22 Şubat 2017 Çarşamba

Hollanda Günlükleri - 11

Bu günlük yazısını aşağı yukarı tek bir konuya ayırmak istiyorum. Hazır duygularım tazeyken yazmak istedim özellikle; 3 gün önce Hollanda'daki iş hayatıma başladım. Her gün yepyeni duygularla tanışıyorum, yepyeni 'zorluklar' tanıyorum; hayatımdan hatırladığım birkaç dönüm noktasından biri de şu sıralarda gerçekleşiyor bu nedenle.

Ofis Amsterdam'da, yani 1 saat 10 dakika civarı bir tren yolculuğu yapıyorum sabah akşam. İstanbul'da yıllarca daha beterine alıştığım için pek zorlamıyor açıkçası. Bir de burada biniyorsun trene, yüksek ihtimal oturuyorsun, aktarmasız trene denk gelirsen bindiğin gibi iniyorsun. Metrobüsü, sırası, paranoyaklığı olmadığı için İstanbul'daki gibi psikolojik olarak yorulmuyorum desem doğru olur. Central tren istasyonunda indikten sonra ya 16 numaralı tramvaya binip 10 dakikaya iniyorum, ya da 25-30 dakika yürüyorum. Her ne kadar son zamanlarda yavaş yavaş bahar havası ülkeye gelmiş olsa da, son iki gün yağmurluydu. O nedenle asıl bahar geldiğinde mis gibi yürürüm bence o aralığı. Zaten yaza doğru taşınıp biraz daha yakına gitme planları var ama bakacağım. Neyse, gelelim işteki ortama.

17 Şubat 2017 Cuma

Hollanda Günllükleri - 10

Kendime notlarla dolu bir günlük yazısına başlarken, 4,5 aydır Hollanda yeni evim.

Bu, şu ana dek yazdığım stildeki günlük yazılarının sonuncusu galiba. Zira pazartesi gününden itibaren, görünen o ki, hayatım ziyadesiyle değişiyor. Bakalım yeni düzeni nasıl oturtacağız güzelce. Ama önce birkaç ufak not alacağım günlüğe.

Geçenlerde bu güne dek eve giren en güzel çiçeklerden birini yerleştirdim masanın üzerine. Birkaç gündür de öyle güzel bir güneş var ki, bu çiçeklerin o sıcacık renkleriyle birleşince garip bir mutluluk geliyor insana. Üstelik "ısıtan güneş", genelde olduğu üzere buzzz gibi havada parlayan fresh güneşten değil. Kemiklerim ısındı desem doğru olur; sanırım yavaş yavaş bahar geliyor ve bu şahsıma mutlu olmak için oldukça yeterli bir sebep.


13 Şubat 2017 Pazartesi

Hollanda'da Polonya Marketi

Hollanda'da yaşayan en geniş göçmen topluluklarından biri Polonyalılar olunca, ülkenin birçok bölgesinde bu kültüre dair mekanlar, restoranlar, merketler bulmak da mümkün oluyor. Polonya kültürü ile nispeten akraba olan Rus mutfağı da kendine bu mekanlarda yer buluyor elbette. Bu mutfaklara karşı özel bir ilgim ve çok bilgim olmasa da, farklı bir kültürün marketini gezmek çok keyifli oluyor. Bu yüzden geçenlerde, büyük bir Türk marketinin yanındaki Polonez isimli Polonya marketine gittik.

Polonya ile Sovyet kültürleri nispeten yakın olduğu için, markette Rus etiketli ürünlerin olduğu bir reyon da bulunuyor. İnsanın görmeye alıştığı ürünlerden, kombinasyonlardan, tatlardan farklı şeyler görmesi bana çok eğlenceli, hatta heyecanlı geliyor. Gerçi keşke Polonyalı bir arkadaşımız olsaydı da gezinirken anlatsaydı ne nedir; bazı şeylerin ne olduğunu veya ne için kullanıldığını, misal Polonya'da çok meşhur bir tat olup olmadığını bilemiyorsun tanımayınca. Ama yine de çok keyifli oluyor bu gezintiler.

Marketin önünde böyle bir araba vardı.
 Önce onu göstermekle başlayayım, zira bayıldım. :)

 

10 Şubat 2017 Cuma

Neden "Erteleme!" diyorum, biliyor musun?

Herkesten önce kendime diyorum, sonra burada yazıyorum, okuyan herkese, kendimce hep söylüyorum.

Ertelemeyin... Hiçbir şeyi.

Çok duyuyoruz bu lafı; diğer tüm "çok duyulanlar" gibi özünü kaçırmamıza neden oluyor içimizdeki defans, biliyorum. Ama bu çok hayati bir durum. Ne olur, hiçbir şeyi ertelemeyin.

Başlıkta dediğim gibi, neden "Erteleme!" diyorum, biliyor musun?

Çünkü...

Daha önce haklarında bir yazı yazmıştım anneannemle dedemin, yazının en sonuna koyarım linkini, dileyen okuyabilir. Burada kendilerini görüyorsunuz, evlendikleri günden.


7 Şubat 2017 Salı

Hollanda Günlükleri - 9

Hollanda'da 4 ay bitti. Bana sorsanız en az 8 ay oldu derdim.

Oturma ve çalışma izinlerinin çıkması, kartın bize ulaşması, sigorta konusunun hallolması, o kartın da bize ulaşması, yerleşme - ev, yaşam derken aklımı meşgul eden birçok sorunu pek şükür ki atlattık. Kaldı geriye iş mevzusu. 

2 hafta sonra işe başlıyorum; haliyle aklım karışık. Ofis Amsterdam'da ve neredeyse İstanbul'daki kadar yol gidip geleceğim. O yine tamam lakin late shift çalışacağım için akşam trenine yetişemediğim saatler oluyor, bu da baya orada kalmam demek. Diğer tren sabah 4'te, bunu iş ile nasıl halledeceğiz bilmiyorum; bu da ziyadesiyle uykularımı kaçırıyor. Lakin diğer yandan, her şeyin bir sebebi olduğuna inanan bir ben olarak, en kötü ne olacak işte, ya saatlerimi ayarlayacaklar ya da başka iş bakarım, yıpratmayalım kendimizi değil mi? Endişe ile sorunlar çözülmüyor. Güzeli çağırıp sabredelim madem diyorum.

Daha önce bahsettim sanırım; Hollanda'nın en güzel yanlarından biri çiçeklerin bolluğu ve Türkiye'ye göre daha uygun fiyatlı olması. Vazomdaki çiçeklerin kuruması yeni güzellikler bulmanın vaktini gösteriyor bana o yüzden... Bu aralar hep lalelerden gidiyoruz; körpe lalelerin günler içinde açılıp değişmesini izlemek hala büyük keyif veriyor. Bulaşıcı bir Hollanda alışkanlığı ki, geldiğimizden beri akşam evde öyle cayır cayır ışık yakmadık. Hatta şu an düşündüm, cidden aklımıza bile gelmiyor artık salonda öyle parlak ışık açmak. Burada akşamları evlerden loş bir ışık gelir hep; ufak abajurlar, bol mum ışığı...

1 Şubat 2017 Çarşamba

Uyanma vakti!

Hayattaki en temel düşmanımız genelde aynı, üstelik sıkı durun, kendisi içimizde yaşıyor! Belki onu hiç tanımıyordunuz, belki nasıl hissettirdiğini biliyor ama isminden bir haberdiniz. Bu arkadaşın adı, atalet.

Atalet, ne yapman gerektiğini bildiğin halde o koltuktan kalkmamana sebep olan, seni o dipsiz kuyuya çeken psikolojik çukur, o ağır duygu. Bir nevi içindeki şeytan, erteleme güdüsü; yapmadıkça mutsuz olma - mutsuz oldukça yapmama döngüsünün kaynağı.

Kazantzakis'in dediği gibi...

"Ah be zavallı insanoğlu! Dağları hareket ettirebilir, mucizeler yaratabilirsin! Ama sen bok içinde, tembellik ve sadakatsizlik içinde boğulmayı seçiyorsun. İçinde bir tanrı var senin, bir tanrı taşıyorsun da haberin yok! Bunu sadece ölürken anlarsın ama, o zaman çok geç olacak."

Bir süredir insan beyni üzerine okumalar yapıyorum. Son zamanlarda sayısı giderek artan "motivasyon" kitapları yüzünden bu kelimeyle aramız biraz açılsa da, düşünme şeklini beğendiğim 1-2 isim var, devamlı onları okuyorum, yaşamda fark ettiklerini anlamaya çalışıyorum.