17 Nisan 2016 Pazar

Çatalca, Antikköy'de Hafta Sonu

Malum, İstanbul'da hafta içleri genelde bol koşturmalı, griden hallice, stres içinde geçiyor çalışanlar için. Kuş sesi duymayı unutuyor insan, şöyle sakince-yeşillikler içinde oturmayı... Biz de bu hafta sonu için sakin bir mekan arayışına girdik Aysucanım ile. Hem İstanbul'dan çıkalım biraz, hem şöyle güzel bir kahvaltı edelim. Böylece yolumuz Antikköy'e düştü; Avcılar tarafından, rüzgar gülleriyle sarılı yemyeşil dağlar arasından geçerek, 1 saat 15 dakika gibi bir sürede rahatça ulaşabileceğiniz bir mekan burası. İçeride adeta sıfırdan bir kasaba yaratmışlar! Haydi bakalım neler yapmışız; son zamanlarda kendi çektiğim kısa videoları yazılara eklemekten de büyük keyif aldığım için, belki ufak videolar da görürsünüz. :)


Öncelikle bu ilk kız kıza - arabalı kaçışımız, tatlı bir heyecan ve mutluluk var üzerimizde. Uzun zamandır raflarda duran çeşit çeşit CD aldık yanımıza; yolun hakimi ise canım Kazım Koyuncu ve Hüsnü Arkan idi genel olarak. Geçtiğimiz yollar yemyeşildi; İstanbul'dan çıkıp bu kadar kısa sürede böyle güzel bir doğa göreceğimi beklemiyordum doğrusu. Hava da yaz!


Bu yolu öyle çok sevdim ki! Hafif yokuştan yukarı tırmanırken pek sevdiğim rüzgar gülleri ve bahar çiçekleri bir tabloya dönüştürüyor etrafı. Bu arada dinleyip söylediğimiz güzel şarkılar da iyice huzur saçıyor ruhumuza.


Burada da kısa bir yol videosu var. :)

video

Bol yeşilli, inekli, miiis gibi tezek kokulu yollardan geçip varıyoruz Antikköy'e. Giriş kısmına bir de hayvanat bahçesi tadında bir yer yapmışlar; deve, lama, atlar, horozlar, eşekler, tavus kuşları...


Mekanın ücretsiz otoparkı var hemen yanında. Arabadan indiğimizde yine şöyle güzel bir manzara görüyoruz; az gayret - yüksek huzur ile geldik sonunda. :) Fotoğrafın altında kısacık da bir video var indiğimiz ana dair.


video

İçerisi ilk bakışta bir tiyatro sahnesi gibi; en başta dediğim üzere adeta bir kasaba yaratılmış sıfırdan. İlk girişte gerçekten "deve kadar" olan deveye selam ediliyor, çıkışta daha iyi tanışacağız. :)



Antikköy'ü bulmaya çalışırken bir ara telefon ettik, santrallerinde mehter marşı çalıyor. Bunun sebebini sonradan anladık ki; mekanın konsepti hani "Osmanlı" olayları, efendim Türk bayrakları, köy stili, ağaçtan objeler vesaire şeklinde.


"Sizin Köyünüz" sloganını bol bol tekrar eden Antikköy içinde bir de böyle bir kale bulunuyor. Yine köysel objeler ve Osmanlı stili dekorasyon ile.


Şimdii... Gelelim kahvaltı konusuna! Öncelikle adeta büyük bir otelin açık büfesinde gibi genişçe bir yelpaze var burada. 1 kişilik açık büfe kahvaltı için 42 lira ödüyorsunuz. Kahvaltı masterı yapmış bir Melerence olarak çok yüksek olmasa da, kahvaltı piyasası için üst bir fiyat bu. Ama işin güzel yanı, biraz aşağıda göreceğiniz hamaklarda, yer sofralarında, ağaç masalarda uzun uzun oturup sohbet ederken, alacağınız geniş kahvaltı bu fiyatı dengeliyor diyebiliriz.


