20 Nisan 2017 Perşembe

Peynirli Pilav Topları (Melerence Tarifi)

Geçenlerde iş yerinin restoranında "enteresan bir öğün" çıkardılar, ki daha sonra fotoğraflarla paylaşma niyetindeyim. Aralarından biri ise risotto balls idi, bir nevi pirinç topları. Buradan doğru aklıma bir tarif fikri geldi, yapınca da çok sevdik. Özellikle yemeklerde pilav yapacaklara farklı bir sunum ve tat alternatifi olur diye paylaşmak istedim.

Öncelikle tarife, hafif lapa bir pilav yaparak başlıyoruz. Normalde çok az sıvı yağ da kullandığım pilavı, bu tarifte sadece dolu bir çorba kaşığı tereyağı ile yapıyorum. Bir de yarım sebze bulyonu ekliyorum, pek yakışıyor.

18 Nisan 2017 Salı

"Mutlu Olmanın" 5 Kolay Yolu

Her ne kadar başlık zorlama haber sitesi içeriği gibi de dursa, vallahi gerçek. :) 

Son zamanlarda -derleyip toplayıp mutlaka yazmak istiyorum- beyin ve işlevleri, beynin çalışma prensipleri ve insan psikolojisine dair kaynaklara pek sardım. O kadar inanılmaz şeyler öğreniyorum ki, milyonlarca insanın bunları hiç keşfetmeden yaşayıp ölmesi hakikaten çok üzücü. Düşününce kendimi pozitif bir insan olarak tanımlayabilirim kolayca, beni tanıyanlar da hep bunu söyler. Çoğu zaman enerjim yüksektir, gamsızlığa doğru giden yolda emin adımlarla ilerlemekteyim. İşte bu özelliğim okuyup, izleyip, öğrendiklerimle birleşince bazı yolların gerçekten "işe yaradığını" görüyorum.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Anneannem

Bu yazıyı kendim için yazıyorum, dileyenler okuyabilir.

Hayatımda ilk kez defalarca yazıp sildim bir yazıyı. Söylenecek çok fazla şey yok sanırım. Anneannemi kaybettim.

Beynimin içi yanıyor şu an. Kelime seçecek, o kelimeyi kimin nasıl anlayacağını önemseyecek halde değilim. Sadece şu hayatımda ilk kez çok yakın birini kaybettiğim birkaç günde anladım ki, gerçekten olan kalana oluyor. Anneannem bize kalırsa güzel bir hayat yaşadı, daha önce dedemle olan hikayesini yazmıştım buraya... Yıllardır hayatında olan şeker hastalığıyla organları çalışmaz oldu artık, kendi yolculuğunu tamamladı. 

Hepimizin en çok içini yakan şey, "beraber ölecektik, söz vermiştik" diye ağlattığın 80 küsur yaşındaki eşin, dedem belki. O yaşta insanın hiçbir şey diyemeden, sırf defalarca "ölmüş" deyip ağlamasını ben duydum, inşallah siz hiç duymayın. Benim anneannem abime de bana da en güzel çocukluk yıllarımızı verdi. Fotoğraflarımız ufacık kanıtıdır daima. Abimle düşündük, bir tane bile kötü anımız yok anneannemle. Güzelliklerini verdi bize gitti.


Her daim masalarında çiçek bulduran, ince ruhlu, güzel gülüşlü Nermin Hanım. El işi dersi için benimle birlikte boyadığın çiçekler 15 yıl durdu salonunda. Her doğum günüm için ellerinle yaptın pastalarımı. Tam anlamıyla, "Allah senden razı olsun", her neredeysen.


Bir de gençliğiniz var tabii, nasıl özendiğim belli değil! O yıllarda böylesi güzel bir aile, o zaman bile masada çiçek şuna bak... Ortada annem, fotoğrafsız bırakmazsınız ki hiç, canlarım. Söz sana, dedemin tüm makineleri, tablolarınız, Foto Ressam Orhan tabelası, karakalem alet edevatlarınız, hepsi bana emanet.

