29 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün97 : Son Yıl, İlk Yıl

Evet efendiim...

Bu yıl, pek içime sinerek girdiğim üniversitemin son yılı; bitiyor artık, başlıyor artık. Okulun son yılı, uzun zamandır beklettiğim hayallerin ilk yılına açılan kapı.

18 yaşımı bitirdiğim doğum günümde, "farklı bir şey olacağını" sanmıştım. Ne bileyim, artık "reşitim" ya ben hani. Tık yok, hayat aynı seyirde devam etti. Fakat bu defa, yani okulu bitirdiğim zaman öyle olmayacak sanıyorum. "Aman işte, girer bir işe başlarsın paso iş-ev yapmaya." demeyin, büyük değişiklikler olacak, şayet yaşıyor olursak.

Nazar değmesin diyelim, bu seneye garip bir aşk ile, böyle ayrı bir çalışkan Melis olarak, heyecan ile başlıyorum okul yılına. Normalde okul çoktan açıldı; fakat iş yüzünden gidemedim henüz. Yarın işte son günüm olacak ve okula gitmeye, gayelere doğru bir nefes koşmaya başlayacağım.

Kırtasiye ürünleri - ıvır zıvır sevdalısı bir Melerence olarak, Selanik'ten aldığım mutluluk, güç saçan defterlerim ile, yeni döneme hazırım efem. :) 


Not: Alt kısımdaki etiketli defter formatı, Yunanistan'dailkokul çocuklarının kullandığı klasik defterlerden.

*


#Gün96 : Yeni Bir Hafta

96. gün yeni bir haftayı çağırıyor; bu hafta derin değişiklikler getiriyor sanırım... 

Bu sene için daha farklı hisler var içimde; okulumda son yılım ve adım adım geliyor beklediğim günler. Bir yandan ne olacağının, yaşayıp yaşamayacağımın bile belirsiz oluşu, diğer yandan durdurulamayan hayaller. Gerçi, ölüme göre yaşanmaz da... Düşünmeden de olmuyor. Hayat, Tanrı'nın varlığına en büyük kanıt zannımca. Veya adına Tanrı koyduğumuz, zihnimizdeki erkek sesine bürünmüş bir enerjinin işte, artık formatı her neyse... Mümkün olduğunca gönül kırmamaya çalışarak, ama yine de sizin - kendi hayallerinizi yaşamalı. Kısacık ömür; tüm gözümüzde büyüttüğümüz kişiler birer insancık, korkuları, zaafları, hayalleri, serzenişleri olan, öyle çocuk içlerinde hepsi, oyunun parçası olmuş.

Yeni haftalar, yeni günler, uyandığımız her güne çok şükür olsun.

*


#Gün95 : Soruları Bilmek

Tüm soruları bildiğimden değil, ama bu işin inanılmaz bir keyfi olduğundan yazıyorum bu başlığı. Bugün Yunanistan Konsolosluğu'nda yeni dönem dersler için seviye tespit sınavına girdim, sonuçları bekliyorum.

Sınav en basitten en zora gidiyordu malum. En zor kısımda, ki artık Yunan oldunuz demek orada, birçok Antik Yunanca kelime ve deyimi de eklemişler metinlere. Soruları yapabilmek, hani "soruların bildiğin yerden çıkması" kadar tatlı, güven veren, şevk veren başka bir şey yok herhalde. Bir yandan da yapamadıkların, bilmediklerin gelip karşında dikiliyor, gücün - aşkın artıyor.

Haydi bakalım, dilerim burs alabilirim de diplomaya giden yolum açılır.

Sevgiler

28 Eylül 2014 Pazar

Gün94 : Hollanda'dan Kalma Tat

Hollandalıların en çok sevdiği "yemeklerden" biri, patates püresi. 

Normalde de çok sevdiğim ve evde yapılacağı zaman bana bırakılan bir iş olan bu hoş yemek, Hollanda'da daha güzel hale geldi benim için. Çünkü Hırvat bir arkadaşımdan gördüğüm şekilde, brokoli-havuç ve karnabahar ile birlikte yapmaya başladım. Brokoliyi çok koymamaya özen göstermek gerek sadece, yeşil bir püre istemiyorsanız şayet. :)

Bugünümde de ben bu özlediğim tadı yaptım; garip mutluluk veren, sıcacık bir yemek. Bugünlerde hep bir yemekten gittik ama haberiniz olsun, bir süre daha gideceğiz böyle sanıyorum. :) Yunanistan'dan çok güzel ve farklı bir yemek kitabı aldım, yakında bahsedeceğim ve birlikte birkaç tarif deneyeceğiz.

Sevgiler

25 Eylül 2014 Perşembe

#Gün93 : Yunan Mutfağı'ndan "Feta Saganaki"

Geiia!

100 Mutlu Gün'ün 93. günü de geride kalıyor bugün. Yine Yunan Mutfağı'nın olmazsa olmaz bir tadını denemek mutlu etti beni.

"Saganaki" aslında bir çeşit "pişirme şekli". Öyle ki, Yunan peyniri olan feta'nın saganakisi bulabildiğiniz gibi, karides saganaki de bulabilirsiniz Yunanistan'da. Bugün hazırladığım tat, yüzde yüz orijinal tarifler taranarak en temel olanın uygulanmış halidir; üstelik hemen hemen aynısını henüz tattım Selanik'te. Bu mezeyi, Yunanistan'da hemen her tavernada bulmanız da mümkün...

Efendiim, pek kolay, lezzetli bir iştah açıcı olan Feta Saganaki için ihtiyacınız olanlar: Yunan peyniri feta (olmadı mı, beyaz peynir olsun), kekik, un, yumurta ve zeytinyağı.

Bir iri dilim fetayı una ve yumurtaya bulayarak, zeytinyağı koyduğumuz tavada kızartıyoruz. Bu arada ben kekiği yumurtaya katarak harmanladım. Derken, fetalar altın rengini aldığı zaman, hani çok fazla ezmeden tabağa alıyoruz. Ben yine taze biberiye ve leziz Yunan zeytinleriyle süsledim tabağımı, bir de Yunanistan'ın kırmızı biberi olan "bukovo" ekledim. 


Ortaya böyle güzel, lezzetli bir mutluluk çıktı. :)


*

24 Eylül 2014 Çarşamba

#Gün92 : Yunanca - Diploma

Selamlar,

İki yıl oldu galiba; Yunanistan Konsolosluğu'nun üst seviyeler için düzenlediği sınav - mülakatlara katılmış, onların deyimiyle burs alarak orada Yunanca eğitimi almıştım bir - iki ay. Normalde uzun bir eğitim; fakat akşam olan dersler yüzünden eve gitmekte sıkıntı yaşadığım için devam edememiştim. Şimdiki evimiz ulaşıma daha uygun ve ben diploma almak için ölüyorum! Bu sayede hem Türkiye'de hem Hollanda'da Yunanca eğitmeni bile olabilirim sanırım; çünkü bu diploma Yunanistan'dan onaylı - resmi bir şey oluyor imiş...

Bugün Taksim'deki binaya gidip tekrar kayıt yaptırdım, cumartesi sınava gideceğim. Ayıptır söylemesi, şu mülakatları o kadar çok seviyorum ki. :) Sınav sorusunun bildiğin yerden çıkması gibi bir şey. Sohbet hiç bitmesin istiyorum, uzadıkça uzuyor, öyle bol gülmeli hani...

Geçen sefer oradaki bir çocukla girmiştik mülakat odasına; kapıdayken "Yunanca biliyor musun?" dedi, evet dedim. Her seviyeden insan sınava-mülakata girebiliyor; fakat iki yıldır başlangıç seviyesi almıyor kurum. Sınavda test soruları ve verilen konuya dair Yunanca kompozisyon yazma görevi veriliyor. Neyse, ne diyordum, çocuğa evet dedim, çekinerek "Siz?" diye sordum. Çekinerek, çünkü bağğzı insanlarda inanılmaz bir şekilde bilmediği bir şeyi bildiğini iddia etme huyu var. Bu, Yunanca konusunda çok geliyor başıma... Üç dört kere oldu, bilerek susuyorum ki utandırmayayım kimseyi istemeden, illa "Ben de biliyorum, konuşsana." diyorlar, konuşunca ışık tutulmuş bıldırcın oluyorlar. Yahu konuşamıyorsan konuşamıyorum de... O değil, mülakatı yapanlar da saf Yunan, kimi neye inandıracaksın hani. Oy, neyse. İşte bu çocuk da böyle demişti, mülakatta önce ben konuştum, sohbetler gülüşmeler derken. Çocuğa sıra geldi, inanın bana "evet" demeyi bilmiyordu. Papa, mama falan diyor, ben utandım konuşmamdan hani... Ne var canım, kalkmışsın gelmişsin buraya, bravo işte, neden bilmek zorunda olasın? Bilmiyorum de bitsin gitsin, öğren mis gibi sonra. Sosyal ağlarlada da çok görüyorum. Kızı tanıyorum mesela, cidden on kelime biliyor Yunanca veya başka bir dil; "Ana dilim gibi Allah'ım, hiç düşünmüyorum konuşurken." falan gibi şeyler yazıyor onu tanıyanlardan da çekinmeden. Ne bileyim, ne gerek var ki... Lisan öğrenmek başlı başına güzel zaten, bunun da keyfini sürebilir insan...

Neyse, bu da sosyal mesajımız olsun. Yunanca öğrenenleri ve yardımcı olmayı çok seviyorum; şimdi sınavı güzelce atlatıp uzman seviyeyi tamamlamam lazım, aşığım. :-)

Görüşürüz sevgili okur,

Melis





23 Eylül 2014 Salı

#Gün91 : Biberiye ve Kekik

Sebebini bilmiyorum. Fakat içimde biberiyeye karşı inanılmaz güzel bir his var. Seviyorum onu resmen. 

En çok istediğim şeylerden biri, saksıda taze biberiye almaktı. Çok da aramadım; fakat Türkiye'de rastlamadım. Gittim Selanik'ten aldım, 10 saat yolu saksıdaki biberiye ile birlikte geldim.

Derken, 91. günümün mutluluğunu, Yunanistan'dan getirdiğim peynir ve zeytinleri, taze dalından koparıp harmanladığım biberiye ve kekik verdi bana. Bir de zeytinyağı üzerine... İnsan yemeğe aşık olur mu?! Kokuya, verdiği hisse, bir garip şey bu dünya.


Huzur taşan fotoğraf...


*

22 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün90 : Anahtar-lık

100 Mutlu Gün'ün 90. günündeyim... Hollanda'da pizza yaparak başladığım ilk günden sonra tam üç ay geçmiş. 

Gerçekten farklı kültürleri, lisanları, geleneksel olan her şeyi çok seviyorum ve meraklı gözler ile izliyorum. Bunun yansımalarından biri olarak, bugün beni mutlu eden şey bu "amacından şaşmış" anahtarlığıma yenilerini eklemek oldu. :) Şöyle bir bakınca insana matrak bir his veriyor; lakin ağırlığı endişe verici hal almakta. :-p

Şöyle bir bakınca, önceden aldığım Yunanistanlıların yanına yenileri eklendi: Fransa, Hollanda, Belçika, Slovenya ise diğer ülkeler. Bunun yanında, yine Yunanistan'dan aldığım küçük-kirazlı şeker kutucuk, Olimpiakos ve Panagia Soumela anahtarlıkları da yeni gelenlerden.

Eh bakalım, gittiği yere kadar sayın okuyucu; en azından anahtarlarımı kaybetmem pek mümkün görünmüyor. :)



*


#Gün89 : Dakos ile Girit Mutfağı'na Yolculuk

 Müthiş Girit ezgileri eşliğinde yazdığım bu lezzetli posttan herkese merhaba...

89. günüm de uzun zamandır aklıma olan şahane bir Girit salatası hazırladım, ismi Dakos. Yunanca'da "Ntakos" olarak yazılıyor ve "dakos" olarak telaffuz ediliyor.

Bu sefer Yunanistan'a gitmeden günler önce, bu salatayı bir Yunan yemek tarifleri programında görmüş, fakat özel peksimet ekmeğini burada bulmak zor olacağı için yapmaya hiç kalkışmamıştım. Böyle küçük bir hayaldi bu; gerçek oldu. Yunanistan'da gözüm bu ekmeği aradı durdu, sonunda buldu. :)

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu ekmekli salatadan bu kadar şahane bir lezzet beklemedik hiçbirimiz. Fakat ağzımıza bir lokma attığımız anda birbirimize baktık masada; beş dakika içinde tabakta yeller esiyordu.

Bu yuvarlak peksimet ekmeklerinden bulursanız, haydi peynir de Türkiye'den olsun; deseniz ki "Ne illa Yunanistan'dan gelsin bu salataya?", cevabım kesinlikle zeytinyağı. Ben böyle bir şey görmedim... Parmağınızın ucuna bir damla alıp tadın, anında anlıyor insan ki bu yağ özel bir yerden geliyor. 


Bakalım neler yapmışız...


Salata oldukça kolay; fakat dediğim gibi, malzemelerinin basitliğinden beklenmedik bir lezzete sahip. Malzemelerimiz: Girit peksimeti, zeytinyağı, tuz, kekik, domates, kalamata zeytinleri ve beyaz peynir.


20 Eylül 2014 Cumartesi

#Gün78 & #Gün88: VOHO!

Merhabaaa!

Uf, ne çok zaman oldu. Fırsat arasam da yazmak için, günler koşuşturma içinde, pek hareketli ve heyecanlı geçti, böylece yazacak bir kucak dolusu macera ile döndüm.

Öncelikle takip edenler hatırlayacaktır, bir terslik yaşadığımdan bahsetmiştim son zamanlarda. Şimdi o zamandan bugüne dek kısaca bir bahsedeyim...

Bildiğiniz gibi bir Selanik macerası daha yaklaşıyordu. Hala Hollanda oturma iznimin süresi bitmediği için hiç vize almaya falan girişmedim elbette. Günlerden salı, cumartesiye biletim var Selanik'e... Aklımı kurcalamaya başladı, sonuçta Hollanda'da okulu bitirdim ama "Tabii ki bununla girebilirim ülkeye değil mi?" diye aradım konsolosluğu. Bir saat sonra falan ancak ulaşabildim, adam "İptal olmuş olabilir, siz Hollanda'yı arayın." dedi. Üff bir sıcak bastı aklıma, ben "Tabii ki olur canım." cümlesini duymak için aramıştım halbuki. Neyse, bir umut Hollanda'daki ofise ulaştım, kadın "Madem öğrenci değilsiniz, artık kullanamazsınız." falan diyor, bunları duyduğu için az sonra inme inecek bir Melis telefonda diretiyor: "Yani, "etik" mi değil, yoksa iptal mi oldu?!", kadın uzatıyor öğrenci değilsiniz artık işte falan diye, ben uzattıkça uzattım, sonunda sistemden baktı, okul bize artık öğrenci olmadığınızı göndermiş, diyor. Yani ne 'kart iptal evet çalışmaz' falan var ortada, ne başka kesin bir şey.

Ardından ben telefonun başında donup kalıyorum ama içimde ne ateşler. Gitmeme kaç gün kalmış zaten, haftaya işten izin almışım. Koştum ertesi güne izin aldım, vize belgelerini topladım, randevu falan derken çarşamba önce belgeler için okulda, sonra Kosmos Vize Hizmetleri'ndeyim... Vize çıkış süresi 3 gün: Perşembe, Cuma sonra Pazartesi ancak alıyorum en iyi ihtimal. Derken, ekstra bir dilekçe yazdım, pazar günü düğünümüz var iki günde verin noolur diye, zaten Yunanistan'dan davetiyem de vardı bizimkilerden, o da destek oldu biraz. Adama sordum, "Yüzde otuz cumaya alırsın." diyor... Yedi yüz kere bilet tarihi değiştirdim, o cumaya kadar ne yaşadım ben biliyorum. Neyse, cuma günü saat 4 oldu, yüz kere aradım pasaportlar geldi mi, adım var mı diye. En sonunda saat beş buçuk oldu, hiç umudum yok ama. Kadın "İsminiz var listede, pasaportunuz geliyor bugün." demez mi! Ve ekliyor "Normalde 6 gibi çıkıyoruz, belki 6.30 falan." Cuma iş çıkışı, oradan taa Osmanbey'e bir saatte mi gideceğim? Kalp krizleri... Derken bir arkadaşım metrobüse bıraktı beni, bin bir trafiğin içinde beş kilo verdim, metrobüs-metro, sokaklarda manyak gibi koşan bir Melis, böyle millete çarpa çarpa. :)) Hala gülüyorum halime ama kusura bakmayın çarptıklarım, pardon diye diye koştum.

Derken, o gün pasaportlar normalden çok geç geldiği için, adeta kan ter içinde ulaştığım, yedi milyon kez aradığım ofiste 40 dakika falan bekledikten sonra pasaportumu aldım ve geçtiğimiz cumartesi Yunanistan'a gidebildim. Dün gece de geri geldim, çok lazım gibi... :P Ama olsun, okulu bitirmem lazım sayın okuyucu, sonra bakacağız neler olacak.


Ardından bu sıkıntıları unutarak çok güzel günler geçirdim yine, salona hazırladığım fotoğraf makinesini unutmak bile üzemedi beni, telefon falan idare ettim, güzel karelerle döndüm. Bu aradaki mutlu günleri de bu yazıya sığdırmayı uygun gördüm, zira Melerence'de süper sonik Yunanistan postları ardı ardına gelmek üzere. :)

Takipte kalınız!

Sevgi ve selam,





*


10 Eylül 2014 Çarşamba

#Gün77 : Her şeyde bir hayır var mı?

#Gün77 : Her şeyde bir hayır var mı?

77. günümde enteresan bir olay yaşadım. Aslında şu an yumuşatmaya çalışıyorum... Son zamanların en şok edici, el ayak bağlayıcı üzüntülerinden birini yaşadım, Allah daha kötülerini göstermesin de tabii... Öyle ki "nazar" kavramı dahi aklıma geldi, ki enerjinin varlığına inanan bir insanım.

İlk şoku atlattıktan sonra, işleri nasıl yoluna koyarım diye birkaç hamle yaptım ve sakinleşmek üzere düşünmeye başladım. Aklımda kuvvetli bir soru... Her şeyde bir hayır var mıdır? "Şer", hayır olabilir mi? Yaşadığım zor durumun sağına soluna bakmaya başladım, belki saklanmış bir hayır vardır diye...

Bugün ise bu problemi çözmek için koşma günüydü benim için. Çok erken kalktım, İstanbul'un girdabına koştum, yani gerçekten "koştum", bir kez daha bu şehirde çocuk büyütmeyeceğimden emin oldum, işlerimi yoluna koymaya çalıştım ve akşam oluverdi... Problemimizi çözebildik mi? O üç-beş güne belli olacak... Ama başka bir şeyleri çözdük galiba sayın okuyucu.

Sanırım, evet. Sanırım, her işte bir hayır var. Bugün bu koşturma esnasında birkaç zor konuyu tesadüfen hallettim, hayata dair bir şeyler daha öğrendim, bu tarz bir durumla karşılaşırsam neler yaşayacağımı gördüm, biraz daha sıkıntı çektim, dolayısıyla biraz daha büyüdüm. Kendimi "hayrı görmeye zorlamam" işe yaradı sanırım... Bu iş gerçek sanırım.

*

8 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün76 : Valiz!

Gün 76 : Valiz!

Valiz, ne güzel kelime! 

Bazen hüzünlü de olsa durum, kapıdan geçince hayallerin heyecanı seninle işte... "Valiz"

Selanik için valizimi hazırlamaya başladım. Aslında kafamda başlayalı çok olmuştu ama, bugün faaliyete geçebildik. :)

Açıkçası bu sıralar hayat amacım haline geldi bu yolculuk, ondan sonrasına ondan sonra bakacağız diyorum... Her Selanik bir kırılma noktasıdır bende. Kararlar orada alınır, gidişat orada konuşulur, adımlar orada kesinleşir. Selanik, göründüğünden çok daha fazlası bende... Pasaportlar toplanır, sınırda Yunan askere Yunanca bir "merhaba" denir, bir tarafı mavi beyaz, bir tarafı kırmızı beyaz boyalı köprüden geçilir, hava değişir, Yunanca radyolar çekmeye başlar her bir kilometrede. Yunan numaram takılır, bizimkiler aranır, "Sabah unutma sakın beni!!" diye dırdır edilir, yol boyunca arada hayallerle uykuya dalınır... 



Eh! Haydi bitsin şu hafta. 

Mutluyuuuuuum!

*




#Gün75 : Kıyafetlerini seçtiğin gibi...

#Gün75 : Kıyafetlerini seçtiğin gibi...

"Kıyafetlerini seçtiğin gibi, mutlu olup olmamayı da seçebilirsin." diye okudum bir yerde.

Zor geldi bana önce. Yani, duygularımızın, olaylara verdiğimiz tepkilerin bir çeşit oyun, basit bir sistem olduğunu kabul ediyorum. Bakış açısı, aynı olayı bambaşka hale getirebiliyor. Ama bizim oynamamız mümkün müydü duygularımızla? Denedim.

Bir şeye canım sıkıldı gerçekten, ardından ise bu şeye canım sıkıldığı için çok canım sıkıldı. Anlatabiliyor muyum? :) Bir yandan önemsiz olduğunu düşünürken bir tarafım, diğer yandan üstüme geldi durum. Sonra bu sözü hatırladım. Dedim ki, mutluyum be. Ne olacak, mutluyum! Sonra salak gibi sırıttım. Karşımda da ayna vardı, kendimi gördüm gülerken. O an içimi bir pozitiflik kapladı, dedim ki "İşte budur...", olay budur. Birden bire üzerime bir palto gibi sardığım ağır, sıkıntılı kürkü atıverdim ve ferahlık doldu dört bir yan. Artık katılıyorum, kıyafetlerinizi seçtiğiniz gibi, mutlu olup olmamayı da, duygularınızı da seçebilirsiniz. 

İnanın ve sadece yapın. "Neden böyle hissedeyim ki be?" deyin beyninize. Tamam, çok mucizevi bir yapı beyin; ama bir o kadar da çocuksu. Siz neyi inanarak söylerseniz, o da inanmaya, kalbe "Sorun yok kalpciğim." mesajı vermeye hazır.

Kısacık, güzelcik bir hayat... Sağlık olsun, başka her şey hallolur.

Sevgiler,

Melis



6 Eylül 2014 Cumartesi

#Gün74 : Hayat, Sorular, Selanik

#Gün74 : Hayat, Sorular, Selanik

Birkaç gündür vakit bulmakta, vakit bulsam da elimi kaldırmakta zorlanıyorum sayın okuyucu.

Özellikle geçen hafta çok yoğun geçti benim için. Mutluyum, yalnızca hayatımın enteresan bir dönemindeyim. Şu sıralar beni en mutlu eden konu ise tekrar Selanik'e gidecek oluşum, aşk'a kavuşmam, gelen umut dolu-yeni anılar... Bakalım neler olacak.

#Gün73 : Fortune Cookies

#Gün73 : Fortune Cookies

73. yine bir cumaya denk geliyor ve otomatik olarak mutluluk hücum ediyoor!

Çalışan bir insanın en büyük sevgilisi cuma. Yorgun oluyorum ve eve gidince uyuma planları yapıyorum, ama cumaları işten çıkınca garip bir enerji geliyor içime, zamanın önemi tekrar ve tekrar çıkıyor karşıma. Ne yapsam kar diyorum, birkaç iş daha bitireyim edeyim derken, yine gece oluyor.

73. günümün cuma olmasının yanında, Çin etkinliğinden kalan Fortune Cookies, yani kırdığınızda bir kağıtta yazan öneriler-dilekler çıkan, bebe bisküvisi tadındaki şans kurabiyeleri, beni mutlu eden bir diğer mevzu idi. Çeşit çeşit dilekler çıktı, bazıları çok mantıklı iken bazıları biraz "daha neler" idi. Ama eğlendirdi, heyecanlandırdı, mutlu etti. :)


*

#Gün72 : Çin Kültürü'ne Dair

#Gün72 : Çin Kültürü'ne Dair

72. günde, çalıştığım şirketin Çin kültürü temalı etkinliği gerçekleşti. Güzeldi ama, ben çalışmak için oradaydım ve işin perde arkasıyla, koşturmasıyla meşguldum tüm gece.

Elbette bu mutlu olmama hiiç engel değildi; tam aksine! 

Türkiye'de yüksek lisans yapan ve aynı zamanda bir Çince öğretmeni olan tatlı mı tatlı bir kız, geleneksel kıyafetiyle gecede görevliydi. Onun yarım Türkçe'si ile sohbet ettik bol bol. "Moşi moşi" diye bir şey var mı Çince'de dedim, "O ne ya?" bakışıyla cevap verdi. Kandırıldık... 

Böyle Uzak Doğu Kültürü gibi, çok canlı kalmış kültürleri izlemekten, dinlemekten çok keyif alıyorum, bambaşka bir gezegenden geliyorlar sanki. :) Bakışları, tepkileri, vurguları farklı hayatta, hık dese keşfedilmelik. Ayrıca gece de, geleneksel bir Çin dansı olan "Aslan Dansı" da yapıldı ki, içinden çıkan çocukların nereli olduğunu ve hikayesini öğrenmek için bir başka postu mutlaka bekleyin... :) 

Derken, yorulsam, eve vardıktan beş buçuk saat sonra tekrar işe gitsem de, çok mutlu oldum bu akşam.


Bu arada etkinlik The Marmara'nın 20. katındaki bir restorandaydı ve hem aydınlıkken, hem gece olduğundaki manzara ayrı bir mutluluk sebebiydi.




*

EDİT: Moşi moşi varmış, Japonca'ymış. :-D

#Gün71 : Wo şı Melis, canım!

#Gün71 : Wo şı Melis, canım!

DHL GF Çin'den bir kimseler geleceği için yapılacak şirket etkinliği nedeniyle, birkaç Çince cümle öğrendim. Acccayip eğleniyorum ben bu lisan işleriyle, hele bir de böyle garip kültürlü, aksanlı lisanlarsa. Buyurunuz size en güzide Çince cümleler.

Bu arada "Wo şı ..." My name is formatı oluyor, isminizi koyuverdiniz mi tamamdır. :)


*

#Gün70 : "Aslında" ne olmalı?

#Gün70 : Aslında ne olmalı?

70. gün çılgınca yoğun geçti benim için. Telefon görüşmeleri, mailler, haberler, gelen gidenler, akşam pestil olmuş halde döndüm eve... Fakat her şeyin bir nedeni olur derler ya, bu durum bana bir kez daha anımsattı ki, "aslında" burada olmamalıyım. Hissediyorum bunu tüm hücrelerimde, anlaşılmaz bir şekilde işte, sadece "biliyorum". Ben aslında balıkçı olmalıyım, çiftçi olmalıyım, el işi yapıp satan biri olmalıyım; haydi işimi sevsem bile, ben işten çıkınca daha kısa sürede, daha yeşil bir yere varmalıyım... 

Az kaldı Melerence, sabır Melerence.

*

1 Eylül 2014 Pazartesi

#Gün69 : EYLÜL!

Gün 69 : EYLÜL!

Hayır sayın okuyucu, tam olarak bilmiyorum. Fakat inanılmaz bir şekilde mutlu ediyor beni bu ay. 

Şu an daha iyi hissetsem de, bugün baştan sonra, son zamanların en kötü gününü geçirdim. İnsanlar gerçekten güzel konuşmayı bilmiyor. "Güç" hoşlarına gidiyor işte, garibanlar... Eylül bana yardım etti bugün; sakin olayım, yazık deyip geçeyim, çok takılmayayım. Eh, pek başaramadık ama yarın daha güzel bir güne uyanalım dilerim. Yine de garip bir mutluluk veriyor içime bu ay, yarın daha güçlü, daha güzel uyanacağız. 

Melerence, 12 gün sonra Selanik'e gidiyor, aylardan Eylül; hangi şefkatsiz bozabilir bu mutluluğu?! :) Ne demişler, başkalarının aptallığı için kendimizi cezalandırmanın alemi yok. Haaaydi iyi geceler olsun sayın okuyucu.

*