11 Şubat 2014 Salı

Sakız Adası Cafe, Alsancak

Karşıyaka İskelesi'nin önündeki Gevrekçi'den aldığım boyozu aceleyle poşete sarıp, Konak Vapuru'na yetişiyorum. İzmir'in rüzgarı, güneşi, özellikle yaz aylarında müthiş bir denge ve güzellik ile hissettiriyor kendini. Yol boyunca gözümü kırpmıyorum, yüzümde engel olamadığım bir gülümseme, Konak'a varıyorum...









Konak'ta, gözüm, çocukluğunu İzmir'de geçiren herkesin en az bir kez kaybolduğu Kemeraltı'na takılsa da, istikamet Kordon diyor, İzmir'in rüzgarlı denizine doğru ilerliyorum. Kordon'un o güzel atlarını sevip Avusturya'dan getirildiklerini öğrendikten sonra, yavaş yavaş belirmeye başlıyor karşımda, Sakız Adası Cafe.





Malum, bu güzel yolculuğu havalar sıcakken gerçekleştirdim. Her yıl olduğu gibi, geçtiğimiz dönemde de Sakız Adası Cafe'ye uğramadan bırakmadım İzmir'i... Özellikle benim gibi kahvaltı bağımlısı bir insansanız, buraya gelmek için yeterli sebebiniz var demektir.



Efendiim, Sakız Adası Cafe Türk-Yunan ortaklığıyla kurulmuş, başka şubelerle de alanını genişletmiş pek güzel bir mekan. Malum, Çeşme'nin karşısına düşüveren Xios, yani Sakız Adası'ndan alıyor adını; damla sakızlı ürünlerine ayrı bir sevgi beslemek yerinde olur o yüzden. 

Mekanın aşçısı, Sakız Adası'na gidip oradaki aşçılardan da eğitim almış. Ayrıca kafede hazırlanan pek meşhur, Yunanistan orijinli içecek Frappe'nin nescafesi de Yunanistan'dan getiriliyormuş. İçeride aynı zamanda ufak bir market de var; reçeller, zeytinyağlı sabunlar, sakızlı ürünler vb. bulmak, satın almak mümkün. Bunun yanında, her Paskalya'da yemek düzenlenir, mekanda etkinlikler yapılırmış.

Benim görüştüğüm Nektarios Bey, Sakız Adalı olduklarını söyledi; kendisi Yunanistan'da doğmuş, anne-babası İzmirli imiş. Hatta ben gittiğimde annesi de bir hanım arkadaşı ile oradaydı, dünya tatlısı, rengarenk bir kadın. Çok sık gidermiş kafeye, yanımdan geçerken bana "O saçlarını topla canım, yanmıyor musun öyle?" demeyi de ihmal etmedi. :)

Mekanın açık alanı, direkt Alsancak İskelesi'ne bakıyor. Tatlı bir rüzgar eşliğinde, İzmir'in denizine bakarken damla sakızı kokusunda huzur buluyorsunuz. İçerisi de aynı şekilde sakız temalı bir dekorasyonla özgün bir hale gelmiş; hiçbir şey "yapma" durmuyor.







Benim neredeyse buraya gelme sebebim oldu şu güzel kahvaltıları. Daha İzmir'e varmamışken biliyordum hani ne yiyeceğimi. Yine de menüyü güzelce inceledim. Aşağıda göreceğiniz gibi, "Yunan Usulü" olan ürünlerin yanına bir Yunan bayrağı konmuş; aynı şekilde Sakız Adası Cafe'ye özel olanlar, "Başka yerde yok." işaretli.






Herkes sıkı tutunsun!



Bu müthiş reçeller de bir önceki senenin kahvaltı seansından.



Gelelim Frappe'ye! Eh, hoş idi. Hele ki şu İstanbul Goethe Institut'te içtiğim, Frappe dedikleri çilek konmuş süt şurubuna göre baya iyiydi. Ama açık konuşayım, Yunanistan'daki gibi de değildi.


Bir de, bilmiyorum bana mı denk geldi; fakat böyle bir mekanda güzel Yunanca şarkılar bekliyor insan. Son gittiğimde İngilizce dımtıslı şeyler çalıyordu hep, olmuyor hiç. Tam huysuzlanmaya başlamıştım ki, pek sevdiğim Giannisciğimin bir şarkısı çıktı, onu da öyle kurtardılar haydi. :)

 Son olarak, yine geçen yılki ziyaretimden kahve, ve siparişlerimizin ardından gelen, su içinde sunulan sakız macunları. 



*

Bu sene İzmir'e gidince, Sakız Adası Cafe'ye tekrar gider miyim? 
Mutlaka!

Ne mi yiyeceğim? 
Kahvaltı!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder