30 Mayıs 2019 Perşembe

Fırında Tavuk Şiş: Aromatik, Yumuşacık ve Pek Kolay

Son zamanlarda yaptığım en keyifli yemeklerden birini paylaşmak istiyorum bugün. Mangal yapma şansınız yoksa evinizdeki fırınınızda da leziz tavuk şişler hazırlayabilirsiniz. Birkaç püf nokta ile hem çok yumuşak hem de çok aromatik tavuklarınız olacak sonunda, haydi başlayalım.


İlk mevzu tavuk şişlerin sosunu hazırlamak. Tavuğunuza göre 3 ölçek yoğurda 1 ölçek domates salçası, tuz, toz veya taze sarımsak, kekik, kırmızı toz biber, karabiber ve bol zeytinyağı kullanarak sosumuzu hazırlıyor, güzelce karıştırıyoruz. Ardından küp küp kestiğimiz tavuk etlerini iyice bu sosa buladıktan sonra mümkünse en az 1 saat buzdolabında marinesinin yerine gelmesini bekliyoruz, lakin vaktiniz yoksa direkt de pişirebilirsiniz.

Çöp şişlere domates ve biber gibi dilediğiniz sebzelerle geçirip, büyük fırın tepsisindeki yağlı kağıda alıyoruz sonra.

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Yeni Bir Hayat

İnsanın ne istediğini bilmesi, bulması her zaman mümkün olmuyor. Çok derin bir soru, çok derin bir kuyu... Lakin ne istemediğini belirlemek daha mümkün; kalbinin sesine dikkatle kulak veriyorsun, oluyor esasen.

Yaşınızın, konumunuzun, ailenizin, geçmişinizin, sizi siz yaptığını düşündüğünüz hiçbir şeyin gayeniz üzerinde size engel olmadığını düşünen biriyim. Daha doğrusu, teknik olarak "engel" ise de, dönüşümünüzü durdurmaya kuvvetinin yetmediğini, tüm ruhuyla, bedeniyle, aklıyla, canıyla isteyen bir insanın önünde hiçbir engelin ayakta kalamayacağını düşünüyor, inanıyor, biliyorum.

Çok uzun zamandır bu konu ve etrafındakiler üzerine düşünüyorum, okuyorum, başka başka insanlarla muhabbet ediyorum. Gördüğüm o ki, büyük değişimler, çoğu zaman yeterince dibe çöktüğünüzde, yeterince "artık böyle yaşayamadığınızda", bahsi geçen durum sizi yeterince rahatsız ettiğinde başlıyor. Kısacası artık buranıza kadar gelmesi gerek büyük değişimler, kırılmalar yaratabilmeniz için. 30 kilo vermek istiyorsanız "Kilo versem ne iyi olur." kafasından çok, "Bir güne dahi daha bu zihniyetle, bir aya dahi daha bu bedenle uyanmak istemiyorum, ben yapacağımı bilirim!" durumuna varmak insanın beynini harekete geçiriyor. Beyin demişken, dev bir "ahh!" diyeyim bu noktada. Kanımca her insan nasıl ilk yardım bilmeliyse, biraz da psikoloji ve beyinden haberdar olmalı. Hemen hemen tüm kararlarımız üzerinde psikolojimizin, beynimizin çalışma prensiplerinin etkisi o kadar büyük ki. Öyle çok şeyi "aslında" yapmayacakken yapıyoruz çünkü bilinçaltımızda şu bu var ki. Bunu öğrenen ve az da olsa yönetmeyi başaran kimse, hayat oyununu çok daha iyi oynayacaktır, orası muhakkak.

Yeni bir hayat istiyorsan sayın okur; yeni bir sen, yeni bir iş, yeni bir çevre, yeni bir yaşam istiyorsan, en büyük savaşın ataletle olacak. Yola çıkmadan önce hemen her şeyi ince ince düşünmen, organize olman, en azından ne istemediğine hakim olman ve iradenin boğazını sıkı sıkıya kavraman gerek

Doğru adımları atarsan, ne istersen olabilir, ne istersen yapabilirsin... İnsan garip bir varlık; beyin ise muhteşem. Ve inan, sen, sandığından çok daha fazlasısın. Kazantzakis'in dediği gibi, ey insanoğlu, içinde bir tanrı taşıyorsun da haberin yok!

