31 Mart 2014 Pazartesi

Hollanda'da Bahar

Güneşli bir Hollanda'dan hoi. :)

Arada bir yağmura da dönse, her geçen gün daha da güzelleşiyor hava. Ağaçlar iyice çiçeklendi, sokaklar mis gibi kokuyor. Fakat bu güzel kokulu bahar çiçeklerinin arasında öyle bir tane var ki, adeta başımı döndürüyor kokusu, güzelliği. Öncelikle o klasik küçük çiçekli ağaçlara benzemiyor; kocaman, beyaz çiçekler taşıyor dalları. İsmini bilmiyorum ne yazık ki; fakat bu çiçeğin ismi, benim adım olsun isterdim sanırım... 

Edit: Manolya bunlar :)

26 Mart 2014 Çarşamba

Doğanın İçinden: Natuurcentrum Veluwe, Hollanda

Serin bir pazar gününde, bisikletimi alıp, eşsiz toprak kokusu ile sarılı nemli Hollanda sokaklarına bıraktım kendimi. O kadar güzel, bozulmamış bir doğa var ki burada...

Yolda gördüğüm güzel bir yola girdim, tesis gibi bir yer gördüm ardından. İnsanlar çocuklarını, köpeklerini alıp, genç-yaşlı, doğanın keyfine varıyorlar burada. Bir diğer sevdiğim yanı da bu Hollanda'nın, başıboş bırakmıyorlar bu güzel yerleri, yaşamayı biliyorlar.

İç tarafa doğru yürüyünce, Natuurcentrum Veluwe isimli çok güzel, sıcacık bir yer keşfettim; güzel bir filmin en mutlu sahnesine döndü hayat.


24 Mart 2014 Pazartesi

Hollanda'nın Kararsız Havası: Yağmur, Güneş, Dolu

Serin, sıcak, yeşil, huzurlu; biblo ülke Hollanda'dan merhaba! 

Dün inanılmaz bir hava vardı burada; yağmuru, güneşi ve dolu yağışını bir güne sığdırdık. İzmir'deki çocukluk yıllarımdan beri dolu yağdığına tanıklık etmemiştim, hani "dolu gibi dolu" diyorum.

Sabah serindi; önce hafif bir yağmur başladı, masamdan dışarı bakıp mutlu oldum, sonra işime döndüm. Ardından, aniden gelen deli gibi bir dolu yağışı ile pencereye yapıştım heyecandan. O kadar güzeldi ki! İnsan bir kere daha anlıyor; dışarı bile çıkamayız öyle bir dolu yağışında, doğa ne isterse o olur

Sabahki bu yağıştan sonra ormana yürüdüm, öğleden sonraydı. Yaklaşık iki saat sonra aniden tekrar başladı dolu, yine çok güzeldi ve bu defa doğadaydım. Hatta ilk dakikalardan sonra gerçekten takır tukur kafama gelmeye başlayınca taneler, bükülmüş bir ağacın altına sığınıp da izledim. Cennette miydim? Olası...

21 Mart 2014 Cuma

Mavi


















Üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu,
anlam olmak için yeterince çıplaktın.
Şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini
hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım:
Ben inanmak için şiir yazıyorum, gözlerin
cihangir'i hatırlatıyordu, hayal içinde fakir
Üsküdar'dan o rüyaya baktım: maviydin.
Bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini!
Usul usul inandım güzelliğin hatırına yağan
yağmurun üstümüzde hakkı vardır, inandım.
Uzak bir mavi kızın gözlerindeki bulut
burada içimize yağacaktır, inandım, mavi
bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!
Gövdene de böyle inandım, duruydu, şiirin
nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu:
Öyle çıplaktın ki içinde şiirden başka
hiçbir şey yoktu, gövden neyi hatırlatıyorsa
ona inanıyorum, beni hatırlamasa da, biliyorum
bazı uzaklıkların hiç mektup beklemediğini...

Bazı şiirler de bekleyemiyor yağmurun dinmesini.


Haydar ERGÜLEN


Bahar Yağmuru ve İngiliz Kahvaltısı

Bu sabah yağmurun naif tıkırtısıyla uyandım. Hollanda, yağmurun en çok yakıştığı ülkelerden sanırım.

Daha yeni başladık; fakat yine de bir parantez açacağım. Aslında önce sabah 5'te uyandım ben. Çünkü odadaki sevgili Budist arkadaş çanlı çunlu (Kendisi "dua müziği" diyor.) bir Uzak Doğu müziği açmış, dua ediyor; bir yandan da Ceki Çen tadında bir şeyler söylüyordu. Gerçi akşamdan uyardı, hatta izin aldı sağolsun; ama insan "Dua edeceğim, rahatsız olur musun?" deyince, "Ay evet etme boşver, duaya falan gelemem ben." diyecek halim yok, tamam dedim haliyle. Hayal meyal hatırlıyorum ama, sabah çau çuyu çiçi çon bir müzik geliyor, dedim Allah öldük de cennete mi geldik, nedir bu nirvana?? Eh alışacağız artık, belki ben de uyurken bilinç altından falan ererim bir kemale. Bakalım.

Derken, bildiğiniz gibi bugün baharın ilk günü, resmi olarak hani. Geçen hafta hava çok sıcaktı burada; bu hafta ise serinledi biraz. Ardından bu sabah çok güzel bir yağmur geldi, şimdi ise güneş var. Hareketli, değil mi? :)

Pencereyi açtım, Monaksia ismini verdiğim pek güzel-sarı çiçeklerimi pencerenin önüne koydum, doğayı kokladım. Burada yağmurdan sonraki toprak kokusu bile farklı, daha gerçek sanki... Ama İstanbul'dakinden tamamen farklı, daha derin bir koku.



20 Mart 2014 Perşembe

Hollanda'da İkinci El Eşya Cenneti

Hollanda'ya gelmeden önce araştırdığım bir diğer konu da, ikinci el eşya satan mağazalardı. O kadar çok hoşuma gidiyor ki böyle "bit pazarlarını", kullanılmış eşya ve özellikle kitap satan yerleri karıştırmak, burası tam bir cennet oldu bana.

Mağazadan birçok kare ve notlar ile başlayalım; ikinci el eşya olayına gönül verenlerin, fotoğraflara bakarken bile benimle aynı heyecanı hissedeceklerine eminim.

Mağaza oldukça büyük; üst katı ise sadece kitaplara ayrılmış.
Kitap katından mağazaya bakış.

17 Mart 2014 Pazartesi

Amsterdam'da Kahvaltı

Amsterdam'a ayak basmamla, buranın yaşadığım şehir olan Ede'den çok farklı olduğunu anlamam bir oldu.

Amsterdam Centraal İstasyonu'ndan çıktıktan sonra, sağ tarafta beliren birçok cafe ve restaurantta, Türkiye'deki kadar olmasa da, kapıda sizi içeri davet eden garsonlar, çılgın bir kalabalık (-ki asıl kalabalığı akşam gördüm; insan seli!), bin sesli sokaklar, hızla akan bir hayat... Burada klasik Hollanda kimliğinden çok, uluslararası bir hava dolduruyor sokakları.

Adım adım Amsterdam'ın kalbine, içeri doğru doğru yürürken, etraftaki "İngiliz Kahvaltısı" yazılarının fazlalığı çekti dikkatimi, ki ekstra ilgilendiğim bir konu; tam bir "yok yok" kahvaltısı. Benim de aklıma girdi, güzel bir yer aramaya başladım. Bu arada, yol üzerinde gördüğüm Old Amsterdam isimli meşhur peynirci önünde de bir fotoğraf çektim; en eski ve en ünlüsü.


Hollanda'da Halk Pazarı

Cumartesi ve pazartesi günleri Ede'de halk pazarı kuruluyor. Pazar keşiflerini zaten seviyorum; ama bu bir Hollanda pazarıysa iki kere severim! Çünkü çok enteresan şeyler görüyorsunuz, Melerence'yi besleyecek çok şey var burada. :)

En çok merak ettiğim şeylerden biri, pazarcıların bağırıp bağırmadığıydı. Amsterdam'da da pazara gitmiştim, orası daha sakindi; fakat durumu Ede'nin daha küçük bir şehir olmasına bağlayarak, burada bağıran birkaç pazarcı amcamız vardı. Zaten genel olarak neşeli, sesi yüksek çıkan insanlar.

*

Efendiim, öncelikle pazara gidince bir pataat aldım; bildiğimiz kızarmış patates. Burada, genelde koni şeklindeki kağıtlara koyuyorlar patatesi. Seçtiğiniz sosun yanında, dilerseniz üzerine ince kıyılmış soğan da döküyorlar, oldukça güzel oluyor.

15 Mart 2014 Cumartesi

Aloe Vera İçmek

Aloe vera bitkisini bilir misiniz?

Özellikle kozmetik alanında birçok ürüne aroma verir kendileri, pek de güzel kokar! 

Bir de neden bilmiyorum, beni çok mutlu ediyor bu koku. Sanırım mutlu olduğum bir günde maruz kaldım kendisine, örneğin sevdiğim bir yerin sabununda falan rastlamış olabilirim; çünkü bana nedenini hatırlayamadığım bir mutluluk hissi veriyor.

İşte, ben o mutluluğu içtim!

Hollanda'da aloe veralı meyve suları satılıyor. Keşke birebir tarif edebilseydim tadını, kokusunu... Şu an şişeyi tekrar tekrar kokluyorum doğru kelimeleri bulabilmek için. Tatlı, şekerli gibi hani; ama çok doğal bir koku veriyor. Ama aroma kokusu çok yoğun; üstelik içinde aloe vera bitkisinin parçacıkları da var. Fotoğraflarda parçacıkları da göstermeye çalıştım, dilerim bir gün Türkiye'ye de gelir bunlar, enteresan bir şey. :)





*

13 Mart 2014 Perşembe

Rota Amsterdam

Geçtiğimiz cumartesi Amsterdam'ı keşfetme fırsatı buldum. 

Şehrin ve mimarinin güzelliği bir yana, bildiğiniz gibi Amsterdam'da birçok önemli müze de yer alıyor. Ben bu defa, birçok meşhur insanın neredeyse birebir aynı heykellerinin bulunduğu Amsterdam Madame Tussauds'a gittim. Giriş ücreti bir hayli tuzluydu; fakat umduğum gibi tüm zahmetlere değdi, -ki bu konuya daha sonra ayrı bir post yaraşır.

Amsterdam tecrübelerimi, keşfettiklerimi birkaç yazıda aktaracağım; elbette bol fotoğraf ile. Bu yazıda ise en baştan başlayıp, Amsterdam'a gidişten bahsedelim.

10 Mart 2014 Pazartesi

Kahvaltıda balık kızartmak?

Genelde sabah daha soğuk oluyor; fakat bugün çok güzel bir hava vardı Hollanda'da, 21 dereceye kadar çıktı sıcaklık. Lakin hava soğuk da olsa, çoğu zaman üstümü giyinip dışarıda yapıyorum kahvaltımı. Yemyeşil bir manzaraya bakıp kuş seslerini dinleyerek güne başlamak çok güzel oluyor. Fotoğraf bugünden...

Bir Hırvat, Bir Suriyeli, Bir Türk

Lelaan Suriyeli, -ki "Suriyeli" denince akla gelen profilden oldukça farklı bir profili var. Daha iyi açıklayabilmek için söylüyorum bunu; ama bir yandan rahatsız da ediyor bunu belirtmek. Farklı ülkelerden insanları yakından tanıdıkça, ne kadar çok şeyi yanlış bildiğimizi daha iyi anlıyorum gerçekten.

Marco ise Hırvat. Lelaan ve ben Christelijke Hogeschool'dayız, Marco Wageningen Universiteit'te.

Bugün Lelaan ve Marco yemek yiyeceklerdi bahçede, beni de davet ettiler. Ben de ufak bir tabak hazırlayıp, çay yaptım onlar için; yedik, içtik. En önemlisi ise sohbetti, çok enteresan şeyler öğrendim bugün.



Mesela Marco, Hırvatistan'da Türk kahvesi içtiklerini söyledi ve onların dilinde de cezveye "cezve" deniyormuş. Ayrıca "yastık, yorgan, çarşaf, turşu, aferin, çay" kelimeleri de aynı, ufak bir aksan farkıyla tabii. Hırvatistan'dan birinin söylediğim Türkçe kelimeleri anlaması çok garip bir şeydi, dünya küçük!

7 Mart 2014 Cuma

Hollanda Kültürü

Hollanda yaklaşık 17 milyon nüfuslu, özellikle doğayı seviyorsanız, muhtemelen çok beğeneceğiniz bir ülke. 

Hem coğrafya olarak, hem yaşayış, hem de inanç olarak Türkiye'den ayrıldığı için, oldukça enteresan da bir kültürü var. Bu yazıda biraz Hollanda'daki hayata, kültüre, topluma değinmek istedim; zira, oldukça eğlenceli. :)

BİSİKLET

Öncelikle 'Hollanda' deyince, aklıma 'bisiklet' geliyor. Gerçekten genci-yaşlısı ("ÇOK yaşlı" yani) hemen herkesin en gözde ulaşım aracı bisiklet burada. Hatta bazen bazı "iri" insanlar görüyorum; o nasıl kondisyon, o nasıl ciğer kapasitesi. Gerçekten artık DNA'larına işlenmiş bu olay.

Yollarda bisikletler için de birçok tabela, hemen her sokakta bisiklet yolları göreceksiniz. Bisikletinizi daima yolun sağ tarafından sürmelisiniz, -ki aksi takdirde otomobil, bisiklet veya yaya, trafik cezası alırsanız şaşırmayın. Ayrıca alt çeneyi açık bırakacak kadar uçsuz bucaksız bisiklet park yerleri de sürekli karşınıza çıkacak, bisikletsiz yaşamak neredeyse imkansız burada. 

Hollanda'da bisiklet hırsızlığı da oldukça yaygın, bu nedenle bisikletinizi iki-üç farklı kilitle güvenli bir yere bırakmanız iyi olur. Ayrıca bazı bisikletlerde bildiğimiz fren kolları yok; pedalları arkaya çevirdiğinizin zaman fren işlevi görüyor. Ben çocukken bisiklete bindiğimde, örneğin yokuş aşağı gidiyorsam o pedal çevirmek gerekmeyen "boş zamanı" pedalları geri-boşa çevirerek geçirirdim. Burada birkaç kere dalgınlıktan aynı hareketi yapayım dedim, durdu tabii bisiklet.

Ayrıca şu kitaplardan tanıdığımız sağa döneceksen sağ kolunu, sola döneceksen sol kolunu kaldırıp diğer araçlara işaret vermek, buradaki bir diğer bisiklet kurallarından. Hollanda kadınları ise bisiklet sürerken ortalama iki çocuk, alışveriş poşetleri ve iş çantasını birlikte taşıyabilmeleriyle ünlü. :)



EVLER

6 Mart 2014 Perşembe

Dutchlaşmak ya da Dutchlaşmamak

Hoi!

Öncelikle, "Dutch" kelimesi, 'Hollandalı' anlamına geliyor. Şaka bir yana, burada günden güne daha çok Dutchlaşıyorum sanki. Hayatın farklı ritmine ayak uydurmak da denebilir tabii; ama oldukça alem bir durum.

Örneğin...

Çiçekleri zaten çok severdim, burada da Hollanda lalelerim var penceremin önünde. 



5 Mart 2014 Çarşamba

Bir Gerçek Orman, Bir Sarı Bisiklet

Hollanda, bir kişinin genelde birden fazla bisiklete sahip olduğu bir ülke. Özellikle büyük şehirlerinde bisikletinizi bırakacak "park yeri" bulmak çok zor. 

Alttaki sahne Hollanda için oldukça normal, -ki bu kare küçük bir şehirden. Duruma paralel olarak, bisiklet hırsızlığı da çok yaygınmış. Türkiye'deki klasik bisiklet kilitlerinden de var; fakat çoğu bisiklet "kendinden kilitli", anahtarı çıkarınca tekerleğe geçen demir bir kilit sistemine sahip.



Hollanda'da arabanız yok ise, bisikletsiz yaşamak gerçekten çok zor. Toplu taşıma araçları genel olarak pahalı ve kısa mesafelere hızlı-ekonomik ulaşmanın en iyi yolu bisiklet. 

Sütlü Bhutan Çayı

Hollanda'da Bhutanlı bir kız ile tanıştım. Açıkçası bu ülke hakkında daha önce neredeyse hiçbir şey bilmiyordum ve öğrenmenin en güzel yolu o ülkeden birinden dinlemekti malum. Zaten kendisi de oldukça heyecanlı ve istekliydi anlatma konusunda. :)
Butan Hindistan ve Çin'in ortasında kalan, yaklaşık 700.000 nüfuslu, halkının geneli Budist olan ufak bir ülke. 

Ben "1 Euro 3 Türk Lirası, zor oluyor burada yaşamak." deyince, Bhutanlı Kinley "1 Euro 27 Bhutan parası!" dedi; sohbet oradan başladı. 

Öncelikle ülke ilki 2007'de olmak üzere iki seçim yapmış, henüz çok yeni bir sistem. Kral ve kraliçe var, anladığım kadarıyla çok saygı duyuyorlar onlara. Kendi geleneksel giysileri var ve kraliyet ailesinin, devlet büyüklerinin giydiği belli - özel renkler var. Örneğin kralın omzuna attığı ucu püsküllü şalı daima sarı renkte. Kraliçe ise halktan biriymiş önceden, çok güzel bir kadın gerçekten. Normalde halk bu şal gibi kumaşı tek omzuna atıyor; yalnızca kraliçe sırtından doğru klasik şal gibi kullanıyormuş ve bu şal genelde ciddi günlerde kullanılır imiş. "Peki halktan biri çıksa sarı şalı kraliçe gibi takıp gezse ne olur?" diyorum, "Ama gezmez ki." diyor ısrarla. Büyük saygı duyuyorlar, ihtimal yok hani. :) Kinley bana bunları anlattıktan sonra internetten kraliçeyi bulup gerçekten de şalı öyle taktığını görünce de değişik hissettim. :) Aşağıdaki fotoğraf Bhutan kralının düğününden, kraliçe Jetsun Pema ile.

4 Mart 2014 Salı

Hollanda'da Mutfak Alışverişi

Hollanda'ya pazar günü geldim ve yanımda getirdiğim birkaç hazır besin dışında yiyecek bir şeyim yoktu. Yunanistan'dan aşina olduğum gibi, Hollanda'da da pazar günü hiçbir market açık değil; fakat her ayın ilk pazar günü koopzondag oluyor, yani marketleri açık bulabiliyorsunuz. Fakat benim yaşadığım şehir, yani Ede, ufak bir şehir olduğu için buralara koopzondag uğramazmış. Dolayısıyla ilk günümün akşam yemeğini gözüme kestirdiğim bir Greek Restaurant'ta yedim ve alışveriş için ertesi günü, pazartesiyi bekledim.

İlk gün burası gözüme Japonya gibi gelmişti, sağdan çıkınca nereye gider, soldan gitsem ne olur, aklım geniş resmi göremiyordu henüz. Üstelik evler ve sokaklar birbirine çok benziyor; favorim olan birkaç ev dışında nerede olduğumu anlamak oldukça zordu. Bugün ise kaybolmadan kilometrelerce bisiklet sürdüm, bir haftaya iyice alışmış olurum sanırım.

Derken, Yunanistan'dan tanıdığım, Avrupa'da ucuz ve kaliteli olmasıyla ünlü Lidl'a gittim. Neden Türkiye'de yok bu market bilmiyorum, gerçekten çok meşhur ve iyi ürünleri iyi fiyatlara bulmak mümkün.


Bu alışveriş, hayatımda "en çok güldüğüm" alışveriş olarak kalacak sanırım. :) Çok değişik şeyler vardı, favorim ise havuçlar! Haydi fotoğraflardan gidelim.

Bir Hollanda Hikayesi: Chapter 1

Bugün Hollanda'da üçüncü günüm. 

Sanırım tarihin en güneşli Hollanda havası var bugün... Biblo gibi evleriyle, yeşil, düz, bol kuş sesli, "piknik yeri" gibi bir ülke. İnsanlar için hep soğuk derlerdi; ama bence tam yerinde. Ne gereksiz bir samimiyet var, ne de somurtan bir halleri. Halkı oldukça sevdim şu ana dek... Bundan sonra çok "Hollandalı post" ve gerçekten "acayip şeyler" anlatacağım; ama önce en başa gidelim.

07:55 Amsterdam uçağı için sabahın kör vaktinde yollara düştük.



Kontrol, pasaport derken hiç "biplemeden" çabucak iç kısma geçtim; gün yeni yeni ağarıyordu... (Not: Bu bir Akbank reklamı değildir.)