29 Temmuz 2014 Salı

Nikos Kazancakis, Zorba'ya Dair

"Deniz, sonbaharın tadı, ışıkla yıkanan adalar, Yunanistan'ın ölümsüz çıplaklığını örten, ince yağmurdan oluşmuş, saydam bir tül. "Ölmeden Ege Denizi'ni gezen insana ne mutlu." diye düşünüyordum."

Sonbahar, 1927
Nikos Kazancakis'in pek meşhur eseri, Zorba. Girit'te geçen, hayatı düşüncelerle delik deşik eden, garip, gerçek, yüreğe gidiş, bin türlü his koyan, çok güçlü bir kitap. Yıllar yılı internette, raflarda görürdüm bu kitabı. Fakat geçtiğimiz günlerde, üç gün boyunca o kadar çok karşıma çıktı ki bu hayat el kitabı; evden çıktım, Zorba'yı aldım, geldim, başladım. Maalesef, çabucak, sular gibi bitiverdi... 

Kitabın en büyük özelliği, bir kez daha düşündürüyor size hayatı, düzeni, doğruyu, yanlışı... Elbette kişiliğinize, hayatı yorumlayışınıza da bağlı; fakat bana çok iyi geldi bu kitap. Bazen gözlerim doldu, bazen sesli biçimde güldüm, bazen "Ah yaa..." derken buldum kendimi. Bir de blog içinde hakkında yazdığım birkaç şeye de değinmiş Zorba, "Hay yaşa!" diye diye gözlerim doldu... İnandım ben bu kitaba.

Bu arada, internette bir yerde "Zorba aslında yazarın kendisidir." diyordu; fakat Yunanca kaynaklarda, böyle bir adamın gerçekten var olduğu ve adının Giannis (Yanis) olduğunu, Kazancakis'in bu adamdan etkilenerek kitabı yazdığını buldum.

Okuyun okumasına da, hazır da olun yüreğinize girmesine engel olamayacağınız mavi düşüncelere, hislere, Girit'i görme isteğine, kaçış planlarına, iplerin kopma noktasına gelmesine. Zorba'dan hoşuma giden binlerce maviden, birkaçı ile...

*

"Bu kırmızı su da nedir, söyler misin patron? Külüstür bir kütük filiz atar, ekşi birtakım ıvır zıvır sarkar ve zaman geçer, güneş onları pişirir, bal gibi tatlı olurlar; o vakit biz de onlara üzüm deriz; onları çiğner, sularını çıkarır, bunu fıçılara koruz, kendi kendine kaynar, ekimde Sarhoş Ayos Yorgo Yortusu'nda açarız, şarap çıkar! Bu ne sırdır? Bu kırmızı suyu içersin, ruhun büyür, artık şu eski kalıba sığmaz ve Tanrı'yı güneşe davet eder. Nedir bunlar patron, söylese!.."

"Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'tür, bu Bulgar'dır ve bu Yunan'dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgar'mış ya da bilmem neymiş. Şimdi sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte. Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be. Hepimiz kurtların yiyeceği etiz."


"Olağanüstü bir gündü. Sonbahar güneşi çok tatlı ve yumuşaktı. Evin dışında, bahçede, dalları meyve yüklü bir zeytin ağacının altında oturduk. Gümüş yapraklar arasından uzaktaki dingin koyu, kıvılcımlanan denizi görüyorduk. Üzerimizden seyrek geçen bulutlar güneşi açıp kapadıkça, insan, dünyanın bir an sevinçle, bir an kederle soluk aldığını sanıyordu."

""Nedir bu sır?" diye bağırıyor. Ağaç, deniz, taş, kuş ne demek?"

"Kulağımda bir dal fesleğen vardı..."

"Kendin yarı şeytan olmazsan, şeytandan nasıl kurtulursun be?"

"Artık dünküleri hatırlamaktan, yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi, şu anda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni. "Şimdi ne yapıyorsun Zorba?" diyorum. "Uyuyorum," diyor. "İyi uyu öyleyse" "Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?" diyorum. "Bir kadına sarılıyorum," diyor. "İyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen, Vira!"

"Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu."

*


Ve Nikos Kazancakis'in mezar taşında yazan yazı ile veda edelim...


"Hiçbir şey umut etmiyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm!"




*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder