6 Mayıs 2014 Salı

Selanik'in Portakal Ağaçları

"Lefkos Pirgos" olarak tabir edilen Beyaz Kule'nin bulunduğu ana sokaktan, adım adım yanaşıyorum ara sokaklara. Şu "Selanik, aynı İzmir!" durumuna pek katılmasam da, bazı sokaklar İzmir'i düşürüyor aklıma. Selanik'te olmanın eşsiz duygusu, garip bir aidiyet hissi, kuvvetli bir mutluluk sarıyor ruhumu. Bunun üstüne bir de ne göreyim... Her yanda portakal ağaçları!

Arkadaşıma soruyorum, portakal değil bunlar, yenmez, diyor. Altından bakıyorum, üstünden kokluyorum, baya portakal işte! Domatesin hikayesi gibi, yenmez mi sanıyorlar acaba; ama bildiğimiz portakal bu, diyorum içimden, mis gibi de kokuyor...








Ardından bendeniz Melerence sizin için kendimi tehlikeye atarak ağaçları dürtmeye başlıyorum. TOK! sesiyle birlikte yere düşen portakallar sebepsizce güldürüyor bizi; hani gerçek anlamda "başıma bir iş gelmeden" alıyorum bir tanesini. Kokluyorum... Por-ta-kal! Sadece daha kuru, daha içi boş boş gibi. Haydi şimdi içine bakalım! Kabuğunu açmamla birlikte keskin bir Akdeniz kokusu vuruyor burnuma, mis mis mis! İçi ise tahmin ettiğim gibi, sert kabuklu meyvenin içi pek iyi gelişememiş gibi boşluklu. O kadar çok yenmez yenmez dediler ki, denemedim doğrusu. Ama ekşi bir tadı olduğunu tahmin ediyorum, ki bu durum portakal olduğu gerçeğini değiştirmez. Neyse. :) Ne diyelim, aşık olunacak güzellikteki Selanik sokaklarına verdiği mutluluğu, görüntüsü yeter.




*


2 yorum:

  1. Dometesin hikayesini de merak ettim şimdi sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Domates yıllarca zehirli sanılarak yenmemiş, 18.yy sonlarında Osmanlı'ya geldiğinde ise yeşil hali yenilirmiş önceleri, kızarınca "bozulmuş" sayılırmış. Sonradan zamanla anlamışlar lezzetini. :)

    YanıtlaSil