31 Mart 2016 Perşembe

"Radikal Değişiklikler"

En basitinden en derinine, hayatta bir şeye "inanıyorum" veya "inanmıyorum" demekten çekiniyorum. Daima bir açık kapı bırakmak lazım yaşamda... Lakin bir şey var ki evet, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, ben tesadüflere inanmıyorum

En iyisinden en zoruna, yaşadığımız her şey, hayatımıza giren herkes, başımıza gelen tüm olaylar, kulağımıza çalınan tüm şarkılar, her birinin bir sebebi varBelki bugün anlarsınız nedenini, belki yıllar sonra, belki de hiç anlamazsınız! Madem milyarlarca insanın yaşadığı dünyanın milyarlarca anından birinde sizinle - sizin hayatınızla kesişmiş bir şey, demek ki bir sebebi var.

Yakın arkadaşlarım benimle arada dalga geçer, taklidimi yaparken "Bir planım var, bir şey buldum koşun anlatayım, program yapalım mı beraber, bak süper bir plan buldum!" diyerek. Karar almak besliyor beni, ne yapayım. Uzun zamandır bir şeyler oluyor hayatımda hepimiz gibi ve bunların çoğuna "tahammül etmem" gerektiğini fark ettim. Zaten iş-güç, yollar, insanlar derken hayat yeterince zor, neden tahammül edeyim? 

Hem en iyi hem en kötü özelliğim hayatta, yarını düşünmemem olmuştur hep. Gerçi kafamda bir plan program yapınca da güzelce uygular hedefe giderim hakikaten istiyorsam, ama panik ve endişe yüzünden yarın için kaygılanmam gereken çoğu anda - ben hep bugünün keyfini çıkarmaya odaklandım bu yaşıma dek, yarını yarın düşünürüz dedim, kafam böyle çalışıyor ne yapayım. Hislerimi söylemekten hiç çekinmedim mesela, kolay kolay içimde tutmadım bir şeyleri. Öyle hissediyorsam çoğu kez oldu karşımdakinin yüzüne "Canım bence yalan söylüyorsun şu an." dediğim. Sevemedim rolleri, yeri geldi ben de yaptım mutlak, lakin kendim için. Sevemedim maskeleri. Ha ben çok mu iyi bir insanım? Yok! Az çok tatlı kızım ama bir yanım da müthiş sevimsizdir. Herkesin bir doz bencil olmasının bir gereklilik olduğuna inanırım, 3 gün süren bir hayatta tahammül etmek fiilini çok aptalca bulurum. Herkesin ağzı söylese de "3 gün" mevzusunu çoğunluğun farkında olmadığını düşünürüm, zira bu dünya bu halde olmazdı aksi takdirde.

Bu blog nedir mesela, az çok okuyor insanlar biliyorum, bazen şaşırtan kişilerden yorumlar alıyorum, mutlu oluyorum, geriliyorum, her neyse. Ama altı üstü bir dandik jurnal burası. Buna rağmen biliyorum işten arkadaşlarım da okuyor burayı, akrabalarımdan bazıları da, uzun zamandır görüşmediğim ama bir gözünü blogda tutan tanıdıklarım da, veya hiç tanımadıklarım da. Şimdi ben bunu düşünüp kalemimi kısıtlasam, "maske taksam" işin özü, hayatta yazamam daha. Banane ki! Bak yine aynı şey oluyor, banane yani kim okuyor. Banane kim ne düşünüyorsa? Önce herkes kendini çıkarsın bok çukurundan, banane kardeş, oku ne kadar istiyorsan. İnsan kendini biliyor, ben bilmesem ne olur.

Neyse, uzun lafın kısası, içimde bir tabir var, aklımın içinde uçuşup durdu tüm gün... Radikal değişiklikler.

Dedim tamam uçuşuyor güzel, tahammül sınırlarım yere yaklaştı bu da güzel, ama ne demek bu "radikal" tam olarak? Gittim sözlüğe baktım, daha da sevdim. Radikal "kökten" demekmiş. Radikal değişikliğin allahını yapıyorum ben bugün, herkese hayırlı uğurlu olsun. Kangren olmuş kolu bacağı kesip atıyorum, "tahammül" gerektiren şeyleri, kötü insanları, şefkatsiz insanları, zarar verenleri "ama..." demeden hayatımdan çıkarıyorum. Bir de pat diye ölebileceğimi kendime daha sık hatırlatıyorum, zaten her an bununla yaşıyorum.

Canım Osho diyor ki

Ölmek için cesaret lazım sanıyorsun ama ölmek çok kolaydır. Asıl cesaret isteyen doyasıya yaşamaktır! Doya doya yaşa, tehlikeli yaşa! Gerçekten yaşayan insan öyle az ki.

Velhasıl...

Yarın Nisan'ın ilk günü. 

Böylesi güzel bir ayın ilk gününe "radikal değişikliklerden" daha çok ne yakışır ki? Haydi, cesaret edin. Sırtınızda duran, canınızı yakan oku çekerken acıyacak elbet, ama son bir gayretle asılın ki yara kapanmaya başlasın artık. Hayat öyle kısa ve öyle güzel ki, acılar bile öyle güzel ki! Gökyüzüne çevirin yüzünüzü, yarın Nisan... Yarın bahar.

Sürprizlerle,
Melis


1 Fotoğraf, 1 Hikaye #6

1 Fotoğraf 1 Hikaye'nin 6. hikayesi için, belki de hayatımın en güzel yazından bir kare seçtim. "Yaşamaktan" başka hiçbir şey düşünmeden geçirdiğim günlerden bir gün, huzurun ne olduğunu anladığım bir zaman, sevdiklerim ile birlikte, masmavi yerlerde... Yollarda, Selanik'ten Halkidiki'ye.


Sabah erkenden kalkıp yavrucuk ile Halkidiki'ye gitmek üzere yola çıkmıştık. Ben ki bir kahvaltı bağımlısı; sabah zorla frape almaya gönderilmiş, ortama ayak uydurmak durumunda kalmış, sabahın köründe buz gibi frapeleri götürmüş, "raconuna göre fazla hızlı içtiğim için" yine azar yemiştim. Nasıl bizde "Seni Seviyorum" yazan klasik yastıklar-ayıcıklar varsa, Yunanistan'da da "Sagapo" yazanları var; ayrıntılara gözümü dikip gülümseyerek yaşadığım o birkaç gün... Mavi-yeşil yollardan geçerek Halkidiki'ye varmış, bir görünüp bir kaybolan güneşe rağmen pek mutlu olmuş, akşam güneşinin en güzeline orada - o gün dokunmuştum. Ne diyeyim; yaşasın iyi insanlar, yaşasın mavi denizler, yaşasın güzel ülkeler...

*

1 Fotoğraf, 1 Hikaye #1

1 Fotoğraf, 1 Hikaye #2


1 Fotoğraf, 1 Hikaye #3

1 Fotoğraf, 1 Hikaye #4





26 Mart 2016 Cumartesi

Süreyya Operası'nda "Faust"

Alman sanatının en önemli isimlerinden Goethe'nin, 18 yaşında başlayıp 83 yaşında sonlandırdığı bir eser Faust. 

Kadıköy Süreyya Operası'nda izleme/dinleme fırsatı bulduğumuz bu efsane oyundan birkaç not paylaşmak istiyorum bugün. Oyunun konusu için; Doktor Faust'un şeytanla yaptığı anlaşma sonucu başına gelenler diyelim... Fazla bilgi vermekten kaçınacağım ki heyecanı-keyfi sizlere kalsın; zira 3 perdelik bu oyunda insanüstü bir akşam yaşadık biz.


Öncelikle Süreyya Operası'nın Türkiye'nin en güzel salonlarından biri olduğunu söylemeye gerek yok; içeride bambaşka bir hava var, girer girmez hoş bir huzur hissediyorsunuz.

