güzel ifade ediyor zihnimi.

Eskiden insanların boktan doğasına dair yazardım ama, bıraktım artık onu. Zorba'nın dediği gibi, "İnsan canavar be patron!..." demeye başladı artık zihnim; uğraşmayı, anlatmayı bıraktım. Benim de var canavar yanlarım, olmaz mı... Fakat en azından insanlara gülümsemeye, günaydın, iyi akşamlar demeye gayret ederim. Öyle bedenler tanıyorum ki günden güne, üzülüyorum ben bu insanoğluna be arkadaş. Çok üzülüyorum.

Varsa şöyle Osho'nun bahsettiği meşhur çarpışmalar sağ çıktığın bir sevdiğin; bir o lazım sana, bir de deniz. Varsa, limon, portakal ağacı kokusu da iyi olur... Bir de ateş yakmaya birkaç paçavra. Mavi bir şeyler. 

Baktım şu fotoğraflara; zaman dursun diye ciddi ciddi dualar ettiğim, mutluluktan ölme değil, adeta "geberme" noktasına geldiğim, "Tamam, artık daha fazlasında gözüm yok hayatta, buracıkta ölsem sevinçtir bana, gururdur!" dediğim tüm anlar, tüm yerler Yunanistan'da gerçekleşmiş. Sol üstte Liana'nın doğum günüydü, taptaze ayçiçekleri almıştık bir sefer. Sol altta henüz inmiştim otobüsten, Selanik havasını koklar, şükrederken. Sağ üstte Halkidiki'ye gitmiş, ağaçtan buram buram aşk kokan zeytin dalını koparmış, saçlarıma takmıştım. Sağ altta ise Selanik Sahili'nde deniz kabuklarının arasında mutluluktan komaya girmek üzere idim. Mesaj mıdır bunlar? Apaçık!

Ne yapıp edip, Ege'ye göçmeli bu Melis kuşu... Gidip orada yazadurmalı hayatının aşk dolu anlarını, nefes alışlarını.

*



100 Mutlu Gün'de #Gün29

Gün 29 : Zorba'm

Yoğun, bir garip iş günü; serviste, yemekte, bulduğum her boş anda elimde, bir deli Zorba. Uygunsuzluğuyla, neşesiyle, içimde bastırmaya çalıştığım gidiş ateşini kızdırıp duran, üstüne attığım toprağı eşeleyen, tekrar açan, iyi mi kötü mü ediyor bir türlü anlayamadığım bir Zorba. Bugün benim mutluluğum sendendir, sözlerindendir, "Hay yaşa!" deyişimdendir.

"Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'tür, bu Bulgar'dır ve bu Yunan'dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgar'mış ya da bilmem neymiş. Şimdi sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be. Hepimiz kurtların yiyeceği etiz."

*

#Gün28 : Selanik'ten Canlı Yayın

Gün 28 : Bir fotoğraf ile mutlu ol.

Sadece tek bir kare ile, yüreğine bin türlü his, hayal koyan tek bir fotoğraf ile.

Bugünün mutluluğunu Liana armağan etti bana; her yaz gidip bir süre kaldığım, Selanik'in tadını, aşkını birlikte çıkardığımız üç güzel kardeşimden ortanca olan. İşe giderken Aristotelous Meydanı'ndan bir fotoğraf çekmiş, "Kalimeraa!" demiş. Bir fotoğraf bin hayal, bin kelime, suskunluk, minnet.


*


23 Temmuz 2014 Çarşamba

#Gün27



Gün 27 : #GoHard

Sonunda dediklerimi birebir uyguluyorum yaşamımda. Bu aralar dört bir yandan koşturuyor, nihayet ki, uyumaya hazırlanırken çok yorgun oluyorum. İki haftamı bitirdiğim işimde kimlik kartımın (sonunda) çıkması, bugünkü mutluluğum oldu. Gerçekten hiç ama hiiç iş hayatı taraftarı değilim, hayat harcamak gibi geliyor bana. Ama dünyanın düzeni -en azından şimdilik- belli, bu nedenle #GoHard 'a devam ediyoruz.


#Gün26 A Re Zorba!

Gün 26 : Bir yazara tutul.

Çok duyar, görürdüm bugüne kadar. Fakat adeta ilahi bir biçimde, birkaç saat içinde karşıma çıkan alıntılar, beni dışarı sürükleyip, Zorba'yı aldırıp eve getirdi. Ben bu yazara tutuldum.

O kadar içimde gizli düşünce ve yargıları ortaya döken bir adam ki, keşke tanısaydım. Bir de keşke, üç ay önce Selanik'te kitapçıda gördüğüm Zorba'yı orjinal dilinde alsaydım. Fakat olsun, okurken sürekli bu cümlenin aslı nasıldır diye düşünüp dursam da, Yunanca'sını da mutlaka alacağım. Bu adamı, bu kitabı kendi dilinden okuyabilmek ise, açıklanamaz güzellikte.

Zorba'm der ki;

"Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu." 

"Βεβαιώθηκα πάλι πόσο η ευτυχία είναι πράγμα απλό και λιτοδίαιτο - ένα ποτήρι κρασί, ένα κάστανο, ένα φτωχικό μαγκαλάκι, η βουή της θάλασσας· τίποτα άλλο. Χρειάζεται μονάχα, για να νιώσεις πως όλα τούτα είναι ευτυχία, μια καρδιά απλή και λιτοδίαιτη." 


*


20 Temmuz 2014 Pazar

Swedish Coffee Point, Cihangir

Az ve öz bir arkadaş grubum var; ben (malum) Yunan dili ve kültürü insanı, Çağıl Fransasever-Fransızca öğrencisi, Busem ise İskandinavya ve özellikle İsveç sevdalısı. Bu nedenle gittiğimiz mekanlar genelde Fransız Kültür Merkezi, Yunan kafe-restoranları ve İskandinavya veya Irish Bar olarak değişiyor. :) Bu gün de Busem'in sponsorluğunda yeni bir yer keşfettik: Swedish Coffee Point.

İsveç'te yaşayan Türk çift, burada yürüttükleri işlerini İstanbul'a taşımaya karar veriyor ve İstanbul Cihangir'e, kahve çekirdekleri İsveç'ten gelen, taze kahve kokulu, huzurlu bir mekan açıyor.


#Gün25 : Yeni bir yer keşfet.

Hafta o kadar yoğun geçiyor ki, cumartesileri değişik bir şeyler yapıp pazar dinlenmek gelenek haline gelmeye başladı. Fakat hafta sonu hiçbir şey yapmadan evde oturursam, pek güzel olmuyor açıkçası. İnsan az da olsa bir nefes almak, dostlarla bir araya gelmek, güç depolamak istiyor. Bugün bende tam olarak bunu yaptım. 

Gün 25 : Yeni bir yer keşfet.

Cihangir'deki bir İsveç kafesine gittik bugün, ki ayrıntısını yazacağım. Buraya kahvelerin çoğu İsveç'ten geliyor ve çok hoş, huzurlu bir ortamı var. Yeni hafta için hazırım!


*


19 Temmuz 2014 Cumartesi

#Gün 24 : Biriktirdiklerim...

Gün 24 : Biriktirdiklerim...

24. günümde pek mutluydum. 

Bloğu az çok takip edenler bilir; Yunanca'ya karşı sevgim büyük ve bu lisanı kendi çabamla öğrendim. Yıllar içinde aşkla biriktirdiğim tüm bu tecrübe, beni bugün yine mutlu etti. Birlikte Yunanca'nın güzel dünyasına adım atacağımız üç yeni öğrencim var şimdi; bu gün içinde onlar için ders notları, alıştırmalar hazırladım. Biriktirdiğim ne varsa kullandım, paylaştım. Dilerim yakında Yunanca konuşabilen, bu ayrıcalığa sahip insanlar olacaklar küçük yardımlarımla. Bu mutluluk Top 5'e girer. :)


*

Gün #23

Gün 23 : Yapabileceğin en iyi şeyi yap.

23. günde buna dair çok kafa yordum doğrusu. Yakında okulda son yılım başlayacak ve aynı zamanda çalışıyor olacağım. Hayatımda ilk defa (Nazar değmesin.) bu kadar verimli bir tempoda yaşamayı, söylediklerimi gerçekleştirmeyi böylesine tamı tamına başardım. #GoHard devam etmekte. :) Bunun yanında, elbette bu durum kuvvetli bir yorgunluk olarak geri dönüyor bedene ve zihne. Fakat ben bu günümde, kendime "Seçim senin. Şu an çalışmasan ne yapardın?" diye sordum ve şu an yapabileceğim en iyi şeyin çalışmak olduğunu gördüm. Hayat her zaman süt ve bal değil, memnunum yorgunluklardan... Vermezsen, alamazsın.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

100 Mutlu Gün #Gün22

Gün 22 : Lisanını anlamadığın bir şarkıda huzur bul.

Yıllar önce keşfettim bu şarkıyı, grubu. Bana çok huzur veren, hayal kurdurmaya yardımcı, şahane bir Ermenice şarkı dinleyeceksiniz şimdi. Bir de Flamenco versiyonunu yapmış Allah'ın bir cennetlik kulu, çok mutlu oluyorum dinlerken... Grup oldukça kalabalık, çok güzel enerjili insanlardan oluşuyor; ismi Element Band. Diğer şarkılarına da mutlaka bakmanızı öneririm... Bunları yazarken hala dinliyorum. :)

*



100 Mutlu Gün #Gün21

21. gün kesinlikle zor bir gündü. Doğrusu, çok şikayetim yok fakat günlerdir 5 saat uyuyabiliyorum ve kafam bir garip. Bunları yazarken ne kadar yorgun olduğumu anlatamam. Ama oturup düşününce, şu an yapabileceğim en iyi şeyi yapıyorum çalışarak, o yüzden içim rahat. Bir de, bu temponun arasında işten eve, evden Küçükçiftlik Park'a, Neil Young'a gittiysem, durumlar çok vahim değil sanırım. 

Gün 21 : Konsere git.

Hafif bir yağmur eşliğinde, bu güzel adamın güzel sesini dinledik; her şey çok güzeldi ve baştan aşağı değdi. Bir de sevdiğin güzel kalpli insanlarla birlikte olunca, tam bir terapi oluyor zorluklara karşı. Haftasonu ayrıntısını yazacağım, ama şimdi uyumayacağım da, direkt öleceğim müsadenizle. Görüşürüz gençler. :)


#Gün20

20. gün en kısa, net ve belki de en önemli mutluluk. 

Gün 20 : Yaşıyorum.

"Kötü" demek istemiyorum; fakat çok yoğun ve zor bir gün oldu baştan aşağı. Bu nedenle hala var olduğum için mutluyum, diğer sabah her şey daha kolay görünür daima.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Dinle biraz...

Osho der ki; iki insan tanıştığında, iki dünya çarpışır.

Bazen çok şiddetli olur bu çarpışma, savaş gibi. O kadar farklıdır ki bu iki dünya birbirinden; ya birbirlerinin eksiklerini tamamlar iken aşka düşer, ya farklılıklar altında ezilir, başka yollara gider. Çarpışmalardan korktuğumdan değil ama, çok insan yanlısı değilim ben.

Hollandalılarla ilgili yaptığım en yerinde eleştiri şu oldu sanırım: "Hatır" kavramı yok onlarda. Eğer bir şeyi kişisel olarak istemiyorlarsa, "Üzgünüm ama istemiyorum, hayır." diyorlar. Bizim alıştığımız kültürde ise "katlanmak" vardır. Birileri için, hatır için, kırılmasınlar diye, mecburiyetten; bir şekilde, bir sebepten katlanmak.

Önceleri bu tespite çok "cık cık" ederdim; fakat şimdi güzel bir yanını görüyorum. Biz de hatır kavramı derken, istemediğimiz şeyleri yaptığımız, sürekli bir şeylere katlandığımız için bunca arkadan iş çevirme. "Hayır." demek isterken "Belki..." dediğimiz için bunca kalp zorlanması, bıkkınlık ve lüzumsuz duygular. Sırf kendinden büyük biri söylüyor diye aptalca bir şeyi doğru saymak, kendini inanmaya zorlamak sebep nefrete, uzaklaşmaya. Hatır deyince hoşlukla dolardı içim, şimdi başka bir yüzünü farkettim.

Size aptal bir sır vereyim; örneğin iş hayatında, insanlara karşı çok iyi, fedakar olursanız, size saygı duymuyorlar. Tecrübeyle sabit. Hafif sert, fevri davrandığınızda, etrafınızdaki insanlar pis kokuya koşan sinekler gibi artıyor; hükmedilmekten, bir liderleri olmasından acı çekmeyi seven yaratıklar gibi hoşlanıyorlar. "İyilik, fedakarlık" yaramıyor insanlara, inanın. Bu yüzden ki bembeyaz çocuklar büyüdükçe kirleniyor ve anlıyor ki dünya onlar kadar pak değil. Yaşamaya, ayakta durmaya tek çare daha sert konuşmak, hayıra hayır demek, katlanmamak oluveriyor. 

Ne iyi olmayın demeye varıyor ağzım, ne iyi olun demeye yüreğim. Türkiye kültürünün en büyük eksikliği nezaket... Bundandır ayrılış sebebim.

*



13 Temmuz 2014 Pazar

100 Mutlu Gün #Gün19

19. gün, diğer günler gibi yine çok mutlu etti beni; sanırım ben tam bir anıseverim.

Gün 19 : Koleksiyon yap, anılar biriktir.

Birçok yazıda belirttiğim gibi, bana gittiğim yerleri, edindiğim tecrübeleri hatırlatan hemen her şeyi saklıyorum. Bu yıl Selanik'e gittiğimde ise, aklıma çocukluk yıllarımda yaptığım bir koleksiyona geri dönmek geldi; gittiğim yerlerden aldığım peçeteleri tekrar biriktirmeye başladım, arka taraflarında küçük notlar ve tarihler ile...

29 Nisan 2014: Selanik'te koleksiyona başlamaya karar verdiğim ilk peçete şahane bir souvlakiciden.



Selanik'ten Amsterdam'a dönerken, hayatımın en güzel yolculuğundan.


Hollanda'nın en eski ve en meşhur fast food markalarından biri olan FEBO'dan. 


Okul ile gittiğimiz bir case day'den.


Hollanda Meclisi'ni ziyaret gününden, Hollanda'da yine çok popüler bir mekan.


Ayrıca yazacağım, Yunanistan'ın en ünlü kafe zinciri Mikel'den; internet sitelerinden aldığım bilgiye göre şu an 99 şubeleri var.



*

12 Temmuz 2014 Cumartesi

100 Mutlu Gün #Gün18

100 Mutlu Gün'ün ilk günü dün gibi, 18 olmuş. Ne mutlu. :) Bu aralar demem o ya, #GoHard günlerindeyim...

Gün 18 : Hedef koy, yüksel.

Sanırım hayatımda bir kere yaşadım bunu. Çok büyük bir hedefim vardı, ne mutlu ki başardım onu. Fakat hayatımı o kadar bu hedefe odaklamıştım ki, bunu başardıktan sonra "E, şimdi ne için yaşayacağım ben?" hissi sardı ruhumu. Bu histen sonra hemen kendimle bir toplantı yaptım ve ne istediğimi sordum hayatta. Buna göre de kabataslak bir yol çizip yeni hedeflerimi belirledim. Bu mevzu bana insanın bir hedefinin olmasının, nereye gittiğini bilmesinin önemini hatırlattı tekrar. Bugün hedeflerim doğrultusunda güzel bir araştırma yaptım; son yıl ortalamam ne olmalı, nelere ihtiyacım var etraflıca düşündüm. Yeni bir hafta geliyor, planım tamam ve koşturmaya hazırım. :)

Dilerim hayatınızın her döneminde bir hedefiniz olur ve küçük adımlarla büyük mesafeler alarak hayallerinize ulaşırsınız.

Sevgiyle

Hollanda: Nijmegen'da Bir Gün

Hollanda'nın doğusunda bulunan Nijmegen'a gittiğimizde, buradaki hemen her şehir gibi, evler ve doğa çok güzeldi. Önce bir markete giderek pikniksel faaliyet için zemin hazırladık. :) Ardından güzel bir göl kıyısı bulduk, oldukça kalabalık ve hoş bir yerdi. Fakat burada gördüğüm bazı manzaralar Hollandalılar için üzülmeme neden oldu, bazıları ise beni mutlu etti. Nijmegen'a gelirsek, yaşanılası bir şehir.

Şehre girdiğimizde karşımıza çıkan güzel bir yapı.


100 Mutlu Gün #Gün17

Açık konuşacağım, 17. günümdeki en büyük mutluluk şuydu...

Gün 17 : Cumaaaaa!

Bence cumalara sevinmek işini sevmemekle alakalı değil. Mesela baletsindir, ömrün dans ile geçmiştir, cuma günü yine sevinirsin, nefes alıyor insan gerçekten. Bu nedenle, cumartesi günü çalışanlar, acilen isyan edin!

Bir de birkaç gündür bir yerlere gitmek istiyorum, bir adaya. Şimdi birkaç ay oturma iznimin süresi de devam ettiği için Yunanistan'da farklı bir yer göreyim istiyorum rahat rahat. Kavala'ya daha önce gittim ama oraya çok yakın olan masmavi Thassos Adası'nı görmedim. Bu var aklımda ama, giden varsa bir tavsiyenizi alırım. :)

Doeiii!

10 Temmuz 2014 Perşembe

100 Mutlu Gün #Gün16

Bugün yeni işimde ikinci günümdü. Yorulmaksa yoruluyorum; ama şımarıklık yapmaya hiç niyetim yok. Her şey tam yerinde... 10 yaşında çocuk gibi evde yatıp anne-babasından beslenen biri olmamak için yorulmak gerekiyor. Evet, bu mesajım evdeki "eşek kadar olmuş çocuklara".

Gün 16 : İşte de mutlu ol.

Her ne kadar henüz çok yeni olsa da, şu anki işimi seviyorum. Üstelik insanlar da gayet iyi, samimi. Zaman ne getirir bilinmez; ama bu aralar sloganım #DontStop and #GoHard hani. Bizden uzak diye, haberimiz, bire bir iletişimimiz yok diye ağrı dolu 12-13 saatlik çalışma süresi olan insanlar yok olmuyor. Dolayısıyla, şımarıklık yapmaya niyetim hiç, ama hiç yok. Mızmızlanmayı bırakıp işte de mutlu olma vakti. Bu gayeme yardımcı birkaç güzel obje koydum masama bu nedenle... Yunanistan'dan aldığım şahane zeytinlerin varlığını kalemlik olarak sürdüren kutusu, pek favorim Amsterdam evleri gibi sevimli ve dar kupam, son zamanların yıldızı termosum, anılarla dolu birkaç defter... Mutlu olmak zor değil, gerçekten. Vakit ağlaşmayı kesip ayağa kalkma vakti. 

Hayat kolay değil; o zaman her şey normal.

*

Edit: Pek sevdiğim arkadaşım Çağıl'dan bir #Gün16 fotoğrafı geldi! Böyle bir akım başlatır mıyız bilmem; ama buyurun size bir mutlu iş fotoğrafı daha. :)



9 Temmuz 2014 Çarşamba

#Gün15 : Ayaklarının üzerine dur.

Ayaklarının üzerinde dur, kendi ayaklarının.

Bugün işe başladım. Yoğun ve daha yoğun olacak biliyorum; fakat zaman koşma zamanı... Üstelik çalışmaya başladığım yere de severek girdim, bundan sonrası sabır, güç, istek... Kafamda dönen hayal-plan arası düşüncelerin gerçek olması yolunda, bu yıl okulum da bitiyor, ne mutlu!

Şimdi hayatım biraz daha farklı olacak, daha yoğun ama daha "doğru". 

Fakat mutluluklar bitmiyor sayın okuyucu, bir şekilde severek yapacağız ne yaparsak. :)

Görüşmek üzere.

#Gün14 : Geleceğine yatırım yap.

14. günüm koşarak geçti. Manevi bir yatırım için... Kağıtlar, belgeler, hastane; her şeyi sığdırdım bir güne. 

Üstelik bugün 100 Mutlu Gün'ün ikinci haftası bitti. Hollanda'da pizza yaparak başladım bu mutlu günlere, İstanbul'da tuğlalar koyarak geleceğe, devam ediyorum. Nedeni 15. günde...



#Gün13 : Toprağa bir tohum ek, izle.

100 Mutlu Gün'de 13. gün çok güzel ve uzun vadeli bir mutluluğa ev sahipliği yaptı.

Gün 13 : Toprağa bir tohum ek, izle.

Ben ayçiçeği ektim. Her gün bir bebeğe bakar gibi bakıyorum, suluyorum, tohumlardan taptaze yeşil filizlerin çıkmasını bekliyorum. Bir göreyim, size de göstereceğim. :)



*

6 Temmuz 2014 Pazar

100 Mutlu Gün #Gün12

Karışıklık, dağınıklık insanın zihnini yoran en temel problemlerden. Tertemiz, ferah bir mekana girince ve dağınık, depo gibi bir mekana girince dünyaya bakışı bile değişiyor insanın; bu bazen iyi bazen kötü ama, beyni kandırmak çok kolay.

Gün 12 : Ayıkla, azalt.

Bugün ihtiyacım olmayan eşyaları ayıkladım, yaşam alanımı sadeleştirmeye devam ettim. Bunlardan bazıları başka dolaplara kalktı, bazıları ise ihtiyacı olan kimselere verilmek üzere paketlenecek. Her ne kadar ıvır zıvırı çok seven biri de olsam, sade bir ortamın insana huzur verdiğini kabul ediyorum! Yarınki güzel mutlulukla görüşmek üzere.




5 Temmuz 2014 Cumartesi

100 Mutlu Gün #Gün12

Bugün bana çok iyi geldi. Tam bir mutluluktu baştan başa. 


Gün 12 : Arkadaşlar ile...

Cihangir'deki Kalimera Cihangir isimli minik, mutlu kafede pek sevdiğim arkadaşlarımla vakit geçirdim; mutluluklara kapılar araladık. Biri İsveççe, biri Fransızca, biri İngilizce ile uğraşır durur; ben Yunanca, bir kültür çorbası, inanılmaz eğlenceli ve anlam dolu saatler birlikte. Tabii mekan da ayrı sevimli, kendi halinde, rengarenk... Yazacağım Kalimera Cihangir'i.

*



100 Mutlu Gün #Gün11

Bu aralar mutluluklarımı ruhumu, kendimi geliştirmeye yönelik seçiyorum sanırım. Bugünkü mutluluğum da lisan öğrenimi ile ilgili, pek güzel bir taktik.

Gün 11 : Çalıştığın lisanda, her gün 8 "ciddi" kelime öğren.

Başladım bile; kelimeleri seçmesi ayrı keyifli! Şu an Yunanca ve İngilizce için yapıyorum bunu. Lakin bir an önce Hollandaca için de uygulama niyetindeyim, en azından dört kelime ile başlanabilir. Kesinlikle işe yarıyor, akşama kadar defalarca okuyorum kelimeleri ve örnek cümleler ile pekişmesi çok kolay oluyor. Devam!


4 Temmuz 2014 Cuma

Belçika: Brüksel'de Ikinci Gün


Belçika: Brüksel'de Birinci Gün yazısı ile başladığımız üç günlük maceranın ikinci günü ile devam ediyoruz.

Hostelde, güzel bir kahvaltı ile başlayan gün oldukça uzun olacak; fakat ne mutlu ki hava şahane! Hostelimizi tekrar tekrar tavsiye ediyorum, çok memnun kaldık. Ayrıntılı bilgiye birinci yazıdan ulaşabilirsiniz. 


"Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı."


Su, çikolata, enerji depolama niyeti ile yakındaki markete gittik önce. Kasadaki beyler Türk, bakışlarından anlıyorum gerçekten. :) 
Burada Brüksel'in kimliğini daha iyi anlamanız için bir fotoğraf var; market kataloğu Hollandaca ve Fransızca olarak basılmış.


Avrupa Parlamentosu'na gideceğiz bugün; fakat öğlene kadar boş vakit var. Keti ve Hilleen ile GPS'lere sarılıyoruz hemen, şahane bir ikinci el eşya pazarına gitmek üzere metroya doğru yola koyuluyoruz. (İkinci el olayına çoook bayılıyorum!)

Botanique (Yanında Botanik Bahçesi var.) Durağı'na geldikten sonra, bilet makinesi ile cebelleşip hallediyoruz sonunda; gidiş dönüş bileti alıyoruz, fiyatı 4 Euro.


Sultanahmet'te elinde haritayla gezen turistleri artık daha iyi anlıyorum; gerçekten işe yarıyor! İneceğimiz istasyonu kolayca bulup bekliyoruz. İnsanlar birbirinden o kadar farklı ki burada; buna rağmen garip bir uyum var.


Derken metrodan inip sora sora buluyoruz ikinci el pazarını. Fakat önce, sol üstteki güzel, yeşil parktan geçiyoruz; sonra sağ üstteki yassı şeftalilere gülüyoruz. Ardından pazarı görür görmek aşık oluyorum ben, ne yazık ki az vaktimiz var, bir saat kadar buradayız.


Hayatımda asla unutmayacağım güzellikte yerlerden. Çok ucuz şeyler de var; alt taraftaki eski gelinlik sadece 1 Euro idi. Bir gelinlik beğendim ama çook ağır olduğu için almadım, yine 1 Euro fiyatı vardı; as, duvarında dursun hani.


Derken koştur koştur geri döndük hostele, şimdi Parlamento'ya gideceğiz ki ayrıca yazacağım bunu. Çok heyecanlı dakikalar yaşadım! Türkiye ve AB konusu hiç bitmediği için çok "cool" bir insan idim oralarda. :P Gerçekten merak ediyorlar Türklerin ne düşündüğünü bu konuda. Ardından, sıkı bir güvenlik kontrolünün ardından içeri giriyoruz, yakamızda etiketler ile.


Bizi AB Hollanda bölümü çalışanlarından üç kişi karşılıyor; önce bir toplantı odasına geçip AB'nin yapısından, Türkiye'nin adaylığından ve Belçika'nın profesyonel kimliğinden bahsediyoruz. Binanın salon kısmında stüdyolar var; gördüğümüz AB'ye dair programların çoğu burada çekiliyor.


Dediğim gibi, daha sonra Parlamento'yu A'dan Z'ye yazacağım. Ayrıca binanın hemen karşısındaki AB Müzesi'ni de ziyaret ettik; adının aksine çok keyifli bir yerdi, yine kısa zaman sonra Melerence'de olacak.

İkinci gün Brüksel'in güzel ve tarihi merkezini de tanıdığım gündü. Yemyeşil bir parktan geçip etrafı izleyerek merkeze doğru yürüdük. Zarif heykeller her yerde...


Bu arada herkesin aklında meşhur Belçikalı waffledan yemek ve şehrin "çok büyük" simgesi işeyen bebe Manneken Pis'i görmek vardı. Öncelikle heykel şok edici; çünkü 60 cm gibi bir büyüklüğü var ve önünde onlarca insan çılgına dönmüş. Beni bir gülme aldı sakin olun alt tarafı işiyor diye ki, bu heykelin hikayesini duyunca daha çok güldüm. :) Derler ki bu bebe önemli birinin oğluymuş ve kaybolmuş. Daha sonra bir adam bu çocuğu bulmuş ve bu esnada çocuk çiş yapıyormuş efendim. Bunun "anısına" çocuğu böyle heykel olarak ölümsüzleştirmişler. Ne diyeyim? :) Bir diğer iddia ise bu bebenin ajan olduğu; ona hiç değinmiyorum, çünkü ajanın neden heykelini dikerler, haydi diktiler, neden çiş yaparken betimlerler, şahsen hiçbir fikrim yok.


Üst fotoğrafta ve yazının başında gördüğünüz gibi, waffle burada çok ünlü. Genelde "1 Euro" tabelaları var; fakat bu fiyat "hiçbir şeysiz" waffle için. Şöyle güzel bir şey yemek isterseniz, fiyat ister istemez 4-5 Euro'ya çıkacaktır. 

Burada, fotoğrafın alt kısmında kremalı waffle'ı görüyorsunuz, üzerinde Manneken Pis'li jelibon ile. Waffle gerçekten güzel ve bizim Türkiye'de yediklerimiz ile alakası yok. Bunlar tek parça kalın hamurdan yapılıyor; dolayısıyla "içine bir şey koyup katlama" gibi bir durum yok.


Yavaş yavaş ikinci günün sonuna yaklaşırken, güzel bir anıt, ortasında güçlüce yanan bir meşale ve yine çok zarif heykeller görüyoruz. Bir de, burada güneş gerçekten güzel batıyor.

Fotoğrafın sol altında ise "Free Hugs"cı bir bebe gerçekten şebelek tipi ile insana mutluluk veriyor. :) Bizim hostelde kalan gençlerden idi kendisi.


İkinci gün de böyle bitti. Üçüncü ve son gün tam bir şehri, özellikle merkezi keşfetme ve gezme günüydü; bu nedenle takipte kalmanız önerilir. :) Ayrıca Türkiye'de oldukça ünlü olan bir oyuncuyu da gördüm orada; "Hayat ne garip!" dedirtti. Dilerim Brüksel'i az da olsa tanıma, hissetme fırsatı bulmuşsunuzdur. 

Görüşmek üzere!

Melis


100 Mutlu Gün #Gün10

Kişisel gelişim, hem profesyonel hayatta hem de ruhsal gelişim üzerinde büyük etkiye sahip. Bugünün mutluluğu yine bu telden.

Gün 10 : Yabancı lisanını geliştir.

Birkaç aydır Hollandaca öğreniyorum; Hollanda'ya gitmeden önce başlamıştım buna, orada çok daha güzel geliştirme fırsatı buldum. Fakat şimdi asıl hedefim, profesyonel anlamda bu lisanla çalışacak hale gelebilmek. Bu nedenle döndükten sonraki süreç için güzel bir defter hazırladım ki, favori taktiğimdir lisan öğreniminde. Bir diğer çok önemli kural ise, sev! Eğer öğrendiğin lisanı seversen, asla bir "ders" gibi gelmeyecektir. Bu nedenle bu "Hollandaca defterini" mutlu, esprili, keyifli bir hale getirdim. 

It always works! :)


*

2 Temmuz 2014 Çarşamba

100 Mutlu Gün #Gün9

Selamlar!

Dokuzuncu günümün mutluluğu yine güzel bir kitap tarafından sağlanıyor. :) Kişisel gelişim kitaplarına güvenir misiniz bilmem; fakat bazı kitaplar gerçekten bir şeyler öğretmekten ziyade, gözünü açıyor insanın, uyandırıyor. Bugün size böyle bir kitaptan bahsedeceğim.

Gün 9 : İyi bir kişisel gelişim kitabı edin.

Her ne kadar son zamanlarda büyük ilerleme kaydetmiş olsam da, "üşenme" konusu benim ve birçok insanın hayatta kaybetmesine, gecikmesine en büyük neden. Bu nedenle bu kitabı biraz daha gözlerimi açması için köşe bucak okuyorum. Evet, "rahatlık" bir tuzaktır. Kısa süreli rahatlıklar yerine; zorlu bir yolun ardından gelecek, uzun ve hakedilmiş bir rahatlık ise, asıl mutluluk. "Üşenme, erteleme" kavramlarının hayatınızdan çıkması dileğiyle.



*


1 Temmuz 2014 Salı

100 Mutlu Gün #Gün8

Bugün 1 Temmuz.

İlkleri, birleri, yenileri çok seviyorum; insana bambaşka bir umut veriyor. Sırf bu yüzden pazartesiler bile sevilebilir! Üstelik bu güzel ayın başlamasıyla, güzel bir haber de aldım bugün. Doğrusu sonucunu yarın öğreneceğiz; ama günümü gün etti bu mevzu. :) O yüzden...

Gün 8 : Yeni aya dileklerini söyle.

Sevgili Temmuz,

Seninle başlamak üzere, geriye kalan tüm aylardan diliyorum ki; mutluluk getir, işler tıkırında olsun! Daha güzel, düşünülmedik fikirler, her şeye karşı aşk ve şefkat dolu kalpler, iyi insanlar getir. Bol çalışmak, hiç ertelememek, hayal ettiğimiz hayatı bize verecek dopdolu günler getir. Bir de Eylül gibi Xios'a gitmeme yardım et, bir de Gürcistan'a Keti'ye, bir de sen hangi ülkeye istersen Temmuz! 

Zengin etme, ego verme, büyütme gözümüzde bizi; sadece mutlu et Temmuz.

*