25 Haziran 2016 Cumartesi

Ganita Sahili ve Hisler, Trabzon

Trabzonlu dostlar devamlı bir isim söylüyordu 'mutlaka gitmelisin' diye. Uzun süre bu ismi unutup yerine başka bir kelime söyleyip düzeltilmeye maruz kaldım. :) İşte burası, Trabzon'un çınaraltı tadındaki, birbirinden huzurlu çay bahçelerinin bulunduğu sahili Ganita idi. 

Trabzon'un hemen her yerinde yaşadığım gibi, burada da tatlı bir şaşkınlık hissettim. Böyle güzel bir yer olurdu bu şehirde de, nasıl bugüne dek adını bile duymazdım? İşte benim gibi olanları bu huzur sahili ile tanıştırmak isterim. Ülkenizde böyle bir şehir var ve içi keşfedilecek güzelliklerle dolu sayın okur.


Aşağıda canım Fuat Saka'dan Ganita şarkısı ile okumanız tavsiye; ben bunu dinleyerek yazıyorum.

24 Haziran 2016 Cuma

Türkçe olsa asla dinlemeyeceğim, Yunanca'da bayıldığım şarkılar... #2

Bir süre önce bu yazının ilkini yazmış, aynı stiller ve sözler Türkçe bir şarkıda olsa dinlememin mümkün olmadığı ama Yunanca'da pek sevdiğim şarkılardan birkaç örnek vermiştim. İşte aynı durumda olduğum 5 şarkı daha geliyor...


1. Master Tempo ft Xristos Menidiatis - Xamos Tha Ginei
Bu şarkıyı uzun zamandır dinliyorum ve çok güzel bir enerji veriyor bana. Ama gelin görün ki en sakıncalı şeylerden biri var içinde: Yunan rap müziği! Mümkün değil yakıştıramıyorum Yunanca'ya rapi. Alışmadığımdan da olabilir ama yok, bu dile rap olmuyor kanımca. Ayrıca şarkıda "Evinin altına geleceğim ve seni ondan alacağım, seni benim gibi sevmiyor ki - ne arıyorsun onun kollarında?" falan diyor. Ama dinliyoruz napalım. :)

23 Haziran 2016 Perşembe

Yaralı Kuş

İş yerinden birkaç arkadaş yaralı bir kuş bulmuş. Dünden beri tüm ilgi kırlangıç olduğunu sandığım miniğin üzerinde; bir de nasıl yavru! O kadar küçük ve güzel bir şey ki. Dün veterinere götürdüler, büyük ihtimalle yuvasından, annesinin yanından düştü.

19 Haziran 2016 Pazar

Trabzon'un En Eski Kilisesi: Küçük Ayvasıl

Öncelikle Trabzon ile ilgili yazdığım hemen her yazıda söyledim, 'beklenmedik - şaşırtıcı bir güzelliği ve tarihi var bu şehrin' diye. Gerek medya, gerek baskın kültürel özellikler olsun, bize bir şeyler 'sandırılıyor' devamlı. Bu yüzden Trabzon'a ilk gidişimde şaşıracağım şeyler olacağından emindim ama, bu kadar güzel bir memleketi ne yalan söyleyeyim, ben de beklemiyordum. 

Bir yerin aklımda kalması, içimde tekrar tekrar gitme isteği olması baya nadir bir olaydır bende. Lakin Trabzon hakikaten bir başka, "ruhu" olan nadir şehirlerden. 

Çoğumuzun tarih kitaplarından yarım yamalak bildiği bir Pontus Rum İmparatorluğu'na da ev sahipliği yapmış bir coğrafya aynı zamanda. Gerek coğrafi, gerek tarihi anlamda çok önemli bir öge bu; okudukça, başka kaynaklardan öğrendikçe bu ülkede yaşadığınız için gururlu hissedeceğiniz bir yer... Tarih boyunca hemen her alanda çok önemli olmuş, kültürel farklılıkları hamuruna yedirmesiyle eşsizleşmiş bir şehir. İşte efendim, bu yazıda Trabzon'un oldukça merkezi bir bölgesinde bulunan, Maraş Caddesi üzerinde, esnaf dükkanları arasında dikkatli gözlere hemen çarpacak bir kiliseden bahsedeceğim.


17 Haziran 2016 Cuma

Taze biberiye topladım, çayını yaptım, kokladım...

Ne kadan da edebi bir başlık mı olmuştu. :)

Evet efendim, işin özeti böyle. 

Uzun zamandır biberiye (rosemary) bitkisine karşı garip bir sevgi var bünyemde. İnanılmaz huzur veriyor; hem koklaması, hem çayı, hem baharat hali, hem tazeden yemeğe katması. Geçenlerde ofise giden yola böyle çalı halinde koccca bir biberiye bitkisi ekilmiş olduğunu fark edince, ziyadesiyle gözüm dönmedi değil. Böylece her sabah işe gelirken az az (ç)almaya başladım. Hem çayını yaptım, hem biraz suyun içine koyup masama yerleştirdim. Nasıl güzel bir huzur veriyor sormayın gitsin. Bu huzurdan doğru elbet pek ferah fotoğraflar çıktı ortaya...

13 Haziran 2016 Pazartesi

Kazantzakis yine duygulara tercüman...

Meşhur Yunan yazar Nikos Kazantzakis'in bir sözü ile karşılaştım, yine öyle güzel anlatmış ki içimde hissedip kelimelere dökemediğim bir duyguyu. 1957'de dünyadan ayrılsa da, ne özel bir yaratılış olduğu her eserinden belli onun. Tanışın, okuyun, birer tavsiye olarak kulak verin sözlerine derim...



"Ε κακομοίρη άνθρωπε, μπορείς να μετακινήσεις βουνά, να κάμεις θάματα, κι εσύ να βουλιάζεις στην κοπριά, στην τεμπελιά και στην απιστία! Θεό έχεις μέσα σου, Θεό κουβαλάς και δεν το ξέρεις - το μαθαίνεις μονάχα την ώρα που πεθαίνεις, μα 'ναι πολύ αργά."

Yani...

"Ah be zavallı insanoğlu! Dağları hareket ettirebilir, mucizeler yaratabilirsin! Ama sen bok içinde, tembellik ve sadakatsizlik içinde boğulmayı seçiyorsun. İçinde bir tanrı var senin, bir tanrı taşıyorsun da haberin yok! Bunu sadece ölürken anlarsın ama, o zaman çok geç olacak."

*

Daha önce de "hayatın özünü" pek güzel anlattığı bir sözünü çevirmiştim ki, şuradan okunabilir.

Yunanca'da "tz" harleri birleşince, tiz bir "c" sesi verir. Yani sanatçının ismi "Kazancakis" olarak okunur.


Fotoğraflar... #1

Fotoğrafları, fotoğraf sohbetlerini çok seviyorum.

Ama bilgisayar ekranından parlayan dijital olanları demiyorum; şöyle 10 yıl önce annenin dokunduğunu bildiğin, ara ara renkleri bozulan, karanlık odalardan kurtulup çıkmış renkli veyahut siyah beyaz, hakiki fotoğrafları hani. Albümlerim var hala, sık sık çıkarıp bakarım. Aynı diyaloglar döner hep, "Anne, bu kimdi? Şuna bak be nasıl gençmiş! Nasıl ya, bu sen misin?"...

Düşündüm ki madem sık sık fotoğraflarla konuşuyorum, buraya da yazayım o zaman. Bir fotoğraflar serisi olsun bu; bakalım nasıl fena geçmiş zaman, neler götürmüş neler getirmiş yaşantımıza, neler sandırmış, neler öğretmiş...

Bu fotoğraf beni öyle mutlu ediyor ki. Yerde oturan lüleli kız benim. Yanda tepinenler erkek kardeşim ve dayım (dayımın güldüğü nadir fotoğraflardan). Arkada ise mutfaktan çayını almış oturma odasına geçerken, büyük ihtimalle kardeşim ile dayımın oynayıp tepinme seslerine gülümseyerek tanıklık etmek isteyen anneannem var. Bu salon çocukluk yıllarımın büyük kısmına ev sahipliği yapmış; meşhur bahçesiyle, ağaçlarındaki meyveleriyle, Osmanlı çileğiyle, dedemin dört bir yandaki boya ve tuvalleriyle, 'aidiyet' hissettiğim nadir yerlerden dünyada. İnsan nasıl büyüdükçe sevmeye başlarsa türküleri ve patlıcanı, ben de hep daha çok seviyorum fotoğraf hikayelerini ve bizzat fotoğrafları ama...

Şimdi bu ev boş. 


*

11 Haziran 2016 Cumartesi

Evde Çıtır Soğan Halkası

Merhaabaa! 

Lezzetli bir konu ile geldim bugün. 

Arada #melerencemutfak etiketiyle mezeler, tarifler paylaştığım oluyor. Lakin uzun zamandır mutfaktan bir şeyler yazamamıştım, o yüzden çok güzel ve kolay bir tarifle geldim bu yazıda. Hani bu çıtır soğan halkaları oluyor, işte onu evde bu kadar kolay ve lezzetli yapabileceğim bir anne tarifi geçince elime, hemen yapayım-yazayım istedim.

Bu tarif için bize ne lazım?
1 yumurta
1 çay bardağından azıcık fazla un
1 çay bardağı soda (maden suyu)
Yarım çay bardağı mısır nişastası
Tuz-Karabiber
1 su bardağı galeta unu

Şimdii... 3-4 soğanı aşağıdaki gibi halkalar halinde kesiyoruz önce. Sonra içlerini kırmadan ayırıyoruz.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Türkçe olsa asla dinlemeyeceğim, Yunanca'da bayıldığım şarkılar... #1

Son zamanlarda eskisine göre daha çok Türkçe şarkı dinliyorum. Türkçe şarkılara işte klasik birkaç İngilizce, Hollandaca ve Yunanca şarkılar eşlik ediyor genelde. 

Çok küçük yaştan beri de Yunanca şarkılarla içli dışlı olduğum için baya iyi biliyorum bu dünyayı diyebilirim. Buradan yola çıkarak geçen gün şunu farkettim ki, başka bir dilden şarkılar olunca dinlemek daha kolay oluyor. Yani, özellikle Yunanca'da bazı şarkılar dinliyorum; gerek müziği gerek sözleriyle "Aynısı Türkçe olsa hayatta dinlemezdim." diyorum. Ya müziği çok popüler tarzda olduğu için, ya sözleri inanılmaz basit olduğu için, kendi dilimde olsa tahammül edemezdim diyorum bazen; hatta bir ara dinlediğim bir rempetika stil şarkıya babam "Bu Yunanistan'ın İbrahim Tatlıses'i mi?" demişti ki, baya haklıydı. :) Veya eskiden Yunan arkadaşlarım "Bunları benim babaannem dinliyor." diye gelirdi sevdiğim şarkılara. İşte efendim, bu parçalara birkaç örnek toparladım, bakalım siz sevecek misiniz? :)

4 Haziran 2016 Cumartesi

Giethoorn'da Güneş Batarken

Hollanda'nın yol bulunmayan, yalnızca kanallar aracılığı ile ulaşım sağlanabilen meşhur köyü Giethoorn'dan şurada bahsetmiştim kısa zaman önce. Burayı görmek uzun yıllardır ufak bir hayaldi içimde, yıllar sonra gidip görme fırsatı bulduğumuzda ise her anını dikkatle yaşayarak gezdim desem yeri. Gerçekten alışık olmadığımız bir doğa, mucizevi güzelliklerle sarılı birkaç saat yaşadık ve seyahatin sonunda güzel bir gün batımına denk geldik...