23 Mart 2016 Çarşamba

"Bu Aralar" İstanbul'da Yaşamak

Yazsam mı bu yazıyı, yazmasam mı... Çok düşündüm. Ama sırf geleceğe not olsun, niyetlenene ders olsun, tarihe bir yerinden kazıyayım bu günleri istedim.


Mart, 2016
Çok zor günler geçiriyoruz. 

Yaşım 23; doğduğumdan beri tecrübe ettiğim en üzüntülü, kırgın, endişeli günleri yaşıyorum belki. Bir zaman önce Sultanahmet'te bir bomba patladı, gümbürtüsünü Taksim'den duydum, tam karın boşluğumda yankılandı o ses. Birkaç ay arayla Ankara'da bombalar patladı sonra, "canlı bomba" denen bir şey yine. İnsanın, bir insanoğlunun, her şeyden geçip canından geçemeyen bir insanoğlunun "kendini patlatması" ile oluyor bu iş. Anlıyor musun? Zira benim aklım almıyor. Haydi kendi canından geçtin bir inanç uğruna da, nasıl böyle, yani BU KADAR merhametsiz insanlar var, benim aklım al-mı-yor.

21 Mart 2016 Pazartesi

Artvin, Borçka'da Bir Gün

Takip edenlerin anımsayacağı üzere, kısa zaman önce 20 küsur yıl sonra doğduğum şehre gittim bir başıma: Artvin-Borçka'ya... Şurada yazdığım Doğu Karadeniz serüvenimin ardından, bir de sadece Borçka üzerine yazmak, sokakları, dağları, renkleri paylaşmak istedim.

Borçka denince akla ilk Karagöl gelir, tam bir doğa harikası... Ben tek başıma, kişisel arabam olmadan gittiğim için bu postta Karagöl'ü görmeyeceksiniz. Lakin Borçka'da günlük yaşama, sokaklara, dükkanlara, dağlara, yeşilin en güzeline dair fotoğraflar ve kısa notlar sizi bekliyor olacak. 

Önce haritadan bakalım neredeyiz:


Karadeniz'in doğusunda, Artvin-Hopa yolu üzerinde, Çoruh nehri kıyısında küçük bir ilçe Borçka. Bulgulara göre, M.Ö. 2000'lerden beri burada yerleşim olduğu tahmin ediliyor, birçok halk gelip geçmiş buralardan işin özü.  2014 nüfus sayımı verilerine göre ise 11.140 kişi bu güzel ilçede ikamet ediyor, Hopa'ya uzaklığı ise yaklaşık 32 kilometre.

14 Mart 2016 Pazartesi

Sana bakarak seni dinleyecek olmak ne güzel, Kotsiras.


Bu şarkı benim için çok özeldir. Kalbim, ruhum kırgın olduğunda dinlerim en çok. Lakin daima başka bir sanatçıdan dinlerim yıllardır, "onundur" hani bu şarkı. Melodisi - sözleri ile her seferinde gözlerimi doldurur, istisnasız. 
Bu defa, resmen "küçüklüğümden beri" çok sevdiğim, hani her şarkısını bildiğim, o hayran olunası ruhlu adam, Giannis Kotsiras söylemiş... Durduk yere adamı ağlatacak bir şey çıkmış ortaya. Bunu dinleyince, Kotsiras bu şarkıyı söylediği için öyle mutlu oldum, öyle ürperdim ki. Pek derin bir adamdır, öyle yakışmış ki sesinin enerjisine. 

Der ki şarkıda: 
"Gideceğim... İsterse en kötüsü gelsin başıma."


Ben şöyle bir iki haftaya, adeta çocukluğumdan beri böylesine hissederek dinlediğim adamı yakından dinleyeceğim, göreceğim, belki selam verdiğimde hatırlayacak beni. Ayıptır söylemesi, zamanında öyle çok darlardım ki sosyal medyadan, "İstanbul'dan onu dinleyen kız" kalmıştı adım üniversite yıllarımda. :) Bakmayın, "insana" değil hayranlığım; bir garip ruhlu adamdır Kotsiras. Sanki yıllardır tanıyorum onu, sesi o kadar tanıdık ki artık. 
Kafamızın içindeki, varlığına az gelen kavramıyla "beyin" denen şeyin bize yaptığı bunca şeyin arasında, mutluluk veren bir küçük not olsun bu da.
Olduğu kadar...

*

10 Mart 2016 Perşembe

Boztepe Balık Evi, Trabzon

Trabzon'u keşfettiğim iki gün boyunca aklımda hep şöyle iyi bir balık yemek vardı; ne de olsa Karadeniz'in en güzel yerindeyim. Fakat nereye gitsem, nerede-ne yesem diye aklım kurcalanıyordu, bilmediğim bir şehir en nihayetinde. Ardından araştırmalarım sonuç verdi ve Boztepe Balık Evi'ne ulaştım. :) İyi ki de ulaştım; zira bu ziyaretin sadece 'balık yemekten' fazlası olacağından haberim yoktu o esnada.


Bir defa Boztepe Balık Evi'ni bulmak çok kolay. Trabzon meydandaki dolmuşlara binip Ceylan Kent Sitesi'nde inerseniz, direkt karşınızda göreceksiniz bu mavi-tahta sandalyeli güzel mekanı.

 

9 Mart 2016 Çarşamba

Doğu Karadeniz Günlüğüm

Uzun zamandır yazmak, paylaşmak için en çok heyecanlandığım yazı bu sanırım. Fotoğraf seçmekte en zorlandığım, fotoğraflara bakarken bile gözümün dolduğu anıların bir araya geldiği, bambaşka bir yazı bu.

Öncelikle şurada yazdığım gibi; sırt çantamı alıp tek başıma Karadeniz'e gittim, temelde doğduğum şehir olan Artvin-Borçka'yı görmek üzere. Rotamda Artvin, Rize ve Trabzon vardı; hayatımın en güzel günlerini, en farklı hislerini yaşadım, döndüm, sıra geldi paylaşmaya. Bu postta uzun uzun yazılar görmeyeceksiniz; ama sıra sıra, adeta benimle birlikte geziyormuş gibi hissedeceğiniz bir fotoğraflı günlük okuyacaksınız. Seyahatimin her anında yanımda olan "Karadeniz defterime" bir dolu not aldım. Alakalı yerlerde italik-mavi yazıyla gördüğünüz notlar, o andan - bu defterden çektiğim notlar olacak. Dilerim keyifle okur, gitmiş kadar olursunuz bu cennet köşelere. 

Haydi başlayalım...

3 Mart 2016 Perşembe

Sırt çantam, defterim, şarkılarım ile... #KaradenizMelerencesi

Etrafımdaki insanlar bilir; aylardır dilimden, kalbimden düşmeyen bir planım, hayalim vardı. Esasen çok eskilere dayanan bir hayal ama son ayların taze planı... Sonunda ayarladım her şeyi, ben gidiyorum. Ama durun, en iyisi en baştan anlatayım size.

Ben Borçka'da doğdum.

Bu benim için çok önemli bir olay... Doğulan yer. Her şey tesadüf olsa bile doğulan yer tesadüf değil. Bu bol bilmeceli yaşam oyununa "atıldığın" ilk nokta, başlangıç noktan.

Üstelik ben annemin karnında 7 aylık olana dek Gökçeada'da yaşarken biz, son 2 ayda Borçka'ya taşınmışız; plan işlemiş tıkır tıkır kısacası. Ardından Melerence ileride kafasını bolca meşgul edecek hayata, sonraları aynada inceleyeceği gözlerini ilk Borçka'da açmış... İlk nefesini Artvin dağlarının havasından solumuş.