Her ne kadar boool bol masamıza taşıyıp bitiremediğimiz tabaklar olsa da, keyifli ve kesinlikle doyma garantili bir sofra çıkıyor ortaya. :) Termosta da çayınız geliyor, biraz aşağıda görebileceğiniz üzere "Türk bayraklı bardaklarda" içiyorsunuz çayı. Yediklerimizin lezzeti ise yerindeydi genel olarak.


Mekana gelirsek; belki yer masası-hamak olan kısımlar "kapılmış" olabilir ama genel anlamda burası o kadar büyük ki, boş yer bulma sorunu yaşamanız zor görünüyor. İçerisi baya baya büyük çünkü, dediğim gibi "mini bir kasaba" adeta. Bu kısımda hava da güzelse baya 'keyiften ölelim madem' oluyor. :) Mekanı çok beğendik biz.


Yüzümüzden de anlaşılacağı gibi velhasıl. :)


Mekan çok geniş olduğu için boğucu bir kalabalık-yoğunluk da yoktu. Sonradan tavus kuşu olduğunu anlayacağımız, düzenli aralıklarla gelen kedi cırlaması sesi, mekanın ortasındaki havuzlardan yankılanan kurbağa sesleri derken, sevdik biz buraları çokça. Uygunsuz da oturmadık. :P


Bilmiyorum istesek gelir miydi ama, ince belli bardak hassasiyeti olan insanlar için pek iyi bir fikir değil bu 'mini su bardağında' gelen çaylar. Yine de rahatsız edici değildi, belki istesek ince belli bardak da verirlerdi, bilemedim. Onun dışında termos işi güzel, biz ikinci termosu istedik falan, ilgi alaka da yerindeydi. Tepenizde yemyeşil dev ağaçlar hışırdıyor, daha ne olsun. :)


Sonra bu, arkadan sincaba benzeyen kuzucuk geldi yanımıza. :) Salamları götürdü.


Bence baya da doydu.


Uzun saatler oturup, hamakta keyif yapıp, bolca gülüp sohbet ettikten sonra giriş kısmındaki hayvancıklara bakalım diye kalkıyoruz. Yukarıdan aşağıya doğru temelde yapay olduğunu tahmin ettiğim bir göl/dere var içeride; kurbağalar, kaplumbağalar, ördekler içinde.




Tamam, gördüğümüz-dokunduğumuz hayvancıklar bizi mutlu etti. Ama bir yandan da çok buruk baktık hallerine. Mesela devenin durduğu alan küçücük, doğru düzgün gezmesi bile mümkün değil. Mutlu olduğunu pek sanmıyorum bu 'selfie bombardımanı' altında kaldığı yerde.


Kafesler içinde horozlar, tavşanlar, adını bilmediğim garip-iri tavuksu canlılar; kafesin dışında ise pek üzgün ve çelimsiz duran iki eşek var. Bu kısımda annelerinin eteğinden tutup sarsarken gördükleri "tavuklara" şaşıran çocuklara da bir "ah" ettik içten içe. İnsanın her gün görüp dokunması gereken güzel hayvancıklar, git gide "müzelik" oluyor bizim için. Alt fotoğraflarda da pek matrak bir tipi olan lama ve yanımdaki pek zarif atı görüyorsunuz.


 Mekanın ortasında at binme yeri de var. Biz iki at gördük; biri beyaz olan, diğeri de bu alttaki siyah güzellik. Gerçekten özellikle siyah olan karşısında gözlerimiz kamaştı desem yeri; öyle büyük ve güzeldi ki. Sanırım özel bir cins; saçları, kuyruğu, bakışları çok asildi. Bu arada sol altta gördüğünüz tavus kuşlarının "öyle" bağırdıklarını hiç bilmiyordum ben, resmen kedi sesi. :)


 Ve ardından, tekrar yola koyuluyoruz; yeşiller, güneş, bahar çiçeklerince sarılmış ağaçlar ve köy yolları eşliğinde.


Ne diyelim, özellikle çok uzaklaşmadan İstanbul'dan kaçmalık, bir nefes alıp güzel bir kahvaltı yapmalık mekan arayanlar için güzel bir alternatif Antikköy. Üstelik doğru mevsimde giderseniz, yol kenarını saran rengarenk çiçekler arasında durup güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz. 

Tavsiyelerim ile,
Melis


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder