29 Mayıs 2016 Pazar

Artvinliler Derneği Pikniği

Bugün İstanbul Artvinliler Derneği'nin düzenlediği bir pikniğe gittik. İstanbul'da Başakşehir diye bir yer varmış onu öğrendim. :p Yahu ne çok yol gittik, Yenibosna'dan 50 dakika otobüs ve ardından özel araçla 15 dakika daha piknik alanına. Ama güzel bir gün oldu, birkaç fotoğrafla özetleyeyim istedim.


Piknik alanı çok büyük öncelikle. İstanbul'da böyle bir yer olduğunu bilmiyordum. Ama o dar yolda adeta trafik var, o kadar çok insan ve araba vardı ki alanda, ilk gittiğimizde biraz gözümüz korktu. Lakin ardından sessiz bir köşe bulup yemeklerin ve doğanın tadını çıkardık.


28 Mayıs 2016 Cumartesi

Artvin Mantısı "Silor"

Doğu Karadeniz'de sıkça rastlayacağınız bir yemektir silor. Gürcü Mutfağı'ndan gelme derler ama, özellikle Artvin'in yöresel yemeklerinden olmayı da başarmış, yufkayla yapılan bir çeşit mantı diyebiliriz silor için.

Nasıl oturulup yıllık salça yapılırsa misal, yufkalar da yuvarlanıp-dilim dilim kesilip kurutularak bez çantalarda stoklanır ve daha sonra yenmek üzere hazırlanır. Doğu Karadeniz'de hemen her yerde, İstanbul'da ise bazı büyük marketlerde bulmak mümkün silorun hazır halini, bu şekilde de sıkça satılıyor. Üstelik yapması çok kolay ve müthiş lezzetli. Gelin bir bakalım ne oluyormuş Doğu Karadeniz'de...


Paketimiz bu, Artvin-Hopa'da bir marketten almıştım. Bermal de bu konuda güvenebileceğiniz bir marka. Hazır halini bulamayanlar da direkt hazır yufkadan yapabilir, onu da bir gün yapıp yazacağım fotoğraflarla.


27 Mayıs 2016 Cuma

Ses veriyorum.


Canım Yanni'min canım şarkısını dinleyerek yazıyorum, dilerseniz siz de dinleyerek okuyabilirsiniz.

Ses veriyorum, buradayım!
Bir zamandır yazamadım. Zira tüm fotoğrafların olduğu sayın bilgisayarım sürekli takılarak ziyadesiyle beni üzmekte. Birkaç şey deniyorum hala, olmazsa artık vereceğiz tamire. E başka bilgisayarda da ne ben rahat edebiliyorum, ne de yazmak istediğim şeylerin görselleri var. Biraz canımı sıktı bu durum ama halledeceğiz. Onun dışında görüşmeyeli hayatımda birkaç güzel şey oldu; yeni bir işe başladım, güzel insanlar tanıyorum, gün sayıyorum, çok seviyorum, yepisyeni hayaller kuruyorum ve bu ara bolca Sokrates okuyorum. En kısa zamanda bilgisayar işini halledip yazmak istediklerime devam edeceğim bakalım. Yorum ve mailleriniz için teşekkür ederim, iyi ki uğruyorsunuz buralara...

Melis


24 Mayıs 2016 Salı

Ayasofya'da Bir Gece

Geçtiğimiz günlerde, herhalde Türkiye'de düzenlenen etkinliklerin en güzellerinden birine katıldık. Müzeler Haftası kapsamında Türkiye'nin birçok şehrindeki birçok müze akşam saatlerinden gece yarısına dek ücretsiz gezilebiliyordu. Tabii bu müzelerin hemen hepsi normalde belli bir saatte kapandığı için, buraları "gece gezebilmek" beni çok ama çook heyecanlandırdı ve hemen planımızı yaptık. Aklımızda Ayasofya'yı gecenin karanlığında görebilmek vardı.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okuduğum için, 4 güzel yılım Sultanahmet-Beyazıt civarında geçti. Ayda 4-5 kere Ayasofya'ya gider, bir köşede oturur uzun uzun yazardım çok zaman. Buranın yeri her açıdan ayrıdır yani bende. 

Meydana vardığımızda, oldukça uzun bir sıra vardı. İlk başta gözümüz korksa da sıranın hızlıca aktığını görünce içimiz rahatladı. Zaten daha içeri girmeden bile büyülü bir görüntü veriyordu Ayasofya.


17 Mayıs 2016 Salı

Yunanların "Pratik Frape" Kiti

Daha önce birçok (baya çok) yazıda bahsettiğim gibi, Yunanistan'ın adeta kutsal içeceğidir frape. Frape dediğiniz sonuç olarak buzlu, çok iyi karıştırıldığı için kremamsı, seviyorsanız azıcık da süt eklenen bir soğuk kahve çeşidi. 

Türkiye'de Yunanistan'daki gibi yapan hiçbir yere rastlamadım henüz; oradaki daha yoğun ve farklı oluyor, sipariş etmenin bile Türk kahvesi gibi bir adabı var. Kısacası Yunanistan için oldukça önemli bir kültür ögesi; yavaş yavaş - buzları şıngırdatılarak içilir, sabah bir şeyler yemeden önce hemen frape yapılır uyanabilmek için vesaire. 


Alışkanlık böyle güçlü olunca satılan ürünler de ona göre şekilleniyor tabii. İşte aşağıda gördüğünüz "pratik frape kiti" buna en güzel örnek Yunanistan'da. Paketini açınca fotoğraflamak aklıma geldiği için böyle çektim; sadece soğuk su ilave ederek yapabileceğiniz bir frape kiti var bunun içinde.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Yalnız Gezginlere Tavsiyeler


İlk kez tek başıma, uzun bir seyahate çıkacağım zaman, internetten birkaç tavsiye aramıştım "yalnız gezginler" için. Birçok yararlı yazı okumama rağmen, kendi tecrübelerime dayanarak "mutlaka bilinmesi, yapılması" gereken farklı birkaç madde tespit edince, ben bunları bir yazıda toplayayım dedim. Zira yolculuğun o tatlı heyecanının yanı sıra, yapılması - göze alınması gereken şeyler de var yalnız gezginler için. 

15 Mayıs 2016 Pazar

Ayder Yaylası, Çamlıhemşin - Rize

Rize'yi pek tanımayanlarımız bile duymuştur Ayder'in ismini. Hatta Ayder Yaylası'nı bilip, Rize'de bulunduğunu bilmeyenleri bile gördüm; son yıllarda böylesi ünlü bir yer oldu burası. Ben de duyduğum eleştirilere rağmen, geçtiğimiz günlerde kaptım sırt çantamı, görmedim demeyeyim diye çıktım Ayder'e. Döndükten sonra ise az yazılı-bol fotoğraflı bir post hazırlayayım dedim; öyle cennetten kopma görüntülere tanıklık ettim ki Ayder'de, Karadeniz bölgesine sahip olduğumuz için bir kez daha gurur duydum. Tam anlamıyla "olağanüstü" bir doğaya hazırsanız başlayalım Ayder fotobloğa...


Her şeyden önce, ayrıntısını şurada yazdığım gibi, Trabzon Havalimanı'ndan inip direkt Rize-Pazar'a geldim Havaş ile. Pazar'da indikten sonra Ayder'in bulunduğu Çamlıhemşin bölgesine giden dolmuşlara 1 dakika kadar yürüyerek ulaştım kolayca. Bu esnada insanların baya evleri-mahalleleri buralarda diye düşünmeden edemedim. Ha bir de, bir küçük hayalimdi, Pazar'a vardığımda şu alttaki şarkı çalıyordu kulağımda:


Dolmuşlar ve Ayder'e yönelen yokuşun başından kareler...

Fotoğrafçı kapatmak? #Yunanca

Günlük hayatımda her gün, yoğun biçimde Yunanca konuşuyorum. Elbette ana dilin verdiği o tanıdık his, o "düşünmeme" hali bir başka ama, Yunanca konuşurken düşünmeyeli de uzun zaman oluyor sanırım. Durumlar, hisler, seçilecek kelimeler, hangi durumda hangi kelimeler daha uygun vesaire derken, tüm bu hisler oturduğu zaman kısmen bir Yunan gibi düşünmeye başlıyor beynin bir yarısı. Böylece Yunanca -veya herhangi başka bir lisanda- bir şey dinlerken "Ne dedi şimdi?" diye kelimeleri birleştirmenize gerek kalmadan, beyin duyduklarını hızlıca süzüp size sonucu iletiyor. Elbette native olmayan biri için bu raddeye gelmek uzunca bir süreçten geçmeyi gerektiriyor.

10 Mayıs 2016 Salı

Hollanda: Oost'ta Bir Hayvan Parkı

Daha önce şurada yazdığım Giethoorn'a doğru ilerlerken, sana bir yer göstereceğim dedi bizim oğlan. Haydi bakalım dedim, yemyeşil Hollanda yollarından geçerken Oost isimli bir bölgeye yöneldik. Aslında 'teknik olarak' burası bir diğer Hollanda köyü ama, bizim bildiğimiz köylerden değil. :)


Hollanda'da hava güzelse gerçekten bir cennete dönüşüyor sokaklar. Her yer yemyeşil ve bu "enteresan" bir şey değil burada. En sıradan yolda bile uçsuz bucaksız çimenler üstünde inekler, kuzular görmek mümkün.


7 Mayıs 2016 Cumartesi

Trabzon: Tarihi Kalkanoğlu Pilavı & Hikayesi

Trabzon'a yolu düşen herkesin mutlaka ama mutlaka uğraması gereken bir adresten bahsetmek istiyorum bugün: Tarihi Kalkanoğlu Pilavcısı

Bana bu adresi öğreten dünya tatlısı Pınar Trabzonlu, Trabzon'da yaşıyor. Her ne kadar bazı Trabzonluların bu adresten haberdar olmadığını söylese de, halkın büyük çoğunluğu bu dükkanı bilirmiş. Peki, nedir buranın özelliği? Kalkanoğlu, Osmanlı zamanlarına dayanan gerçek hikayesi ile çok meşhur bir "pilavcı" aslında. Bunu duyduğumda içten içe, "Tamam da pilav sonuçta, ne kadar farklı bir şeyle karşılaşabilirim ki?" diye geçti içimden, lakin ziyadesiyle yanıldığımı o güzel tabak karşıma geldiğinde anladım.


Öncelikle Kalkanoğlu, Trabzon merkezine oldukça yakın. En altta açık adresini de bulabilirsiniz; gitmesi oldukça kolay bir mekan.


5 Mayıs 2016 Perşembe

Ayder Yaylası, Borçka, Trabzon Keşfi

Melerence'yi takip edenlerin anımsayacağı üzere, yaklaşık iki ay önce bir Doğu Karadeniz gezisi yaptım. Asıl amacım doğduğum yer olan Artvin - Borçka'yı görmekti; ardından Rize ve Trabzon'u da az çok keşfederek dönmüştüm. Lakin, doymak mümkün olmadı. Son birkaç gündür, bu defa daha uzun süre yine Karadeniz'in olağanüstü doğasında buldum kendimi; yine tek başıma, yine tek bir sırt çantasıyla. Hala bir sürü görmediğim yer var ki, en kısa zamanda arabayla gidilip keşfedilmeyi bekliyorlar içimde. 

Başlıkta gördüğünüz Rize'nin meşhur Ayder Yaylası, doğduğum yer Artvin'in Borçkası ve canım Trabzon'un sizi şaşırtacak ayrıntılarını ayrı birer yazı olarak da kaleme alacağım. Zira öyle güzel fotoğraflar çıktı ki ortaya, böylesi bir doğayı ve edindiğim anı & tecrübeleri paylaşmamak olmaz. Fakat dilerseniz, yine kısa bir özet geçelim fotoblog tadında; bakalım nasıl geçmiş bu cennetten gelme Doğu Karadeniz günlerim.