24 Mart 2017 Cuma

Hollanda Günlükeri - 12

Kısa süre sonra 6 ayı bitireceğiz. Yarım sene oldu bile!

İş yerindeki eğitimi başarıyla atlattık, bir haftadır resmi olarak çalışıyorum yani. Her sabah hava karanlık-aydınlık arası uyanıp hızlı bir kahvaltı yaptıktan sonra bisiklete atlayıp 5 dakikalık bir yolculukla istasyona varıyorum. Buradan 1 saat 12 dakika sonra Amsterdam'da iniyor, koşar adım 16 numaraları tramvaya atlıyorum. 10 dakika sonra tekrar iniyor, 5 dakika daha yürüyor ve ofise varıyorum. Kısacası hani Hollanda'ya gelip işe bisikletle gidecektim doktor? Üstelik son zamanlarda yanlış tren vakalarım arttığı için ekstra dikkat ediyorum, ayrıntısını en altta not edeceğim.

Hollanda'da tren vagonlarının üzerinde 1 ve 2 yazar. Biletiniz 1. sınıf değilse daima 2'ye binersiniz. Valla hiçbir farkı yok bence, oradaki koltuklar belki azıcık daha geniş ve kalabalık olunca orada oturma şansınız daha fazla. Onun dışında demek ki ruhum o kadar fakir ki fazla para verip 1. sınıf tren bileti almak bana müthiş saçma gelmeye devam ediyor ve hiçbir mana bulamıyorum. Aaa ne söylendim ya başlar başlamaz. Neyse efendim, aşağıdaki gibi camında "Silence" yazan vagonda oturduysanız demektir ki sesli sohbet etmek, telefonla konuşmak dahi yasak. Burası full silence yani. Ayrıca bütün Hollandalıları medeniyetten ölüyor sanmayın, normal trende baaya sesli böğüre böğüre gülmeli muhabbet dinlemek zorunda kalıyorsunuz sıkça.


14 Mart 2017 Salı

Village Bagels, Amsterdam

Bugün işten çıktığımda çok güzel bir akşamüstü havası vardı Amsterdam'da. Koşarak tramvaya atlamaktansa, bir sonraki trene binmeye karar verdim ve kulağımda şarkılarla yürüdüm şehri. Bu arada bir kanalın köşesindeki ufak, tatlı bir mekan olan Village Bagels'e gidip bagel yemeye karar verdim. 

Bagel nedir derseniz, çok akademik bir açıklama yapmamakla birlikte, ekmek ile simit arası leziz bir olay diyebiliriz. :) Birçok çeşidi var; benim favorilerim susamlı ve kuru domatesli. Derken efendim, şatafatsız sakin ortamı, ılık bir Amsterdam akşamında işten çıkıp evlerine dönen insanları ve tam önündeki kanalı seyredebileceğiniz ortamıyla Village Bagels'in ağır kapısını iterek içeri girdim.

Jazzvari ruh okşayan müziklerle, koca pencereler önünde bir yere oturup şu manzaraya doğru bakıyordum o sıra. İlham veren bir şehir burası hakikaten.

13 Mart 2017 Pazartesi

Yunan Usulü Kabak Kızartması (κολοκυθάκια τηγανητά)

Malum, Yunanistan'ın deniz kokulu taverna sofraları çok meşhur; şöyle güzel bir yere oturup masadan memnun kalkmamanız neredeyse imkansız. Bazı yemekleri gündelik hayatımızda sık rastlamadıklarımızdan, bazıları ise tanıdık ama tatları bambaşka. Benim için bunların başında Yunan usulü kabak kızartma, yani "kolokithakia tiganita" geliyor (kolokithi (κολοκύθι) de kabak demek). Yunanistan'da bu mezeyi nerede yesem hep böyle hacimli, çıtır çıtır şekilde hazırlanmıştı. Türkiye'deki klasik kabak kızartma hafif pusmuş kabak üzerine yoğurt olduğu için, bu versiyon bana hep farklı ve leziz gelmiştir. Sonunda yapma-yazma zamanı geldi ve işte başlıyoruz.

Yine size bu tarifin temelini vereceğim. İnternette veya tanıdıklar arasında tarif soruşturdukça bambaşka stillerle karşılaşıyorum. Bu en basic tarif; kimileri soda, bira, kabartma tozu, hatta ekmek kırıntısı ile yapıyor. Yaptıkça onları da bloğa ekleyeceğim bakalım, beraber seçeriz en güzelini.

Malzemeler
2 kabak (arttırıp azaltabilirsiniz elbette)
Un
Tuz


12 Mart 2017 Pazar

Leziz Bir Yunan Mezesi: Skordalia (Σκορδαλιά)

Skordalia'yı ilk kez Sakız Adası'nda, Karfas'ta deniz rüzgarı dolup taşan bir tavernada yemiştim. Düşünüyorum da, bunca zamanlık Yunanistan ziyaretlerinde mutlaka bir sofrada tatmış olmalıyım, zira pek klasik bir mezedir Yunanistan'da. Ama tadıyla "Bu ne ki ya?" dedirten ilk yer Sakız oldu. O günden beridir de aklımdaydı tarifini bulmak.

Geçenlerde, Ortodoks paskalyasında tutulan oruç yemek tarifleri içeren bir kitapta gördüm skordalia'yı. Bu tarif ekmekle yapılan, ama buradan doğru aklıma düştü başladım araştırmaya, bugün mutlaka yapayım dedim ve işte karşınızdayım. :)