Belki 40 yıl, belki 10 saniye daha ömrün var. 

Bu bilinmezlikler dünyasında sayın okur; olabileceğinin en iyisi ol... Yapabileceğinin en iyisini yap.

Artık suçu şeytana mı atmalı, insan doğasına mı çatmalı bilmem; lakin yaşam "şeytana uymak" için çok çok çok kısa. Kısa süreli hazlar, uzun vadede mutsuz eder seni çoğu zaman ve basitçe, değmiyor buna inan.

İnsan kendiyle mutlu olmalı; insan sağlığına, bedenine, ruhuna iyi bakmalı. İnsan günde 10 dakika da olsa kendine vakit ayırmalı. İnsan kendine inanmalı; 50 kere de kendini hayal kırıklığına uğratsa, 51. kez ayağa kalkmalı. Kendine küsmemeli, bir tek o öyle sanmamalı, bir tek o öyleyse bile kendine sırt çevirmemeli. İnsan kendini sevmeli, çünkü en biricik dostu yine kendisi, üstelik aynı bedende bir ömür kendiyle.

Ağızlara sakız oldu diye haklı fikirlere burun kıvırmamalı sonra; misal çok su içmeli, su bedenin benzini. Açıp okumalı nasıl korur bedenini, biraz geleceği öngörmeli, hastalık gelecekse geliyor ama, davetiye çıkarmamalı. Her gün 30 dakika da olsa hareket etmeli, bazı bazı jazz dinlemeli.

Muhakkak ikinci bir dil öğrenmeli sonra, hayallerinin peşine gitmeli, kendine inanmalı, biraz ben-cil de olmalı. Vermeli, sevmeli, muhakkak sevilmeli. Bunlar insanın canını besleyen, onu ellerinden yakalayıp gökyüzüne taşıyan, bulutlar arasında gezdiren duygular.

Diyeceğim o ki sayın okur; yeni bir hayatsa istediğin, yapabilirsin. Öyle kişisel gelişim bıdısı vıdısı değil, hakikat ki yapabilirsin! Derinden, delice, akıllıca, takıntılıca, tutkuluca istersen, düşünür üzerinde çalışır, bunun için uyur uyanırsan, en alasını yapabilirsin. Ama bundan da güzeli, bu yolculukta amacına ulaşmaktan fazlasını bulacağına şüphem yok. Kendini bulacağın bu yolcuğa sen de hoş gel haydi...

Biricik hayatın buna değer ve bu koca dünyada senden sadece bir tane var.

Haydi!

Melis.





10 Mayıs 2019 Cuma

Antiparos Adası'nda Yaşam Akarken...

Paros Adası'ndan 10 dakikalık bir gemi yolculuğu uzaklığında Antiparos Adası. Kendinizi tam anlamıyla "Ege'nin orta yerinde, minicik bir noktada" hissedeceğiniz bir ada burası. 

Bloğu takip edenler bilir ki ben genelde "gezi rehberi" yazmam, "gezi günlüğü" yazarım. Görmeniz yapmanız gerekenleri anlatmam; görüp yaptıklarımı, keşfettiklerimi anlatırım... Genel manada yemeyi içmeyi seven, maceradan keyif alan, lokal hayatın içine atlayıveren bir insan olarak bunlar hoşunuza gidiyorsa yazıdan ve fotoğraflardan keyif alacağınızı sanıyorum. Gelin sizi masmavi bir diyara, Antiparos'a götüreyim şimdi...


Paros'un Punda Limanı'ndan sık sık gemi kalkıyor Antiparos'a, şu karşıda görünen ada da ta kendisi. Alt satırlara bir de harita iliştirdim.