22 Ocak 2017 Pazar

Türk ile Evli Bir Yunan'dan İtiraflar

Türkiye ve Yunanistan arasında olan kültürel benzerlikleri daima duyuyoruz. Yunanistan’a gittiyseniz birebir tecrübe ettiğinize de eminim; her ne kadar derinlere indiğinizde büyük farklılıklar da olsa, herhangi bir x ülkesine göre aslında oldukça benzediğimiz bir gerçek.


Yakından ilgisi olanların zaten bildiği üzere, ülkeler arasında birçok Türk-Yunan çift de var. Ki bendeniz de onlardan biriyim. :) Bu tarz kültürel farklılıkları – aynılıkları, lisana veya kültüre dayanan komik veya enteresan olaylar hemen her gün yaşandığı için, size bir Türk kızı ile evli olan Yunan’ın görüşlerini aktarmaya karar verdim. Lakin şunu baştan belirteyim, bu sohbet “Her şey ne kadar da mükemmel, biz cacık diyoruz siz caciki, haydi herkes Yunan ile evlensin! Kelebekler!” yazısı olmayacak. İyisiyle kötüsüyle, zorluğuyla kolaylığıyla, “hakiki” bir sohbet olmasına özen gösterdiğim bu röportajı yapmak benim için çok keyifliydi, dilerim okumak da sizin için keyif verici olsun. 

İşte her yönüyle, bir Türk ile evli olan Yunan’ın hisleri, görüşleri, anıları, tavsiyeleri... Zihninizde yeni kapılar açması dileğiyle.


Öncelikle bir Türk ile evli olmak nasıl bir duygu? Sana göre, yaşamında öncesine göre neler değişti?

Öncelikle Türk’ten önce, “bir yabancı ile evli olmak” farklı bir olay. Yeni şeylere açık olman, hatta önce alışmaya niyetin olması gerekiyor. Birçok farklılığı kabul edebilmen, öğrenmeye gönüllü olman çok önemli. Türkiye benim için “yabancı” bir ülkeden çok “komşu” bir ülkeydi. Komşu olmak günlük yaşamdaki gibi hem iyi hem kötü bir şey aslında; malum özellikle geçmiş yıllarda sürtüşmeleri de oluyordu iki ülkenin. Şunu içtenlikle belirtmem lazım ki Yunanistan’da Türkler’den hoşlanmayan büyük bir kesim de var. Bir Türk ile konuştuğunda yüzüne söylemese de genelde birçok kişinin içinde bir çeşit kırgınlık, küsmüşlük var. Ama her şey politik ve geçmişte kaldı diyen, Türkleri tanımaktan heyecan duyan bir sürü insan da var. Ben şahsen yeni kültürlere – yeni şeylere açık biri olduğum için,  bu durum benim için problem olmadı. Öncelikle Türk kültürünü ve dilini daha iyi öğrenmek istiyordum. Açık konuşmak gerekirse, ilk başta arkadaşlarım, ailem bir Türk ile ilişkim olmasına nasıl bakar diye düşündüm ben de. Herhangi yabancı biri olsaydı da düşünürdüm ama Türk olması, dediğim gibi hem iyi hem kötü olabilirdi bazı konularda. Ama bu güne dek hiçbir sorun yaşamadım; tam tersi herkes eşimi çok seviyor, hatta ailedeki herhangi bir "geline" göre otomatik olarak daha fazla ilgi gösteriyorlar diyebilirim. Bir de ben Pontus kökenli olduğum için, Anadolu kültürü ile daha çok ortak noktamız var, bu da bizi yakınlaştıran bir etken oldu.


Eşinden önce Türkleri halk ve kültür olarak nasıl görüyordun, eşinden sonra değişen bir şey oldu mu?


Aslında önceden Türklerin çok geleneksel olduğunu, hepsinin çok yakın aile ilişkilerine sahip olduklarını, her daim gelenekleri ile yaşadıklarını düşünüyordum, ve en önemlisi Türklerin kendi aralarında sorunları olduğunu bilmiyordum. Sonradan iç problemleri, kültür farklılıkları, mesela İstanbul’da ve Artvin, Konya’da ne kadar büyük fark olabildiğini gördüm. Hep diyorum zaten Türkiye sanki birkaç farklı ülke gibi; İzmir de Türkiye, Rize de, Hakkari de, Adana da, ama müthiş bir kültür zenginliği var. Sonra ülkenin çoğunun Müslüman olduğunu biliyordum; mesela bir ateist veya başka bir dine inanan Türklerin varlığı çok olası gelmiyordu bana. Fakat sonra çok fazla Türk tanıdım ve eşimden dolayı Türkiye’de de açık görüşlü çok insan olduğunu, fanatik olmayan - gayet oturup sohbet edebileceğin insanların fazlalığını gördüm. Türkiye’nin nasıl desem, “Avrupalı” bir tarafı olduğunu da böylece anladım. Din ile takıntısı olmayan insanlar tanıdım, rahatça bu tarz konuları tartışan, sizi dinleyebilen birçok insanla sohbet ettim bu sayede.


Eşinin Türk olması, hayatına yeni olan neler getirdi? Nelerde zorlandın, neler hoşuna gitti?


Konuyu baştan alalım o zaman. İlişkimize başladığımızda, bir Türkle beraber olmak onların sosyal kültürünü öğrenmemi gerektiriyordu, ben önem veriyordum buna yani, belki başkası ben değişmem de diyebilir, dediğim gibi ben yeniliklere açık bir insandım. Bazı adetleri öğrenip adapte olmak gerekiyordu. Aynı ülkelerde yaşamıyorsanız biz gibi uzun yollara, birkaç günlük görüşme için saatlerce yol çekmeye de alışmanız gerekiyor, sabretmeyi de daha iyi öğrendim yani. En önemlisi dışarıdan kolay görünüyor ama yabancı biriyle birlikteysen, kendi dillerimizde ciddi konuşurken dil sorununu çözmek gerekiyordu. Ciddi konularda birbirimizi anlamak zaman aldı bu yüzden. Ben Türkçe, eşim Yunanca biliyordu ki bu çok büyük şans bizim için; ama bazen dil yüzünden birbirimizi yanlış anladığımız oluyordu, hala oluyor hatta. Ben filmden bir laf öğreniyorum mesela, Türkçe olarak gülüp “Allah kahretsin!” dediğimde, eşim “Öyle demesene.” diye çıkışmıştı mesela, halbuki ben yeni öğrendiğim bir kelimeyi kullanmak istemiştim. Böyle böyle insan güle konuşa çok şey öğreniyor. Bu yüzden Türkçe’ye da daha çok hakim oldum zamanla.


Aileler işin içine girdiğinde peki?


Ailesini tanıyana dek biraz daha rahattım ama ailesini tanıdığımda onların dilinden konuşabilmek için birçok adete ayak uydurmam gerekti, öğrenmem gerekti. Evlerine giderken Yunanistan’da bir şişe içki alıp giderdim mesela, eve girip gülümseyip öper geçerdim belki ama el öpme girdi işin içine mesela. Bu olaydan çok hoşlanmıyordum çünkü el öpmek bizim için “kilisede papazın elini öpmek” demek, başımıza koymuyoruz zaten onda da. Bundan da çok hoşlanmıyorum eleştirel bir bakış açısı yüzünden. Mesela kendi anne babamın elini hiç öpmedim,  bu “dini bir şey” Yunanistan’da. Gidip annemin elini öpsem oğlum delirdi der herhalde. İşte bu tarz şeyleri, saygı göstermek için yapmam gerekiyordu. Benim için üzerimdeki enerjisi için zordu, ne kadar öpmek lazım, alnımın neresine koymam lazım falan bilmiyordum ve bu beni çok germişti. Ama sonradan alıştım tabii. Gerçi dediğim gibi, insan olarak karşınızdaki kişiyi tanımak lazım. Belki başka biri “Ben yapmam bunu!” der geçer. Ben önem verip ayak uydurmaya gayret ediyordum, eşim de aynı şekilde. Bu yüzden belki ne mutlu ki büyük sorunlar yaşamadık hiç.

Hayatıma giren yeni şeylerin en önemlilerinden biri çaydı. Şok olduğum bir konuydu bu. Yunanistan’da çayı sadece çok soğuk günlerde veya hastaysa içer biri. Yunanistan’ın olayı kahvedir, herkes kahve içer kültür olarak. Ondada mesela mayıs gibi sıcaklar başlayınca sıcak kahve de içilmez artık. Ama eşimle beraber adeta çay içmek “zorundaydım” devamlı. Tek bir bardakla da bitmiyordu ki, şu sizin ufak bardakları Yunanistan’da görmemiştim bile. Veya çayım  bitmeden soğudu diye zorla alıp yenisini veriyorlardı, buz gibiyken içtim diye az daha döveceklerdi. Heheh tamam şaka tabii ama “Sen onu nasıl içiyorsun buz gibi!?” diye tepki almadım değil. Şimdi baya alıştım çaya, içiyorum ama yazın yine de o kadar çok içebileceğimi sanmıyorum. Bizim frapeden sıra gelir mi bilmiyorum zaten. :)


Yemek konusuna gelirsek, birçok benzeyen yemek var Yunanistan ile ama hiç benzemeyen bir sürü şey de var. Duymuşsundur, bazen aynı isimle veya başka isimle aynı yemekler var. Türk yemekleri biraz daha daha baharatlı veya daha çok malzemeli geliyor bana. Yunanistanda yemekler daha basic genelde, Türkiye’de daha çok malzemeyi karıştırıp yemekler yapıyorlar, bu hep dikkatimi çekiyor mesela. Onun dışında, Yunanistan’da deniz ürünleri daha fazla günlük hayatta, Türkiye’de biraz daha nadir bu.

Büyük farklardan, Yunanistan’da kahvaltı bazen sadece bir kahve demek veya feta peyniri, reçel, tereyağı mesela. Ama Türk kahvaltısını eşimle öğrendim ve iyi ki öğrendim açıkçası! Sabah tabakta domatese falan yağ koymuyorlar mesela, daha taze taze bir tabak istiyorlar, bu da sağlık olarak beni iyi etkiledi diyebilirim, güne daha iyi başlıyorum bu şekilde. 


Eşinle kültürel bir konudan dolayı yaşadığınız bir komik, bir de zor bir anı anlatır mısın?


Zor olarak, mesela Kıbrıs konuları, Pontus katliamı gibi konularda konuştukça fark ediyorduk ki ikimize de farklı şeyler öğretmişler. Bunları çarpıştırarak sakince tartışmak, anlaşmaya çalışmak, birbirimizi anlamak adeta bir sanattı desem yeri. Bambaşka şeyler duyarak büyümüşsün çünkü, bu yüzden diyorum açık görüşlü olmalı insan. Doğru sandığımız çok şey yanlış çıkabilir böyle bir ilişkide, hazır olun derim iki tarafa da. Bir defa karar vermek lazım, en önemli şey biziz. Ne tarih, ne geçmiş, ne ülkelerimiz değiliz biz. Akademik bir sohbet eder gibi konuşmak lazım bunları, konuyu “siz – biz” haline getirirseniz sıkıntı olabilir. Biz daha çok, daha iyi öğrenmek için sohbet ediyoruz bu tarz konularda. Zaten doğru kişiyi bulduysanız, sağlıklı tartışabiliyorsanız vesaire, zamanla bu konularla ilgili şaka yapar hale geliyorsunuz. 


Komik olarak, aslında çok fazla komik şey var. En baştan beri böyle anlar devam ediyor ve ben bunu keyifli buluyorum aslında, daima gülecek bir şeyimiz oluyor desem doğru olur. Mesela bazen eşim Yunanca konuşurken yanlış tonlama yapıyor ve ben çok farklı bir şey anlıyorum veya ikimizden biri kendi dilimizdeki bir deyişi direkt çeviriyor, 15 dakika neden öyle dediğini falan anlamaya çalışıyorum, sonra olay anlaşılınca baya gülüyoruz. Hala arada olan bir konu, Yunanca’da evet “ne” demek. Türkçe’de de “Ne?!” diyoruz ya, onlar karışıyor arada. Tonu iyi duymuyorsun mesela, “Hangi “ne” diyorsun anlamadım?” diyorum, o da “Yunanca olan.” diyor, he tamam diyorum sorun çözülüyor. Veya iki dilde de olan ama farklı anlamlı kelimeler var, arada oradan karışıyor. Eşimin herkese anlattığı olaylardan biri de, bir kere sandalet yerine sandalye dedim diye bir hafta gülmüştü bana sağolsun. Ne bileyim, sizce de benzemiyor mu sandalet ve sandalye? Bence çok benziyor? :D



Bir Yunan ile evlenecek bir Türk neleri bilmeli, nelere hazır olmalı?


Başta dediğim gibi Türklerden hoşlanmayan bir topluluk var, her ülkede bu tarz kesimler var ama böyle insanlara önem vermemeyi öğrensinler sadece. Fanatik, devamlı tarih ve politika konuşan insanlara hazır olmalılar, böyle insanlar ile ilişki yaşamak daha zor sanırım, hatta arkadaş olarak bile. Ben nasıl çayı hayatıma soktuysam onlar da kahveyi, özellikle frapeyi hayatlarına almalılar. Evde frape yapmayı da öğrenmeliler bu arada, ama o kolay bir şey. :) Bunun dışında domuz eti konusunda anlaşmaları lazım bence, çünkü dinden çok kültürel bir konu bu. Türk yemeyebilir ama eşine pişirir, veya masada istemem der veya ikisi de yer. Örneğin Yunanistan’ın klasik döneri domuz etindendir ve o dönerden vazgeçecek insan azdır, bunun gibi ufak anlaşmalar yapılmalı açık görüşlülükle derim. Dini ve kültürel konuları, bayramları, oruç zamanı neler yapıldığını öğrenebilir. Yunanlar için bunlar her zaman dini değil, daha çok kültürel. Türkiye’de ateist olup Ramazan kutlayanlar tanıdım, tıpkı bunun gibi. Bu kültürel olayları öğrenmeleri, bazen ayak uydurmaları yine güzel olur.  Yunan aileleri de geleneksel insanlardır genelde, bu yüzden iletişim kurmak isterler, dili öğrenmeleri de iyi olur bu açıdan. Sadece Türk – Yunan ilişkilerinde değil, başka bir kültürden evlenecek herkes için olduğu gibi, önce her şeyi konuşup anlaşmalılar bence, tarafların birinci sıraya koyduğu şey kendi sevgileri ve huzurları olmalı derim. Biz eşimle ikimiz de çok açık, sakin, dinlemeyi ve öğrenmeyi seven insanlar olduğumuz halde bazen küçük zorlukları oluyor farklı kültürlerden gelmemizin. Önemli olan bundan da keyif almayı öğrenmek ve mutlu olmaya niyetinizin olması bana kalırsa. Gerisi gerçekten çok güzel ve keyifli oluyor.


*


Çok yakında bir Yunan ile beraber olan Türk’ün düşüncelerini de göreceğiniz bir yazı gelecek; biz sohbet esnasında çok güldük, düşündük, dilerim siz de keyifle okumuşsunuzdur bu satırları.


Gönüller bir olunca demek ki. :)
Melis


5 yorum:

  1. Çok ama çok keyifle okudum, çok da güldüm bazı yerlerde:))
    Malum bizim ev de çok kültürlü. Şu çay muhabbetini biz de çok yaptık, hala da aynı. Bizim kadar sıcak ve ardarda içen pek yok sanırım:)) Bir keresinde eşimin annesi bizi ziyaret ettiğinde çayın üstüne süt ekledi diye ne konuşmuştum, kıyamet kopmuştu nerdeyse:))
    Yabancı evliliklerde en önemlisi toleranslı olmak, öğrenmeye açık olmak, dini takıntılardan uzak kalmak, eşini/sevgilini kendine ve senin kültürüne benzetmeye çalışmadan/zorlamadan olduğu gibi kabul etmek.
    Bunun bir üst modeli çocuk olduğunda ortaya çıkıyor. Her kültür olaya farklı yaklaşıyor. Bebek bakımı farklı olabiliyor, sonrasında çocukların iki dilli büyümesi, dini vs. derken biraz daha boyut değişiyor.
    Blogumda iki dilli çocuk büyütmekle ilgili yazım dışında "yabancı damat" yazım hiç yok:) Bende mi yazsam acaba:))
    Seninkini de merakla bekliyorum, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de cok keyifle okudum :) Kultur, dil meseleleri sadece baska bir ulkede yasamaya baslayinca bile ilginc, sasirtici ve zenginlestirici olabiliyor, bir de aile birlesimi olunca cok daha yogun ve farkli olacagini tahmin edebiliyorum. Hep bahsedin boyle cok kulturlu hayatlarinizdan, okumasi gercekten cok keyifli, ozellikle de boyle acik fikirli yazilinca. Semi senden de bekliyorum (en az) bir "yabanci damat" yazisi :)

      Sil
    2. Ben bu tarz bir yaşamın içinde olduğum halde farklı hikayeleri okumaktan çok keyif alıyorum, bekliyorum bir yazı ben de o yüzden :) Tolerans kesinlikle doğru kelime!

      Sil
  2. Siyasetçiler işin içine girmese ne güzel geçinip gideceğiz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, gerçi niyeti olanı onlar da etkileyemiyor pek. :)

      Sil