 
 Hayat nasıl yaşanır, eşinle nasıl bir çift olmalı, o eski zamanlardan siz öğrettiniz bana. Ereğli'de kar yağdı mı, evin perdeleri açılır sonuna kadar. Ya çay eşliğinde pencere kenarına, ya da böyle alıp tabloya devam etmeye. Bunca jenerasyon farklılığı olan insandan yaşamayı öğreniyorsam, senin güzelliğinden.


Güller sarmış arka bahçenizde, efsane köpeğimiz Şans ile. Bir altta görünen gencecik halinle, sol omzuna konmuş beyaz güvercin ise zaten gönül güzelliğini erkenden belli etmiş senin. Geçen yaz yaşına, rahatsızlıklarına aldırmadan sırf benim için Selanik'e kadar gelmen, her endişeyle nasılsın diye sorduğumda korkmayalım diye "çok iyiyim" diye cevap verişin, naifliğin, güzelliğin, adının anlamı gibi narinliğin. Narinliğin! Gençlik eşeklik işte, aramıyorduk çok sık. Yine de bir kez sitem etmemen, aynı mutlulukla araman, kapatırken meşhur öpücük sesin "cup cup" yapmak senden kalan en güzel şeylerden canımın içi.


Ereğli artık çok değişti. Kendimden, çocukluğumdan bir parça bulmak zor. Eskiden daha fena kar yağardı mesela; ama artık o evin yanında karın içine gömüldüğümüz, dümdüz aşağı koşunca dedemin dükkanına ulaşabildiğim yokuş bile apartmanlarla dolu şimdi. Sizin ta o zamanların mahalle kültürünü arıyorum her yerde biliyor musun, komşularla akrabalarla "koca koca adamlar" çıkıp kar topu oynamanıza öyle özeniyorum ki. Fotoğraflarınız hep kalabalık...


İnsanlar olayı öğrendiklerinde "Kaç yaşındaydı?" diye sorup "Haa tamam." diyorlar. Aldığım baş sağlığı mesajlarından dahi küçümsediklerini anlıyorum. Öncelikle ilk ders dostlar, bunu asla yapmayın. Anneannem kendisiyle beraber çocukluğumun büyük bir parçasını, etrafına saçtığı bir sürü mutluluğu, milyonlarca anıyı alıp gitti. Zaten Ereğli'deki ev de yıkılıyor yakında, ne kaldı ki benim o en net hatırladığım çocukluk yıllarımdan? Hiçbir şey. Ne evin merdivenlerine çıkmadan dedemin yaptığı ilk yuvarlak basamak, ne bahçeye inen yokuş, ne dedemin elleriyle hazırladığı lastikten sandalyeler, kanepeden yaptığı salıncak, salıncağı otururken sallamak için duvara bağladığı turuncu oyuncak... Bahçedeki "Melis'in erik ağacı" ile kardeşim "Ali Can'ın çam ağacı"... Ne kaldı ki? Evin altındaki girmekten çok korktuğum, mutlaka birkaç farenin yaşadığına inandığım dedemin karanlık çalışma odası; tahtaları, baltaları, kendi icadı armut toplama aparatı, ah o tüm mahallede meşhur olan dutlarının altına serdiği ağlar... Bahçeyi yabani otlar sarmıştır şimdi. Zaten birkaç haftaya yıkılacak her şey... Böyle hayatı ben. Büyüyünce hayat bir nevi bitiyormuş aslında. Ölümler büyütüyormuş en çok. 

Ha, anneannemden dünyalar kaldı bana! Bir gün çocuklarım olursa, benim de onlara yapacağım patatesten civcivler kaldı mesela, yaptığı her salatayı yemeği süslemesi, domatesler laleler kondurması kaldı. Allah'a şükür önceden kaydettiğim şiirleri kaldı. Yaptığı onlarca tablo kaldı. El işi masa örtüleri kaldı. Bu noktada öyle iyi anladım ki, arkanda "bir şeyler bırakmanın" önemini... Meşhur gülüşünü attığı, şiir okuduğu, genelde balkon sefalarından sonra keyiflendiğinde yaptığı gibi şarkı söylediği o videoların bulunmasına milyon kez şükrettim. Hala açıp sonuna kadar izleyemiyorum, ama bir insanın sesini unutmak öyle kolay şeydir ki, aklınızda bulunsun... 

2014'te, hayatımız hala eskisi gibiyken... 20 yıl sonra yine aynı yerde, kreması elinden çıkma doğum günü pastamla 22. yaşım.


Bu ara devamlı anneannemin yıllardır anlattığı meşhur anıları hatırlamaya çalışıyorum. Yazmaya niyetim var, zira çok kıymetli oluyormuş o defalarca dinleyip ilk kez dinlemiş gibi yaptığın anılar. Bu yaz o kitap çıkacak anneanne, biliyorsun sen konuyu...

Şimdi sürekli bir iş yapmaya, aklımı meşgul tutmaya, düşünmemeye gayret ediyorum. Nasıl geçecek bu, nasıl dinecek hiçbir fikrim yok. Bir de senin gibi güzel bir insan gidince, diğer boş insanlardan, akrabalardan, dostlardan, git gide öfkeyle uzaklaşıyorum. Senin naifliğinden sonra o şeytanlıklar daha ağır geliyor artık. Yalnızız da, zorunlu yalnızlaşıyoruz baksana...

Yıllardır Ereğli'de olmamalarına rağmen cenazesine yüzün üstünde kişi gitmiş sağolsunlar. Öyle güzel bir insandı ki, dedemle onu sevmeyen vallahi yoktur koca beldede. Bahçenin dutlarını, incirlerini komşulara paylaştırmaktan başka bir "ekonomik" yarar sağladığı falan da yoktur kimseye, sırf gönüllerinden. Hoş sohbetlerinden, insanlıklarından. İşte bu dedik arkasından, insan gidince böyle gitmeli...

Bu fotoğrafın aksine rengarenk yaşadığın, rengarenk anıları bize bahşettiğin, her daim güleç yüzün, "antin kuntin" fikirlerin :), yaşın ne olursa olsun bize arkadaş olabildiğin her an için sana çok çok çok teşekkür ederim Nermin Hanım. Dilerim olduğun yerde çok daha iyisindir. Hayat korkunç bir bilmece, sen sonuca ulaştın. Dilerim gördüklerinden mutlusundur. Resmen yaşamlarımıza imzanı atıp da gittin, iyi olasın. Seni çok seviyorum canım benim.

 

*

 

7 Nisan 2017 Cuma

İtalya: Pescara Günlüğü

Birkaç gün önce İtalya'ya uygun bilet bulunca, şehrin neresi olduğuna bakmaksızın hemen ayırdık biletleri. Hollanda'da yaşadığımız yere oldukça yakın olan Almanya-Weeze Havalimanı'ndan, İtalya'nın Pescara isimli bir sahil şehrine inecekti uçağımız önce. Ardından otobüsle Roma'ya geçecek, Roma'da planladığımız birkaç günün ardından da yine Düsseldorf'taki Weeze Havalimanı'na geri dönecektik. Tabii başladım hemen araştırmaya; Roma tamam da, Pescara için neredeyse hiçbir Türkçe kaynak bulamadım. Ne yapılır, giden ne yapmış, ne hissetmiş, ne yemiş içmiş... İki yazı önce dediğim gibi, bu durumda gittim-gördüm-işte şimdi yazacağım. :) Haydi Pescara Günlüğü'ne başlayalım...

Öncelikle sabah erken saatlerde Hollanda'dan Almanya'ya geçiyoruz. 1,5 saat sürecek bu kısa yolculuk için "yolluk" olayını biraz abartmış olabilirim.