20 Eylül 2014 Cumartesi

#Gün78 & #Gün88: VOHO!

Merhabaaa!

Uf, ne çok zaman oldu. Fırsat arasam da yazmak için, günler koşuşturma içinde, pek hareketli ve heyecanlı geçti, böylece yazacak bir kucak dolusu macera ile döndüm.

Öncelikle takip edenler hatırlayacaktır, bir terslik yaşadığımdan bahsetmiştim son zamanlarda. Şimdi o zamandan bugüne dek kısaca bir bahsedeyim...

Bildiğiniz gibi bir Selanik macerası daha yaklaşıyordu. Hala Hollanda oturma iznimin süresi bitmediği için hiç vize almaya falan girişmedim elbette. Günlerden salı, cumartesiye biletim var Selanik'e... Aklımı kurcalamaya başladı, sonuçta Hollanda'da okulu bitirdim ama "Tabii ki bununla girebilirim ülkeye değil mi?" diye aradım konsolosluğu. Bir saat sonra falan ancak ulaşabildim, adam "İptal olmuş olabilir, siz Hollanda'yı arayın." dedi. Üff bir sıcak bastı aklıma, ben "Tabii ki olur canım." cümlesini duymak için aramıştım halbuki. Neyse, bir umut Hollanda'daki ofise ulaştım, kadın "Madem öğrenci değilsiniz, artık kullanamazsınız." falan diyor, bunları duyduğu için az sonra inme inecek bir Melis telefonda diretiyor: "Yani, "etik" mi değil, yoksa iptal mi oldu?!", kadın uzatıyor öğrenci değilsiniz artık işte falan diye, ben uzattıkça uzattım, sonunda sistemden baktı, okul bize artık öğrenci olmadığınızı göndermiş, diyor. Yani ne 'kart iptal evet çalışmaz' falan var ortada, ne başka kesin bir şey.

Ardından ben telefonun başında donup kalıyorum ama içimde ne ateşler. Gitmeme kaç gün kalmış zaten, haftaya işten izin almışım. Koştum ertesi güne izin aldım, vize belgelerini topladım, randevu falan derken çarşamba önce belgeler için okulda, sonra Kosmos Vize Hizmetleri'ndeyim... Vize çıkış süresi 3 gün: Perşembe, Cuma sonra Pazartesi ancak alıyorum en iyi ihtimal. Derken, ekstra bir dilekçe yazdım, pazar günü düğünümüz var iki günde verin noolur diye, zaten Yunanistan'dan davetiyem de vardı bizimkilerden, o da destek oldu biraz. Adama sordum, "Yüzde otuz cumaya alırsın." diyor... Yedi yüz kere bilet tarihi değiştirdim, o cumaya kadar ne yaşadım ben biliyorum. Neyse, cuma günü saat 4 oldu, yüz kere aradım pasaportlar geldi mi, adım var mı diye. En sonunda saat beş buçuk oldu, hiç umudum yok ama. Kadın "İsminiz var listede, pasaportunuz geliyor bugün." demez mi! Ve ekliyor "Normalde 6 gibi çıkıyoruz, belki 6.30 falan." Cuma iş çıkışı, oradan taa Osmanbey'e bir saatte mi gideceğim? Kalp krizleri... Derken bir arkadaşım metrobüse bıraktı beni, bin bir trafiğin içinde beş kilo verdim, metrobüs-metro, sokaklarda manyak gibi koşan bir Melis, böyle millete çarpa çarpa. :)) Hala gülüyorum halime ama kusura bakmayın çarptıklarım, pardon diye diye koştum.

Derken, o gün pasaportlar normalden çok geç geldiği için, adeta kan ter içinde ulaştığım, yedi milyon kez aradığım ofiste 40 dakika falan bekledikten sonra pasaportumu aldım ve geçtiğimiz cumartesi Yunanistan'a gidebildim. Dün gece de geri geldim, çok lazım gibi... :P Ama olsun, okulu bitirmem lazım sayın okuyucu, sonra bakacağız neler olacak.


Ardından bu sıkıntıları unutarak çok güzel günler geçirdim yine, salona hazırladığım fotoğraf makinesini unutmak bile üzemedi beni, telefon falan idare ettim, güzel karelerle döndüm. Bu aradaki mutlu günleri de bu yazıya sığdırmayı uygun gördüm, zira Melerence'de süper sonik Yunanistan postları ardı ardına gelmek üzere. :)

Takipte kalınız!

Sevgi ve selam,





*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder