28 Temmuz 2014 Pazartesi

Deniz ile Bir Gün

Özellikle son günlerde kalbimde büyük fırtına var; deniz fırtınası! 

Ama bir başka bu defa... Sonu ne olacak bilmem de, maviye çıkacağı kesin. 

Ömür harcamak yaptığımız, başka şey değil. Bana öyle geliyor ki, "modern" dünyada mutluluk, huzur yok. Ege, Ege ve Ege...

O zamana dek idare ediyoruz diyelim. Bugün Karadeniz kıyısındaki, adını çok duyduğumuz Ormanlı'ya gittik. Herhalde dün akşam fırtına varmış ki, deniz inanılmaz dalgalı ve hafif bulanıktı. Yüzmeyi bırakın, suya girip ayakta durmak bile mümkün değildi hani. Bu yüzden biraz kumlarda yürüdük, ürkütücüydü su. Taşlara dokunduk en azından, tam bir Karadeniz uğultusu vardı, kulaklarımızı doldurduk bol bol. Ardından Marmara kıyısında bir yere gidip biraz yüzdük... Pek şükür tabii, fakat geçen yaz gittiğim Xalkidiki'nin denizini aklımdan çıkaramadım buradaki denize girince. 


Önce geçen yazdan, Xalkidiki'den iki mavi kare gelsin...




Ama diyorum, modern hayatta huzur yok; Marmara denizine deniz mi denir... Neyse, sesi de yetti bu defalık. Bakalım neler yapmışız...


Güzel kareler ile başladı yol...



Köylerden, dönemeçli yollardan, hoşuna gitme-gitmeme arası tezek kokulu sokaklardan geçtik. Bayramın ilk günü olduğu için, kelebek gibi giyinmiş pırıl pırıl kız çocukları, yakışıklı oğlanları şeker toplamaya giderken izledik, köy kahvesine daldı gözümüz. Köyleri bir kez daha sevdik...


Karşımızda öyle dağlar vardı ki, denizin nereden-ne zaman belireceğini kestiremedik bir türlü. Fakat aniden tepenin ardından masmavi bir cümbüş belirdi. Upuzun kumsallar, arada bir renkli taşlara dönüyor; adam boyu dalgalar insanı ürkütüyordu. İnsanımız demeye gönlüm razı değil ama, kimi insanların doğaya karşı sorumsuzluğuna bir kere daha kızdık, güzelim kumsal çöp dolu. Yine de mutluluğu ucundan yakaladık...



Kumlarda yürüdük, rengarenk taşlara dokunduk, aniden gelen büyük dalgalardan kaçıştık, bir şeyler yedik, kızgın güneşin çıtırtılı sesini dinledik...





Ayrılış vakti geldiğinde, tepeden son bir selam ettik mavilere.


Yol üstünde bir de "İskeçeli" anlamına gelen Yunanca bir tabela gördük, çekelim dedik. "İpsala (Hudut)" tabelalarını görürken içimin eriyişi ise kelimelere sığmaz. Bir ara "Pasaportum da yanım ya..." hesabı yapmaya başlarken buldum kendimi. Durun durun, bu sene okulum bitiyor, siz sonra izleyin cümbüşü! :)


Ve bol denizli, mavili kitabımı okurken, evimize vardık tekrar. Güzel bir gündü; tutkularım çok güçlü, kırılgan, hiddetli ve aşk dolu, Ege için. Gidiş yakın!


*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder