16 Ağustos 2014 Cumartesi

Belçika: Brüksel'de Üçüncü Gün


Selamlar,

Daha önce Brüksel'de Birinci Gün ve Brüksel'de İkinci Gün 'ü yazmıştım; şimdi bu serinin son yazısında sıra. Fransızca'nın sokaklarda gezindiği bu güzel, binlerce kültürün bir arada yaşadığı şehirdeki üçüncü günümüz, hostelde yaptığımız kahvaltı yaparak, güneşli bir biçimde başladı. Çok beğendiğimiz otel tadındaki hostele dair, serinin diğer yazılarından bilgi alabilirsiniz.



Kahvaltının ardından Hill & Knowlton isimli şirkete gitmek üzere yola koyulduk. Yol üzerinde ise Brüksel T.C. binasını gördük, garip hissettim. Yani, iyi-garip. Zaten tüm şehir AB'ye dair binalar, temsilcilikler ile dolu. Dağınık, hoş, enteresan bir yer...


Kırmızı ışıkta duran arabaların önüne geçip, akrobatik bir şov yapan kızlar çok hoştu, bu şekilde harçlıklarını çıkarıyorlar.


Yarım saate yakın bir yürüyüş sonucu Hill & Knowlton'a vardık. İçerisi çok sevimliydi; fakat konu yine lobicilik olduğu için biraz ağır geçti içerik. Her şeye rağmen iletişim açısından oldukça yararlı bir etkinlik oldu.



Bu bey ve bir hanımefendi birlikte yaptılar sunumu. Hollandalı arkadaşlar "Bu adam Türk'e çok benziyor, değil mi??" deyip durdular. :) Türk değildi ama, hareketleri de, görünüşü de andırıyordu hakikaten. 


Derken, şirketten çıktık ve akşamüstü ayrılmadan önce, son alışveriş ve gezmemizi yapmak üzere merkeze yöneldik. Bazen karışıklığı ile İstanbul'u andırsa da bu şehir, gerçekten hoş bir his veriyor insana, turist olmak için güzel...


Meşhur Brüksel Meydanı'nın hemen alt kısmında Güllüoğlu Pastenesi gördük. Hemen reklama başladım bakın bu Türk pastanesi ona göre, falan diye. :)


Meydan...


Kızlar incik boncuk bakmaya başlayınca, ben kaçmaya karar verdim ve akşam buluşmak üzere sözleştik. Bu arada acıkmaya başladım tabii ve bir gün önce gördüğüm Yunan restoranını bulayım dedim. Ben uzaktan görmüştüm ve sadece bir tane görmüştüm, ama... Cennet!! Resmen bir "Yunan restoranları sokağı" var burada! Hellas, Plaka, Santorini... Gözüm dödnü arkadaş, hangisine gireyim bilemedim. En son Santorini'yi seçtim. Biraz Yunanca konuştm, rahatladım. :P Adam da "Güle güle, tavuk" kelimelerini biliyormuş, o da onları Türkçe söyledi bir yandan.


Caciki güzeldi, gyros güzeldi ama çok saçmaydı sunuluşu, üstüne adeta "bastıkları" malzemesi falan... Frappe de güzeldi; ama meşhur bir Yunanistan birası olan FIX bardağında getirmek enteresandı. Genel olarak geçer not, lezzetli ve uygun fiyat efendim.


Ardından, adeta kendimi kaybettiğim hediyelik eşya dükkanlarını bir kez daha gezdim ki, ayrı bir post konusu olacak. Ne ucuz ne pahalı, diyelim...


Ve son olarak, Hollanda'ya dönmek üzere otobüse doluştuk, bir de Nestle'nin Hollanda çikolatası versiyonunu denedik, pek sevdik.


*

Derken bu macera da böyle, güzelce bitmiş oldu... Brüksel'de dair yazıların devam edecek, ona göre. :)

Sevgi, selam...

Melis


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder