30 Mayıs 2015 Cumartesi

Yunanistan'da Türklere Bakış

Son zamanlarda aldığım "Yunanistan'da Yunanlar Türklere nasıl davranıyor? Korkmam gerekir mi?" ve benzeri sorular artınca, bununla ilgili ufak bir yazı hazırlamak istedim. Bu yazı benim görüşlerimi, deneyimlerimi ve düşüncelerimi içerecek...

Öncelikle en baştan cevap vereyim, genel olarak hayır. 

"Genel olarak" diyorum, çünkü % 100 oran vermek gerçek dışı olur. Bugüne dek defalarca Yunanistan'a gittim, yeni insanlar tanıdım, genç - yaşlı insanlarla, satıcılarla, garsonlarla sohbet ettim ve bu sonucu tüm bunlardan güç alarak yazıyorum. Bugüne dek bir defa bile negatif bir hareketle karşılaşmadım Yunanistan'da.

26 Mayıs 2015 Salı

Hepiniz kafayı yemişsiniz!

Bu başlıktan sonra "yargılamak istemem ama" desem de olmayacak, galiba açık açık yargılıyorum! 

Edebiyat yapmak istemiyorum; coğrafi, geçmişsel, mevkiisel birçok nedenden dolayı herkes çalıştığının karşılığını alamasa da, birileri fazla fazla alıyor karşılığını bazı şeylerin. Evet, zenginler ve fakirler var dünyada. Evet, sen Türkiye'de yaşayan zengin, ülkene-insanına sahip çıkmak hatta umursamak "zorunda değilsin". Fakat senin ülkende hala "açlıktan ölen" insanlar varken, şuna bir dönüp bakalım istiyorum... Bir sor kendine istiyorum!

Vakko'nun sitesine düştü yolum internette. Meşhurdur ya, bir bakayım dedim neler oluyor "bu dünyalarda" hani. Aman... Bakmaz olaydım. Varan 1 gelsin...


Gördüğünüz gibi, bu mükemmel farklı tasarımıyla ağızları açık bırak inanılmaz yaratıcı tişört sadece 695 lira. Tasarımın orijinalliği karşısında hayran kaldık, bu fiyat az bile!



Geldik bir diğer tasarım harikası esere. Yine 695 liralık bir dizayn görüyoruz. Neredeyse iki ailenin bir aylık mutfak masrafı.


Burada ise çok ucuz bir tişört var: Sadece 185 lira. Bu cart turuncu kolsuz bluzu başka yerde bulmanız imkansız sayın okur. Fiyatın yanında yazana bakın... Tükenmek üzere! Tükenen başka şeylerin kanıtı o.


Veee son bombamız, yine bir tasarım harikası bluz tam tamına 795 lira. Babaannemin deyişiyle "sümük bezi" gibi bir tişörte 795 lira verip, yanında "tükenmek üzere" yazısı koyduranlara, güle güle giyin...


Moda, kalite, falan filan, anlamasam da kabul ederim. Herkes benim gibi düşünecek değil... Fakat bunları gördükten sonra, aklıma gelen tek cümle bu oldu: Hepiniz kafayı yemişsiniz! 

Asgari ücret 950 lira bu ülkede, bir tişörte 800 lira verip "tükenmek üzere" yapanlar var ya, benim aklım almıyor bu işi. "E adam kazanıyor." derseniz, yine aynı şeyleri söylerim! Olur da bir gün kazara zengin falan olursam, tamam artsın yaşam kalitem ama, aldığım tişörtle 4 aile doyuyorsa, bedenim taşısa da ruhuma ağır gelir o tişört. 

Ne diyeyim... Ayrı dünyalar!

*

25 Mayıs 2015 Pazartesi

"Son Ders"

Lisenin ilk yılı bittiğinde, öğretmenler toplanıp her öğrenci için "sözel mi, sayısal mı seçmeli" konusunu tartışıyor, ardından öğrenciyi çağırıp ona da sorarak bir çeşit rehberlik yapıyorlardı. Bense o yıllarda yeterince cool olduğu için doktor olmak, dolayısıyla sayısal okumak istiyordum. Öğretmenler de "Sayısal okumalı." dedi, girdik bir yola böylece.

21 Mayıs 2015 Perşembe

Brugge: Okyanus Kıyısında Bir Akşam

Daha önce masal kenti Brugge'dan şurada bahsetmiş, burada ise bu güzel şehirden alınabilecek birkaç hediyelik eşya önerisi vermiştim. 

Bugün Brugge ile ilgili bahsetmek istediğim konuya gelirsem: Beni hayatımdaki ilk kez hissettiğim hislerle tanıştıran bir okyanus kıyısı burası... Brugge Seafront Zeebrugge, işte şu kırmızı işaret biziz;

17 Mayıs 2015 Pazar

İzlense iyi olur: Love, Rosie

Karşımızda hoş bir film var sayın okur.


Bu film “izlenmeli”den ziyade, “izlense iyi olur” kategorisinde olduğu için, böyle bir başlığı daha uygun gördüm. Evet, “romantik” diyebileceğimiz bir eser; ama kaçmayın hemen. Zira bu filmde en çok hoşuma giden şey, hayatta kurulan hayallerin her zaman “film gibi” yürümeyebileceği ve bununla en güzel biçimde başa çıkma gerçeğini içermesi. Yani öyle vıcık vıcık aşk kokmuyor; insan psikolojisini de çok güzel işliyor senaryo. Konuya dair çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum ama yaklaşık 5 yaşından beri beraber büyüyen iki arkadaşla başlıyor hikaye: Alex (Sam Claflin) ve Rosie (Lily Collins). Devamını izleyerek keşfetmeniz daha iyi. :)
IMDb’den 7,2 puan alan, yönetmen koltuğunda Christian Ditter’ın oturduğu Love, Rosie’nin diğer bir güzel yanı ise British aksanına doyacağınız gerçeği. İyi oyuncular, iyi bir hikaye, doğal diyaloglar ve güzel mekanlar sonucu, hayatı ve hayallerinizi tekrar sorgulamanıza yardımcı bu hikaye, güzel bir hafta sonu için iyi bir seçim olacaktır.

İyi seyirler!

Bu yazım 17.05.15 tarihinde Evreka Blog'da yayınlandı, buraya klik.


14 Mayıs 2015 Perşembe

Balat'ta Bir Gün ve Hisler

Sadece birkaç hafta sonra üniversiteden mezun oluyorum, neredeyse kendimi bildim bileli sahip olduğum "öğrenci" sıfatı ile vedalaşacağım şimdi; garip bir his. İşte, okulun ikinci yılından beri, bir elin beş parmağını geçmeyen sayıdaki güzel kalpli arkadaşlarımla bir planımız vardı: Balat'ı keşfetmek.

Gidelim Balat'a, güzel bir yer bulup kahvaltı yapalım sabah erkenden, kırık camlardan görünen Rum evlerinin içine bakıp kalp ağrıtalım, o güzel mimarili evleri yüz yıl öncesi gibi hayal edelim, Patrikhane'de dolanalım, Kırmızı Okul'a çıkıp tepeden Haliç'e dalsın aklımız; tüm bir gün Balat'ı yaşayalım sadece. Derken dileğimiz, planımız gerçek oldu nihayetinde.

Güneş şahane, ılık da bir rüzgar; en sevdiğim hava var İstanbul'da. Önce Beyazıt'tan Eminönü'ne indik, şu, belki de İstanbul'un en güzel manzarasına bakıp kısa zaman sonra burayı ne çok özleyeceğimi düşündüm. Ama gel gör ki, "ne seninle ne sensiz" ilişkisi bizimkisi ki, "ne seninle" kısmı az daha ağır basan.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Geleneksel Yunan Şarkılarından...

Geleneksel Yunan müziklerinden, bir Rembetika şarkı gelsin bugün... Bu kadını çok seviyorum ve stilini Müzeyyen Senar'a benzetiyorum. Sanatçının ismi ise "Sotiria Bellou", biraz Rembetika ruhunuz varsa, tüm şarkılarına bayılacağınıza eminim.


Bir de, Yunanca'ya ilgi duyanlar şuraya bir bakabilir: www.online-yunanca.blogspot.com

7 Mayıs 2015 Perşembe

Orijinal Greek Frape Tarifi

İstanbul'da "frappe" yapan veya yaptığını iddia eden mekanlara iki kere şans verdim; fakat ikisinde de adeta bir bardak nesquik geldi masaya. Hatta birinde üzerine bir de çilek takmışlardı ki, Yunan bir arkadaşım yanımda olmadığım için Türkiye'yi büyük bir felaketten kurtardığıma inanıyorum. :D 

İşin şakası bir yana, uluslararası adıyla "frappe", Yunan adıyla "Frapes", 1957 yılında Selanik'te bulunmuş bir tat. Tüm Yunanistan buna dahil ama, özellikle Selanik'te gerçekten kutsal içecek haline gelmiş; tüm kafelerde, evlerde, balkonlarda ve hatta otomobillerde, o klasik ikea bardağındaki bol köpüklü frape eşittir Yunanistan olmuş artık. 

Türkiye'deki bu yanlış anlaşılan frape olayını görmeye-duymaya devam ettikçe, şöyle orijinal bir Yunanistanfrapesi tarifini vereyim dedim. Sıkı tutunun, zira adım adım fotoğraflarla, birkaç dipnot ile, "hakiki frape" geliyor sayın okur. :)

Frape El Kitabı

Nasıl Türk kahvesi içerken orta, şekerli vesaire diyoruz; frapenin de bir sipariş adabı var. Benim tercih ettiğim ve en meşhur olanı φραπέ γλυκό με γάλα (frape gliko me gala) yani "sütlü, tatlı frape". Bunu sipariş ettiğiniz takdirde, masanıza yumuşak içimli, azıcık da süt eklenmiş güzel bir frape gelecek ki, ben de bugün bu tarifini vereceğim. 

Bir diğer değinmek istediğim nokta da, Yunanistan'daki klasik frape sahnesi. Şöyle ki: Havalar ısınmış. Kahvaltıdan önce frape yapılmış, içilmiş, rahatlanmış; bir yere yetişmek gerekiyorsa çabucak hazırlanan frape arabaya alınmış, içiliyor. Ardından öğleden sonra sahile inilmiş, bir bardak frape buzları şıkırdatılarak beş saat içilmiş, sohbetle akşam edilmiş. Soo this is the frape ideology! Bir defa Aleksi'nin yanında frapeyi fırt diye içiverdim diye yemediğim laf kalmadı. :D O frapeymiş, yavaş içilirmiş! 


Tüm bu dipnotlar göz önüne alındıktan sonra, gelelim tarife. 

Öncelikle, frape kitimiz böyle sayın okur. 

İhtiyacımız olanlar:
Büyük bir cam bardak (racona göre içinin görünmesi şart), Nescafe Frappe, şeker, Frappemaker veya mikser veya iyiice çalkalamak için küçük bir kapaklı kap, soğuk su ve azıcık süt.


5 Mayıs 2015 Salı

Brugge'dan ne alınır?

Bir süre önce, at arabalarından gelen tıkır tıkır sesleriyle, taze çikolata kokusu ile Belçika'nın tarihi şehri Brugge'dan bahsetmiştik. Bugün ise, Brugge'u ziyaret edecek olanlara rehberlik etmesini umduğum bir "Brugge'dan ne alınır?" yazısı hazırladım. Yazı diyoruz ama, yazıdan çok fotoğrafın olduğu bir post olacak ki bu, keyifle yararlanmanız dileğiyle... Haydi başlayalım!



1. Brugge Dantelleri

"Melis, Brugge'dan ne almasak ayıp olur artık?" derseniz, cevabım derhal Brugge Dantelleri olur, zira her yerdeler! Çeşit çeşit dantelden yapılmış yaratıcı ürünler, Brugge'un en meşhur hediyelik eşyaları arasında birinci sırada yer alıyor. Eski, taş duvarlı dükkanların vitrinlerini süsleyen dantellerin fiyatları ise orta şeker.