24 Ağustos 2014 Pazar

Bir Garip Ülke: Lüksemburg


Fransa, Almanya ve Belçika tarafından çevrili, küçücük, yaklaşıl yarım milyon nüfuslu, güçlü ekonomisiyle, "garip" bir ülke Lüksemburg.


Öncelikle ülkede üç resmi dil var: Fransızca, Almanca, Lüksemburgca. Lüksemburg'un yerlilerinin konuştuğu dil hala varlığını sürdürse de, genel olarak bayrak Fransızca'nın elinde diyebilirim. Özellikle resmi konularda çoğu zaman Fransızca kullanılırmış. Lüksemburg, eski dönemlerden günümüze ayakta olan en büyük dükalık aynı zamanda. 

Çok fazla kaynak olmasa da, bol bol okuduk önce Lüksemburg'u, sonra yola koyulduk. Gideceğimiz ülkeleri genelde yoldayken okuyoruz biz, daha keyifli, sıcak sıcak oluyor. :) Bu arada, Hollanda'dan Lüksemburg'a gitmek için önce Belçika'dan geçeceğiz; yani birkaç saat içerisinde üç ülke de bulunacağız.


Güzel bir yolculuktan sonra Lüksemburg'a varıyoruz ve aklımızdaki ilk düşünce şu: "Burada neden kimse yok?" 

Haydi saatin erken olmasına veriyoruz; fakat ilerleyen saatlerde de büyük bir kalabalık olmuyor şehirde. Eski binalar, taş sokaklar, tarihi kiliseler... Ziyaretimizin ilk durağı, şehir için önemli bir adres olan Notre-Dame Katedrali veya Our Lady Katedrali. Lüksemburg laik bir ülke; fakat halkın çoğu Roman Katolik kilisesine bağlı. Bu kilise de bir Roman Katolik kilisesi ve gerçekten büyüleyici bir mekan. Biraz daha geriye giden bir geçmişi de olsa, 1870'den beri Our Lady Katedrali olarak ayakta.






Derken, şehrin garipliği karşısında artık aramızda gülüşmeler başlıyor ve sokakları keşfetmeye koyuluyoruz.



Burası küçücük, ünlü bir meydan.


Bu arada alt fotoğrafta gördüğünüz bayrak Lüksemburg bayrağı. "Renklerle" arası iyi olanlar, bu bayrağın neredeyse Hollanda bayrağı ile aynı olduğunu farkedecektir. Tek fark, Lüksemburg bayrağındaki mavinin bir tık daha açık olması. Fakat hediyelik eşya dükkanlarında çoğu kez Lüksemburg bayrağı olarak satılan Hollanda bayrakları da görmedik değil.


Çok sevdiğim Schubert'e dair bir afiş...


Hikmetini çözemediğimiz, içerisinden su akan ve çarşının tam ortasında bulunan bir taş.


Daha önce Belçika yazılarımda bahsettiğim, kurucusu Yunan olan meşhur Belçika çikolata markası, Leonidas. 

Sokaklar boş, bombooş..


Gittiğim ülkelerdeki posta kutularını fotoğraflamayı pek seviyorum. :)


Gördüğünüz sokaktan Lüksemburg'un sayılı meşhur yerlerinden birine çıkıyoruz.



Gördüğünüz bu köprü, Adolpe (Adolf) Köprüsü. Petrusse Vadisi'nin yanı başında bulunan bu eser, bir Lüksemburglu ve bir de Fransız mimar tarafından tasarlanmış, tarih 1900. Tasarlanmış diyoruz ama, aslında Amerika'daki Walnut Lane Bridge'den kopya etmişler bu eseri. Son 100 yıldır ise, Lüksemburg halkı tarafından "New Bridge" olarak da isimlendirilirmiş. Uçurum gibi, alt kısmı yemyeşil olan güzel bir köşe, hemen yanında ise standlar ve bir karnaval havası olan Constitution Meydanı var.



 



Bir yandan vardı aklımızda, "bizimkiler" buralara gelmemiş mi diye; ama içten içe, bu kadar garip bir memlekette de yoktur herhalde Türkler dedik. 

Fakat...


İlk fotoğraftaki mekan kapalıydı. Bu alt kısımdaki "Snack Ankara"yı ise ziyaret etme fırsatı bulduk ve içerideki 20'li yaşlardaki Türk genç ile sohbet ettik. İlk sorumuz "Yahu ne yapıyorsun burada?" oldu. Kendisi de pek memnun değil gibi konuştu, şehrin "garip" olduğunu doğruladı. Söylenir gibi bir hali vardı ama, dilerim mutlu olur.



Lüksemburg Kraliyet Ailesi'nden...



Doğrusu yemek fiyatlarına ucuz diyemeyeceğim. Bir de tabii, eğer tatile gidiyorsanız ve keyif sürmek için toparladığınız bir miktar varsa, yiyin-saçın tabii. :) Fakat Hollanda'da vesaire yaşayıp sadece kısa bir gezi için geldiyseniz, dönünce önünüzdeki aylar için market-bilet hesabı yaparken bulabilirsiniz kendinizi. Bence "Türkiye'nin parasıyla Hollanda'da yaşanmaz." diye bir atasözü olmalı zaten.

Derken, bu nedenler dolayısıyla, biz McDonalds'ta yemeye karar verdik; milyarlarım da olsa sırf "turistiz" diye bir ekmeğe 10 Euro vermeyeceğim gerçekten. Brugge'da da krize girmiştik fiyatlar yüzünden, o kadar açık ki turistik oluşlarını kullanmaya çalıştıkları. Bu yüzden dünyanın en lezzetli yemeği olan, marketten aldığımız sıcak ekmeklere peynir, jambon koyup karnımızı 1/10 fiyatına güzeelce doyurmuştuk Brugge'da. Biz bankta oturup ekmeklerimizi yerken, iki yabancı turist de "Ya pardon, onları nereden aldınız acaba?!" demişti. :) Ee, aklın yolu bir canıms...

Ve burada Fransızca görüyoruz, çalışan kız da Fransızca konuşuyordu; genelde İngilizce bilen insan az.


Burada ise Almanca görüyoruz. Garip dedik bir kere!


Derken, son bir kez daha sokaklarda yürüdük, Köprü'ye tekrar baktık, yeşili tekrar sevdik, bol da fotoğraf çektik. 

Ve Hollanda'ya dönüş için yola koyulduk...






*

Lüksemburg'dan çıkarken birbirimize söylediğimiz şeyi size de söyleyeyim: "Aman mutlaka görülmeli olmasa da; bu garip-karışmış kültürü tecrübe etmek, burayı görmek bir ayrıcalık. Kalkıp yolları aşıp sırf buraya gelinmez; ama çevre ülkelerdeyseniz de görmeye değer. Hollanda tarafından geliyorsanız da, bizim gibi dönüş yolunda Belçika'dan geçerken durup bir Waffle alabilirsiniz. :) 


Bu macera da böyle biter ve yenileri için hayaller, planlar başlar. 

Sevgi ve selam ile...

Melis


1 yorum: