12 Mayıs 2014 Pazartesi

Selanik'in Simgesi: Beyaz Kule

Efendiim... Bir Selanik yazısı ile daha birlikteyiz. :) Bu defa size, Selanik'in en önemli simgesi olan Leukos Pyrgos'tan, yani Beyaz Kule'den ve Kule'ye çıktığımda gördüklerimden, hissettiklerimden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle Beyaz Kule'nin Osmanlı Dönemi'nde yapıldığı biliniyor. Balkan Savaşları'nın ardından Yunanlar kuleyi beyaza boyadığı için bu ismi almış; fakat kulenin rengi zamanla eski haline dönmüş. Yunanca'da "Lefkos Pirgos" şeklinde telaffuz edilen Beyaz Kule, bugün müze olarak varlığını sürdürmekte.

*

Bu defa çok yağmur vardı Selanik'te, ki en büyük zevklerimden turistik bir yeri en darmaduman, en çıplak haliyle haliyle görmek. Biz Kule'ye çıkarken de saatlerce ağladıktan sonra sakinleşmiş bir çocuk gibi, nemli, kapalı, fakat taze bir hava vardı Selanik'te. Bizimkilerin evi sahile çok yakın, o yüzden Anagenniseos'tan boylu boyunca yürüdük Kule'ye doğru...

Deniz kenarında bir stand, isimleriniz kolyelere yazılır efendim; 5 Euro. Bu arada, standların başında duran insanlar genelde siyahi veya Pakistanlı idi.


Selanik sahilindeki önemli simgelerden bir diğeri ise kayıklar. Özellikle tam Kule'ye yakın bir kayık var ki, artık kaç yıldır orada bilemiyorum. Belki arada bir restore niyetine değiştiriyordur birileri; fakat aratın Selanik sahilini bakın, o kayığın olmadığı bir fotoğraf bulmak imkansız gibi. Bulutlar ise tablodan farksız...



Beyaz Kule önündeki Yunanca & İngilizce tablolarda, Kule'nin tarihinden bahsediliyor.


Taş duvarların arasından büyük bir kapıdan içeri giriyoruz, gişeden biletleri alıyoruz. 1 yetişkin, 3 Euro. Bu arada ben gişenin fotoğrafını çekiyorum, oradan bir baağyan Yunanca "Arkadaşlar neyi çekiyoruz, burası kişisel alan." falan diyor, he diyoruz, geçiyoruz. Çünküü.. Artık ben Yunan kardeşlerin fotoğraf çekmeye izin vermemekten zevk aldıklarını düşünmeye başladım. Arkadaşım sokakta fotoğraf çekiyordu, fotoğraf makinesi büyük olduğu için direkt "turist" oluverdik ki, adamın biri İngilizce olarak "Go go, don't, go!" falan diyor. Bizimki Yunanca cevap veriyor: "Ti go re file, ti go, esu go na poume!" Sonra biri beni yerlerden toplasın lütfen. :)


Ayasofya'nın merdivenlerini andıran; fakat daha derli toplu bir yoldan, döne döne yukarı çıkıyoruz. Bu esnada, göreceğim manzara ve kalbime değecek yeni hisler için çok heyecanlıyım...


Ara ara pencerelerden Selanik'e uzanıyor gözüm, gittikçe küçülüyor ağaçlar.


Hemen her katta müzeleştirilmiş odalar var, inerken ziyaret etmeniz tavsiye; çünkü içinizde manzaranın heyecanı ile dikkat vermek çok zor. :)


Ve burası, Galata Kulesi'nin en üst kısmını andıran manzaraya çıkış katı.



 Eiisai to kamari ths kardias mouu... Thessaloniki omorfh glukiia... 

Beklediğimden daha güzel bir manzara, garip bir hüzün veriyor burada olmak. Kule balkonu içinde birkaç tane bilgilendirme panosu var; fakat hepsi Yunanca. Bu gördüğünüzün kıyıya eskiden gemiler yanaşırmış, gözümü denize dikip hayal ediyorum irili ufaklı gemilerle dolu bir liman. Kimler geldi kim bilir, kimler geçti...


Biletlerin şekli şemali...


Beyaz Kule'nin giriş kapısının tam arkasında kalan kısımda bu gemiler var daima. Boğaz turu misali biniyorsunuz, Selanik'in güzel denizinde geziniyorsunuz; fakat hacıyatmazmışcasına sallanıyor bu meretler, yemek yemeden, hapınızı mapınızı alın da binin; deniz tutan kimseler bakmasın bile.



Gelelim şu konuyaa... Geçen sene geldiğimde bu arkadaşlar bu kadar parçası değildi sahilin; fakat şimdi, Selanik sahilinde ellerindeki Jamaika usulü bileklikleri zorla ama şakalı şekilde elinize takıp, İngilizce konuşan, "Kamon bro" falan diyen siyahi kardeşler var. İstemiyorsanız durup laf anlatmayınız, Taksim'deki "Anket yapmıyorum."cular misali, gülümseyip, iyi bir gün dileyip geçiniz, zira sizinle birlikte yürümeye meyilliler. Ama alın bence bir tane, ekmek parası. :)

Bu fotoğraf ne alakaydı şimdi diyebilirsiniz; yakın lens ile kulenin tepesinden çekildiği için burada yer buldu kendine.



Kule'ye çıktığımızda hava oldukça rüzgarlıydı. Ben de kafamı taşlara koymuş, üstümde üç kat giysi, üşümüş ama mutlu şekilde denizi izliyor iken çekilmiş bulundum. :)


Selanik'in meşhur televizyon kulesi.


Hey! Bu arkadaş biletsiz girmiş!



Selanik'in en eski bölgelerinden Kastra'ya bir bakış...





Türkiye'de de İstanbul için yazdığı şiirle tanınan (hani şu nereye gitsen arkandan gelecek olan şehir) Kavafis'in şiir kitabını aldım Selanik'ten. Kule'yi iyice keşfettikten sonra oturdum bir taşa, şiirleri karıştırdım, hissetmeye, hayatıma uydurmaya çalıştım. Bu arada benden habersiz, hayatımın en güzel fotoğraflarından biri çıktı ortaya.


İnme vakti şimdi... Geçmişi hayal ede ede, pencerelerden ruhumu uçurarak iniyorum...


Kule'ye girerken yeni yeni sakinleşmiş ağlayan çocuğun keyfi yerine gelmiş; güneşler bile açmış yüzünde. :) 


Ve indik bile...

Ne diyelim, dilerim canlanmıştır gözünüzde Beyaz Kule. 

Kesinlikle gitmeye, görmeye, hissetmeye, tepesinde hayaller kurmaya değer. Bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyiniz, selamlar söyleyiniz, Selanik'in güzel insanlarıyla muhabbetler ediniz. Seviyorlar bizi. :) Biz de onları...

Görüşmek üzere,

Melis


2 yorum:

  1. Hahahhaah! Öncelikle ellerine sağlık.
    Biz de Atina'da iken fotoğraf çekiyorduk, elemanın biri fotoğraf çekmeyin dedi. Neyse dedik yolumuza devam ettik. Bir cafede otururken arkadaş bizi çekmek istedi, hemen yanımızda oturanlar kendilerini saklamak için montları falan kafaya geçirdiler, tekrar neyse dedik. Yine bir mekanda çektik arkadaki eleman kafasını koparırcasına döndü. Bunlar tamamen manyadı galiba :)
    Siyahi abiler çok yapışkan. İstanbul'dan gittiğimizi söyleyince hemen bağlıyorlar Aksaray'da saatçilik anılarını :D Onların yüzünden oralarda dolanamaz olduk. Velhasıl böyle işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geiaa! Euxaristw! İki konu da baya baya ülkesel demek. :) Fotoğraf işine ben de çok gülmüştüm, yazarken de güldüm, ne zaman dönüp okusam gene gülüyorum. :)

      Sil