31 Aralık 2012 Pazartesi

Mutlu, Umutlu...

Tam anlamıyla su gibi akıp geçen günler, haftalar, aylar derken; kısa süre sonra tarih 2013'ü gösterecek...

Bu yıl, "Artık ben..." ile başlayan cümlelerin, sözlerin gerçekleştirildiği, az oturmalı, bol gayretli, çok başarılı, keyifli bir dönem diliyorum. Mutlu ve daha da önemlisi çok umutlu bir yıl olsun.. Her konuda hedefe odaklanılan ve emin adımlarla yürünen bir yıl olsun. Umudunuz hiç bitmesin dilerim.

Gözyaşlarının yerini gülümseyişlere bıraktığı, siyasetin yüreklere ulaşamadığı, insan elinden çıkma hiçbir değer için, hiçbir şey için can alınmayan, can yakılmayan bir yıl olsun. Elimizle birini işaret etmeden önce, kendi elimiz temiz mi diye bakacağımız, konuşmadan önce daha çok düşüneceğimiz bir yıl olsun. 

Sağlığın, müziğin, sokakların, adımların, kokuların, meyvelerin, çiçeklerin, renklerin önemini daha iyi anlayacağımız, kıymetlerini daha iyi bileceğimiz bir yıl olsun.

Daha çok fotoğraf çekilen, fotoğraflardaki sihrin daha derin anlaşıldığı, daha çok anı biriktirilen, özel kavramını daha çok barındıran, daha çok sohbet edilen, daha çok kitap okunan, daha çok keşif yapılan, çok mutlu bir yıl(lar) olsun!

Daha çok deniz, daha az gri olsun.

Fotoğraf demişken, birkaç mutlu edici kare ile... Sevgilerle.









*

21 Aralık 2012 Cuma

İstanbul Rum Patrikhanesi'nden Bilinmeyen Manzaralar

İstanbul'un Fatih semtinde bulunan İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi'nden bahsetmek istiyorum bugün.

Bilindiği üzere, Ortodoksluk'un merkezi sayılan İstanbul Rum Patrikhanesi, Türkiye'de olduğu gibi, Dünya'da da büyük bir öneme sahip. Fener'de, yüksek duvarların ardında, kimi için ürpertici, kimi için ise huzur veren bir yer burası.

Medyada konuşulan, yazılıp çizilenlerin aksine, daha gerçek yönlerinden bahsetmek istiyorum Rum Patrikhanesi'nin. Öyle ki, İletişim Fakültesi'nde okuyan biri olarak, medyada çıkan neredeyse her haberin bir efendisi olduğunu biliyor, bizzat görüp, konuşup temasta bulunarak tecrübe ettiğim bilgileri daha gerçek buluyorum. Bu yazı için de bir "tecrübe paylaşımı" diyebiliriz dolayısıyla.

Öncelikle mümkün olduğunca samimi bir şekilde söyleyelim ki, Patrikhane'nin Türkiye toplumu üzerindeki imajı bir nebze "soğuk". Bu yansımanın birçok sebebi olsa da, dediğimiz üzere, en büyük etken medya. Fakat bunun yanında, Fener semtine gittiğiniz zaman, Patrikhane'nin yüksek duvarları, "sizi içeri almamak istiyor" gibi hissettirebilir. Lakin, toplum tarafından algılanışı ve bugüne dek yaşanan tecrübelerle, bunların yalnızca güvenlik ve mimari temelli olduğunu bilmelisiniz. Öyle ki, dilediğiniz zaman izin alarak Patrikhane'yi ziyaret edebilir, içerisindeki sizden, hoş sohbetli insanlarla konuşabilirsiniz. Ayrıca herhangi bir proje vb. durum ile ilgili randevu alarak, Patrikhane'nin Basın Sözcüsü Peder Dositheos ile görüşmeniz de mümkün.

Bilindiği üzere, bugün Rum Ortodoks Patriği I. Bartholomeos' dur. Yunan alfabesinde "B" harfi "V" olarak okunduğu için, -medyada duyulanın aksine- Patrik'in ismi "Vartholomeos" şeklinde okunur. Gökçeada'nın Zeytinli köyünde, 29 Şubat 1940 tarihinde doğan Patrik I. Vartholomeos, 2 Kasım 1991 tarihinden bu yana patriklik görevini sürdürmektedir. Doğum ismi Dimitris Arhondonis olan Patrik, Türkçe ve Yunanca'nın dışında Latince, Antik Yunanca, Fransızca, İtalyanca ve Almanca bilmektedir.

Patrikhane'de bir de kilise bulunuyor. Yemyeşil bahçelerindeki rengarenk çiçekleri de belirtmeden geçmeyelim. :-) 

Yüksek duvarların ardındaki samimi, naif Patrikhane'den görüntüler ile...













*
 *Aşağıdaki fotoğrafta görünen kilise, Yunanistan'ın Kavala şehrinden. Kilisenin girişinde yer alan Yunan bayrağının yanında bir de Bizans bayrağı bulunuyor. Bu bayrak, "ekümenik" kavramını destekler nitelikte, "İstanbul Rum Patrikhanesi'ne bağlıyız." anlamı yaşıyor.


*


20 Aralık 2012 Perşembe

Bir Tavsiye: Bizim Mutfak Lokantası

İstanbul'da çok sık gittiğim, yolumu oraya düşürmek için çabaladığım bir mekan yok doğrusu. Sevdiğim yerler var elbette; fakat "önerecek" kadar beğendiğim veya sürekli gittiğim yerler değil bunlar.

Fakat geçenlerde, tesadüfen keşfettiğim bir yer var: Bizim Mutfak Lokantası.


Tahtakale ile Sirkeci arasında bulunan bu lokanta için tek bir kelime söylesem, "nezih" derdim. Yemekleri, kahvaltısı, fiyatları, güleryüzlü çalışanları ile, çok güzel ve huzurlu bir mekan...


En çok da çaldıkları şarkılar ile yakalıyorlar insanı. Peş peşe gelen Sezen Aksu şarkıları veya Türk Sanat Müziği'nden güzel eserler bunlara örnek.


Burada yemek yiyebilmek için yolumu değiştirdiğim oluyor kısacası, tavsiyemdir...








*

6 Aralık 2012 Perşembe

İki Güzel Haber

Merhabalar,

Bu defa iki ufak haber vermek için yazıyorum. 

Yazıyorum. 

Şöyle ki,

Takip edenlerin de kolayca ulaşabildiği, genel olarak reklam ve iletişim sektörü üzerine yazdığım bir bloğum vardı buranın dışında. Orası bir nebze daha resmi ve belli çerçeveleri olan bir yer. Fakat işimle ilgili olduğu için, orası da ayrı, özel bir platform. Öyle ki, reklama dair mevzuları kendi gözümle anlattığım, yorumladığım bir alan. Sanırım yine sınırları aşan bir resmiyet kullanmayı beceremiyor olmam da, daha keyifli yapıyor burayı. Olmuştur, yapılacaktır, tıkır tıkır; pek yok orada da. :)

Derken, 

19 Kasım 2012 tarihinde, İndigo Dergisi'ndeki ilk yazım yayınlandı.

"“Çok insan” Olabilmek: Yabancı Dil Öğreniminde Püf Noktalar" başlığıyla, bugüne dek tecrübe ettiğim yabancı dil dünyasıyla ilgili önerilerimi kaleme aldım burada. Her ne kadar "hepsinden az az" mantığı (iyi ki veya maalesef) çok sık kullandığım bir durum da olsa, en azından gidilmesi en uygun öğrenme yolunu çıkardım aşağı yukarı. Güzel insanların olduğu güzel bir site. 

Bahsini ettiğim yazıyı ve bundan sonra yine bu sitede yazacaklarımı, dilerseniz buradan takip edebilirsiniz.

İkinci bir derken,

Malum, günümüzde en sık karşılaştığımız söz öbeklerinden biri sosyal medya.

Hem sosyal medya dünyası, hem de psikoloji ve toplum ile ilgilenmekten keyif aldığım için, bunların hepsini bir araya getirerek ne yapabiliriz dedim; sonucunda henüz bugün yayına giren "Sosyal Bir Medya, Nasıl Asosyalleştirir?" metnini kaleme aldım.

Sosyal Medya Rehberi de, bir süredir iletişimde olduğumuz; fakat resmi olarak, bugün yazarı olduğum bir diğer sayfa. Dediğim üzere, burada da çeşitli sosyal medya ve yan etkileri mevzularına değinirken, bu taze mecranın pozitif yanları ile ilgili de "Acaba?" diyeceğiz bol bol...

Bu sitedeki yazar profilime de, dilerseniz şuradan ulabilirsiniz. Bu site için de, yeni yazılar zihnimin yollarında tabii. :) 


Yeni metinler, yeni fikirler ile en kısa zamanda görüşmek üzere...

Melis.



3 Aralık 2012 Pazartesi

Yılın en güzel günü, gecesi..

Tüm aile, sevdikleriniz, dostlarınız... Hep birlikte hazırlanır yemekler, aynı masaya oturulur, aynı şeylere gülünür, ortak sohbetler kurulur, hediyeler verilir, yenir, içilir...

Çok çok seviyorum yılbaşını, Noel'i.. Yılda bir kere de olsa, tam bir huzur akşamı.. Özellikle eğer bir Noel ağacınız varsa, yeni gelen yıla çok iyi bir ruhsal hazırlık, başlı başına bir mutluluk sebebi.. Ağaç ile yakından ilgiliyseniz, 6 Aralık Agios Nikolaos Yortusu'na dek süslenip hazır ediliyor çoğu zaman.. Ağacın kurulması, bin bir özenle seçilen süslerin, renkli püsküllerin takılması, süslenişi ve büyük final: Yanıp sönen ufak ışıkların prize takılışıyla gelen şahane görüntü...

Bu yıl herkese bol huzur, az üşengeçlik, istenilen her dilek için sihirli kelimenin "şimdi" olduğunu kabul etme gücü, başarı ve şefkat getirsin.. Kapı, çalana açılır; bol bol dileyin! :)

Çok sevdiklerimden birkaç fotoğraf ile...










*


10 Kasım 2012 Cumartesi

Biraz rüzgar, bolca deniz, çokça mavi...


Küresel ısınma kaynaklı mevsimsel değişimler, yalnızca yazılmıyor; her geçen yıl hissettiriyor gerçekliğini.. Artık her mevsim bıktırıp da gidiyor insanı... Yazlar çok fena, kışlar buz gibi.. Bir de, sabahları çok erken vakitte çıkan biri olarak ben, -deyim değil, hakikaten- titreyerek çıkıyorum evden. O yüzden çok fazla hoşlanmıyorum kıştan.

Çok bunaltan bir sıcaktan ziyade, tatlı bir yaz olsa yine, pek güzel olur... Özellikle Ege'nin güzel bir kıyısında, akşama doğru ılık ılık esen havada, giderek artan seslerin olduğu bir kasaba.. Izgara balık kokusu, anasonun aromasına karışınca, havaya yayılan o eşsiz koku sarsa tüm limanı... Mutlu, en mühimi de umutlu insanların olduğu bir yer işte. Karşı kıyının radyolarına kulak kabartabileceğimiz bir yer...

Benim için böyle bir yer var esasen.. Mavinin en güzel tonlarını görebileceğiniz, yığınla anının emanetçisi küçük bir kasaba.. Oradan fotoğrafları karıştırırken, mutluluk çarpıyor insanın yüzüne.. Öyle görünüyor ki, bir süre daha fotoğraflarla ısınacak, idare edeceğiz zaar. Diğer yaza kadar...








*

23 Ekim 2012 Salı

İstanbul'daki Yunanistan'dan: "Dışadönüklük"

İstanbul Yunanistan Başkonsolosluğu'na bağlı etkinliklere ev sahipliğini yapan, İstiklal Caddesi'nde yer alan ve "İstanbul'daki Yunanistan" sloganıyla tanıdığımız Sismanoglio Megaro; 43 sanatçının eşsiz yaratıcığıyla bezenmiş, Selanik'ten misafir gelen "Dışadönüklük (Eksostrefia): Selanik ile başlayan 43 çağdaş sanatçı" isimli resim sergisine ev sahipliği yapıyor.

4 - 27 Ekim tarihleri boyunca ziyaretçilerini kabul eden serginin "Dışadönüklük" ismini taşıması, bu terimin Yunan toplumunun son günlerde içinde bulunduğu durumu betimliyor. Özellikle Yunanistanlı gençlerin ekonomik zorluklar karşısında kendi içlerine dönmekten ziyade; dışa açılarak, ülkenin bulunduğu durumu olumlu hale getirişleri ve Dünya ile yakaladıkları iletişime dikkat çekiliyor.

Etkinliğin tanıtım metni şöyle başlıyor: "Selanik, her zaman, kozmopolit, kendi bölgesi içerisinde bir kültür feneri olmuştur. Tarih içerisindeki yolculuğu genellikle İstanbul ile paralel olmuş ve bu iki şehir ticari ve kültürel platformda iletişimini hiç kaybetmemiştir. Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu, büyük bir memnuniyetle başlama noktaları Selanik olan 43 sanatçıyı Sismanoglio Megaro'da ağırlama fikrini kabul etti."

Sürrealizmin izlerine sıkça rastlayacağınız eserler ve Sismanoglio Megaro'nun her köşesi tarih kokan zarif binası eşliğinde, etkileyici bir sergi sizleri bekliyor.



*

Adres: İstiklal Cad. No: 60 - 34433 Beyoğlu - İstanbul

Resmi Web Sitesi: http://www.mfa.gr/istanbul


17 Ekim 2012 Çarşamba

Selanik'te Hayat 2

Ülkede baş gösteren kriz bir yana; sokaklar, daimi eğlenceleriyle ünlü Yunan gençler ile dolu, saat - mekan farketmeden... Bol kahkaha ve eğlence seslerinin yükseldiği ferah sokaklar, kendinizi iyi hissetmeniz için başlı başına bir sebep; hele ki akşam vakti denizden gelen yumuşak esintiyi hissediyorsanız…

Toplum, genel anlamda neşeli, yüksek sesle ve heyecanla konuşan, samimi bir mizaca sahip. Ayrıca neredeyse tüm esnaf, az da olsa Türkçe'den kelimelere aşina. Türkiye'den geldiğinizi anladıklarında da, mizaçları daha da güzelleşiyor ve ayrı bir ilgi ve merakla karşılaşıyorsunuz.











Aristotelus Klasikleri


Aristotelus Meydanı'nın en önemli klasiklerinden biri, meydanın yakınındaki Beyaz Kule'nin hemen arkasında kalan Megas Aleksandros; yani Büyük İskender Heykeli. Aleksandros, Yunanlar için oldukça önemli bir isim olduğu gibi; Selanik için de öyle. Çünkü Selanik kelimesinin Yunancası olan "Thessaloniki" isminin şehre verilmesinin sebebi; Thessaloniki'nin, aynı zamanda Megas Aleksandros'un güzel kız kardeşinin ismi olması. Tüm bu sebeplerden dolayı, şaha kalkmış atı üzerinde şehrin üstüne düşen silüetiyle Megas Aleksandros, şehrin en mühim simgelerinden. 









Aleksandros'a değinip Makedonya mevzusuna değinmemek olmaz, şöyle ki; Yunanistan'da "Makendonya" demek, Yunanistan'ın kuzey kesimleri olan Makedonya Bölgesi demektir. Ülke olarak Makedonya ismi kullanılmaz; çünkü yıllardan beri süren gelen "Megas Aleksandros aslında kimin? Yunan mı, Makedon mu?" tartışmaları gerekçesiyle, Makedonya isimli ülke tanınmıyor; bu ülkenin adı "Skopje" olarak geçiyor. Dolayısıyla, Makedonya kelimesini kullandığınız takdirde, ülkenin kuzey bölümü anlaşılacaktır.

*

Şehrin bir diğer klasiği ise elbette meşhur dönerciler.


Aristotelus ve çevresinde birçok dönerci yer alıyor. Burada klasik olarak iki farklı döner göreceksiniz; daha büyük olan döner domuz etinden, yanındaki daha ufak olan ise dana etinden yapılma. Tavuk dönerine ise Selanik’te pek rastlanmıyor. Dönerinizi yuvarlak, yufka-lavaş arası bir ekmeğe koyup, koni şeklinde sararak, içerisine seçtiğiniz mezeleri koyuyorlar ve oldukça lezzetli bir yemek sizleri bekliyor. Ayrıca sokaklarda domuz ızgara yapan küçük karavanlar görmek de mümkün, özellikle hava karardıktan sonra neredeyse her köşe başında göreceğiniz, dar sokaklara mükemmel kokular yayan ızgaracılarda da karnınızı doyurabilirsiniz.






Döner mevzusu başlığı altında belirtmeliyim ki, döner-ayran ikilisi Selanik'te yerini döner-cola ikilisine bırakıyor. Dönercide "Ayran var mı?" soruma karşılık olarak, sevimli olduğu kadar alaycı da olan bir gülümsemeyle "malesef ve tabii ki yok." bakışları ardından hayır cevabı almıştım.

Bunun sebebi, Yunanistan'da ayranın oldukça Anadolusal bir "yaşlı içeceği" olarak görülmesi. Yine bir çok markette ayran (ariyani) bulunuyor; fakat Türkiye'de "kefir"in gördüğü muameleyi görüyor desem doğru olur.


Aristotelus Meydanı'ndaki Aristotelis Heykeli de, adı üzerinde, meydanın önemli klasiklerinden ve fotoğraf objelerinden biri olarak yerini almış durumda.


Yunanistan Enteresanlıkları & Notları


Kültür, müzik, yaşayış, mutfak derken sayısız alanda benzerlik gösterdiğimiz bu naif ülkede aklıma kaydolan birkaç farklılık ile nokta koymak istiyorum. Buyrun maddeler eşliğinde;


* Yalnızca Selanik’te değil; tüm Yunanistan ‘da, yol kenarlarında küçük kilisecikler göreceksiniz. Bunlar, zamanında orada kaza yaparak yaşamını yitirmiş olan kimselerin anısına, kişilerin aileleri tarafından oraya diktirilen küçük yapılar. Bu kiliseciklerin bir diğer özelliği ise, içlerine para konulması. Bu paranın amacı, o bölgede yolda kalan, aç olan vb. yardıma ihtiyaç duyan kimselere yardım etme gayesi.


* Beni en çok şaşırtan sahnelerden biri, büyük çöp kamyonları arkasında asılarak giden, sokak sokak gezerek konteynır boşaltan görevlilerin kadın olmasıydı.


* Açık dükkan bulmanın zorluğu ayrı bir mevzu; siesta kavramına doyacaksınız.


* Selanik orjinli, meşhur Frappe'nin güzelliği ile mutlaka tanışmak lazım.


* Halkın çoğunun Türkçe'ye dair bir şeyler biliyor olması. Özellikle turistik yerlerde Türkçe olarak "Komşu! Pazarlık var!" diye bağıran yaşlı Yunan teyzelerin varlığı.


* Kilise kapılarına asılmış Yunan bayraklarının yanlarında, "İstanbul - Rum Patrikhanesi'ne bağlıyız." anlamı taşıyan Bizans bayraklarının da yer alması.


*Halk otobüslerinin içerisinde bilet alma makinesi olması ve biletinizin barkodunu makineye okutup geri alıyor olmanız.



*Simitlerin daha açık renkli, ince ve geniş olması.





*Yakın coğrafyalar olmamıza rağmen; zeytin, zeytinyağı ve deniz ürünlerindeki eşsiz lezzet.


*

Tüm Yunanistan, bir İstanbul nüfusuna denk de olsa; içerisinde daha keşfedilecek çok şeyi barındıran, bitmeyen bir şehir Selanik. İstanbul'dan otobüsle ortalama on saat içerisinde varabileceğiniz, yabancılık çekmenizin mümkün olmadığı, dinlendiren, hayal kurduran bir şehir.


Gidilmesi, görülmesi, yaşanması dileğiyle...