29 Mart 2017 Çarşamba

Hanya Günlüğü, Girit

Malum, dünyada milyonlarca köy, şehir, ülke var. Fırsatını bulup ilk kez ziyaret ettiğiniz bir yere, özellikle farklı bir ülkeyse burası, tekrar tekrar gitmek yerine çoğu zaman yeni yerler keşfetmeyi seçer insan. İşte, yeni bir yer keşfetmektense, tekrar tekrar Hanya'ya gitmeyi seçerdim.

Son yıllarda görme, yaşama fırsatı bulup bu denli gönlümde kalan başka bir şehir olmadı. Bir önceki Girit yazımda, bir sonraki Girit buluşmamızda size sevgilim Hanya'yı anlatacağım demiştim, işte başlıyoruz... Bir gün mutlaka tekrar gideceğim, kelimenin tam anlamıyla "büyülü" şehir, masmavi, yemyeşil, mistik, samimi, cennetsi Hanya...

Girit'in doğusundaki Agios Nikolaos'tan çıktığımız Hanya yolu, bu büyülü şehre akşam düşerken sonlanıyor ve nihayet varıyoruz.


27 Mart 2017 Pazartesi

Hollanda: Orman, Kuzular, Bitkiler...

Birkaç gündür Hollanda'da çok güzel bir hava var. Uzun süredir böyle "ısıtan güneşe" hasret kalmıştık, bu hafta sonu pek iyi geldi o yüzden. Çok önceki bir postta yazdığım gibi, "güneşli Hollanda eşittir cennet" oluyor. Zira yıllar yılı İstanbul'da özlemini çektiğim doğaya pek yakışıyor güneş buralarda.

Bütün kış hayalini kurduk, bahar gelince hafta sonu yemekleri dışarıda yeriz artık diye. "Dışarıda yeriz" derken; ormanlarda, parklarda, göl kenarlarında... Önce bir şeyler hazırladık, sonra atladık arabaya, güzel bir köşe aramaya başladık...


24 Mart 2017 Cuma

Hollanda Günlükleri - 12

Kısa süre sonra 6 ayı bitireceğiz. Yarım sene oldu bile!

İş yerindeki eğitimi başarıyla atlattık, bir haftadır resmi olarak çalışıyorum yani. Her sabah hava karanlık-aydınlık arası uyanıp hızlı bir kahvaltı yaptıktan sonra bisiklete atlayıp 5 dakikalık bir yolculukla istasyona varıyorum. Buradan 1 saat 12 dakika sonra Amsterdam'da iniyor, koşar adım 16 numaraları tramvaya atlıyorum. 10 dakika sonra tekrar iniyor, 5 dakika daha yürüyor ve ofise varıyorum. Kısacası hani Hollanda'ya gelip işe bisikletle gidecektim doktor? Üstelik son zamanlarda yanlış tren vakalarım arttığı için ekstra dikkat ediyorum, ayrıntısını en altta not edeceğim.

Hollanda'da tren vagonlarının üzerinde 1 ve 2 yazar. Biletiniz 1. sınıf değilse daima 2'ye binersiniz. Valla hiçbir farkı yok bence, oradaki koltuklar belki azıcık daha geniş ve kalabalık olunca orada oturma şansınız daha fazla. Onun dışında demek ki ruhum o kadar fakir ki fazla para verip 1. sınıf tren bileti almak bana müthiş saçma gelmeye devam ediyor ve hiçbir mana bulamıyorum. Aaa ne söylendim ya başlar başlamaz. Neyse efendim, aşağıdaki gibi camında "Silence" yazan vagonda oturduysanız demektir ki sesli sohbet etmek, telefonla konuşmak dahi yasak. Burası full silence yani. Ayrıca bütün Hollandalıları medeniyetten ölüyor sanmayın, normal trende baaya sesli böğüre böğüre gülmeli muhabbet dinlemek zorunda kalıyorsunuz sıkça.


14 Mart 2017 Salı

Village Bagels, Amsterdam

Bugün işten çıktığımda çok güzel bir akşamüstü havası vardı Amsterdam'da. Koşarak tramvaya atlamaktansa, bir sonraki trene binmeye karar verdim ve kulağımda şarkılarla yürüdüm şehri. Bu arada bir kanalın köşesindeki ufak, tatlı bir mekan olan Village Bagels'e gidip bagel yemeye karar verdim. 

Bagel nedir derseniz, çok akademik bir açıklama yapmamakla birlikte, ekmek ile simit arası leziz bir olay diyebiliriz. :) Birçok çeşidi var; benim favorilerim susamlı ve kuru domatesli. Derken efendim, şatafatsız sakin ortamı, ılık bir Amsterdam akşamında işten çıkıp evlerine dönen insanları ve tam önündeki kanalı seyredebileceğiniz ortamıyla Village Bagels'in ağır kapısını iterek içeri girdim.

Jazzvari ruh okşayan müziklerle, koca pencereler önünde bir yere oturup şu manzaraya doğru bakıyordum o sıra. İlham veren bir şehir burası hakikaten.

13 Mart 2017 Pazartesi

Yunan Usulü Kabak Kızartması (κολοκυθάκια τηγανητά)

Malum, Yunanistan'ın deniz kokulu taverna sofraları çok meşhur; şöyle güzel bir yere oturup masadan memnun kalkmamanız neredeyse imkansız. Bazı yemekleri gündelik hayatımızda sık rastlamadıklarımızdan, bazıları ise tanıdık ama tatları bambaşka. Benim için bunların başında Yunan usulü kabak kızartma, yani "kolokithakia tiganita" geliyor (kolokithi (κολοκύθι) de kabak demek). Yunanistan'da bu mezeyi nerede yesem hep böyle hacimli, çıtır çıtır şekilde hazırlanmıştı. Türkiye'deki klasik kabak kızartma hafif pusmuş kabak üzerine yoğurt olduğu için, bu versiyon bana hep farklı ve leziz gelmiştir. Sonunda yapma-yazma zamanı geldi ve işte başlıyoruz.

Yine size bu tarifin temelini vereceğim. İnternette veya tanıdıklar arasında tarif soruşturdukça bambaşka stillerle karşılaşıyorum. Bu en basic tarif; kimileri soda, bira, kabartma tozu, hatta ekmek kırıntısı ile yapıyor. Yaptıkça onları da bloğa ekleyeceğim bakalım, beraber seçeriz en güzelini.

Malzemeler
2 kabak (arttırıp azaltabilirsiniz elbette)
Un
Tuz


12 Mart 2017 Pazar

Leziz Bir Yunan Mezesi: Skordalia (Σκορδαλιά)

Skordalia'yı ilk kez Sakız Adası'nda, Karfas'ta deniz rüzgarı dolup taşan bir tavernada yemiştim. Düşünüyorum da, bunca zamanlık Yunanistan ziyaretlerinde mutlaka bir sofrada tatmış olmalıyım, zira pek klasik bir mezedir Yunanistan'da. Ama tadıyla "Bu ne ki ya?" dedirten ilk yer Sakız oldu. O günden beridir de aklımdaydı tarifini bulmak.

Geçenlerde, Ortodoks paskalyasında tutulan oruç yemek tarifleri içeren bir kitapta gördüm skordalia'yı. Bu tarif ekmekle yapılan, ama buradan doğru aklıma düştü başladım araştırmaya, bugün mutlaka yapayım dedim ve işte karşınızdayım. :)


9 Mart 2017 Perşembe

Öz'e Koşmak

Şimdi biraz geri gidelim.
 
Şöyle birkaç milyon yıl kadar geriye. 

İnsanoğlunun henüz hala ait olduğu yerde, doğada yaşadığı, doğada var olduğu yıllara. Apartmanlar yok, plazalar hiç yok; bunlar olsa bile en güzeli içlerindeki kavramlar yok henüz. Doğamızdan gelmeyen, sonradan yarattığımız milyonlarca kavram... Orada veya yaşam okulunda ne öğrenildiği, ne yapıldığına değil de, "üniversite bitirmiş" olmaya değer verme kavramı misal. Bu tarz sonradan üretilmiş, insanın yaratılış doğasına uymayan, milyonlarca gerizekalı kavram. 

Bilir misiniz o hissi, insan bir yerde yaşar mesela, bir ülke veya şehir olsun, vicdan gibi bir şey, isimlendiremediği bir his içeriden kemiriverir onu. 

Der ki, "Sen burada olmamalısın. Senin kodların buraya göre yazılmadı. Sen burada "sonuna" ulaşamazsın, gitmen gerek."

1 Mart 2017 Çarşamba

Hollandalı Aşçı'dan Yumurta Salatası

Çalıştığım yerin güzel bir restoranı var. Baya çeşitli salatalar, mezeler vesaire çıkarıyorlar her gün. Bir de mekan Hollanda olunca bazı bazı daha önce hiç görmediğim, veya karıştırmayı hiç düşünmediğim malzemelerle yapılmış tatlarla tanışmak da çok keyifli oluyor.

Birkaç gün önce ufak bir tabakta sarı bir meze vardı. Sarı rengi hardaldan aldığını düşündüm tatmadan, lakin hiç hardal tadı yoktu. Sonradan fark ettim ki yumurtaymış, o an o kadar beğendim ki tadını, koştum aşçıya sordum. O yüzden bizzat kendi tarifini vereceğim. Basit olmasına basit, lakin daha önce düşünmediğim bir şekilde yapmış adam, iki gün boyunca herkese bu yumurta salatasını anlattım.

Malzemeler de çok basit:

5 yumurta
3-4 yemek kaşığı mayonez
Ufak bir parça soyulmuş salatalık
Tuz, Karabiber