11 Aralık 2016 Pazar

Girit: Masmavi Elounda

Aşığı olduğum maviye doymaya ilk kez Girit'te yaklaştım. Uçsuz bucaksız denizlere en tepeden baktım, el değmemiş yeşil ile doldurdum ciğerlerimi, bambaşka bir diyarda birkaç gün hakikaten "yaşadım". 

Girit yazılarını bir an önce toparlamak istiyorum şimdi, bu yüzden en son yazdığım Agios Nikolaos yazısından devam edelim diyorum. Hazırladığım programa göre Agios Nikolaos'tan direkt Hanya'ya geçecektik. Oradan da belirlediğimiz yerlerde kala kala havalimanın bulunduğu İrakleio'ya dönüş... Lakin yola çıktığımızda adını çok duyduğum Elounda (Yunanca yazılışı: Ελούντα) tabelasını görünce en azından bir uğrayıp etrafa bakalım, güzel bir tavernada oturup bir şeyler yiyelim dedik. Elounda Girit'in doğusunda bulunan, Lasithi bölgesine bağlı ufak bir kasaba. Lasithi bölgesinin bir nevi başkenti de Agios Nikolaos zaten. Bölgede birçok doğa güzelliği, kanyonlar, doğal mağaralar, platolar veya yerel deyişle yaylalar bulunuyor. Bir an önce Hanya'ya varmak istediğimiz için çok fazla doğa keşfine çıkamadık ama, bir dahakine listemizde doğayı daha çok keşfetmek var.

Ne diyorduk, Agios Nikolaos'tan çıktıktan sonra yaklaşık 10 kilometrelik kısa bir yolun ardından Elounda'ya varmıştık bile. Elounda'da Hanya'ya ise yaklaşık 3 saat yol gidecektik, istikamet aşağıdaki gibiydi:


Lakin Hanya yoluna çıkmadan önce, Elounda tabelasından döndüğümüzde kendimizi uçsuz bucaksız bir mavinin içinde bulduk. Biz tepeden süzülürken sağ tarafımızda pırıl pırıl bir deniz, güçlü ama sıcacık bir rüzgar vardı.


Öyle bir şey ki, tepeden dalgalar yapa yapa denize doğru süzülürken insanın gözleri doluyor mutluluktan. Buralı olmak ne güzel şeydir diye düşünüyorsun, bütün anlamsız koşuşturmanı bırakıp buralı oluversen birden, bambaşka bir yaşam.


Elounda'ya gelmeden az önce bir sürü, pamuk gibi bebeği olan güzeller güzeli bir köpecik de gördük yol kenarında. Dönüşte yiyecek bir şeyler bıraktık, öyle güzellerdi ki.



Derken usul usul Elounda'ya girdik. O sırada bir elimde kamera ile cama yapışmış, buraların neden bu kadar meşhur olduğunu anlamaya çalışıyorum. Elounda önceleri klasik bir balıkçı kasabasıymış, lakin bugün sanki biraz fazla turistikleşmiş. Hatta koca Yunanistan'ın en çok 5 yıldızlı otel bulunan bölgesi olduğu söyleniyor. Her yerde, atıyorum Maria's Villas, Green Villas falan gibi villalar var konaklama için, pek yerel bir hava sezilmiyor. Zaten Elounda'nın merkezi bir avuç yer, doğasına girip oraları keşfetmek daha iyi bir fikir olurdu sanırım. Ama çok açız ve en azından bir denize girip Girit'in güzel doğasından bir şeyler tadabiliriz diyoruz.


Ve "merkezdeyiz", hem pırıl pırıl bir güneş, taptaze bir hava var; hem de turistlere yönelik tabelalarla dolu dükkanlar. Sanırım Elounda için "görmedik demeyin diye gelmeli" etiketi uygun düşecek, yine de elbette sıcacık bir tatil hissinden gelen huzur var havada. Derken bir taverna seçmeden önce biraz yüzelim diyoruz...



Welcome to Elounda...




Tavernaların, hediyelik eşya dükkanlarının olduğu yerde bir plaj var. İki kişi - tüm gün için 7 Euro ödedik, ki turistik bir bölgenin merkezindeki, tertemiz bir plajdayız. Burada sığ bir deniz var, biraz yüzdük ama Eylül rüzgarı o kadar üşüttü ki çok kalmadan kuruyup güneşlenmeye vakit vermek daha uygun geldi. Biraz kemikleri ısıttıktan sonra da kalkıp kendimize bir taverna seçmeye gittik.


Denizin karşısındaki sırada birçok taverna var. Gözümüze Leonidas'ı kestirip, kurt gibi aç halde bir masa buluyoruz kendimize. Turistlere şirinlik yapan, sanırım Fransız, oldukça aksanlı ve sinir bozucu bir Yunanca konuşan bir kadın garson selamlıyor bizi, Yunanca cevap veriyoruz, ama bu tekrar tekrar masaya İngilizce ile gelinmesine engel olmuyor. Dediğim gibi genelde meraklı bakışlarla toy tavırlar sergileyen şirin ve hafif sinir bozucu Avrupalılar var burada.


Kadın o kadar uyuz bir aksanla efharistoooğ (teşekkürler) diyordu ki bağıra bağıra, sesi kulağımda kaldı resmen. Çabalıyor tabii tatlı bir şey de işte insan bir rahatlamak, hakiki bir ortamda bulunmak istiyor. Bu ayrıntı dışında mekanı ve yemekleri beğendik bu arada, birkaç fotoğraf da gelsin masadan.


Sarımsaklı ekmekler öyle güzel kokuyordu ki, yemeğimiz gelene kadar biz de rica ettik bir porsiyon.


Karşınızda "arnisia paidakia", yani kuzu kaburgası diyebiliriz. Son yemeklerimiz devamlı ahtapot, kalamar, karides, balık falan gibi gittiği için başka bir şey deneyelim istedik. Ben kuzu yemiyorum ama bu tabak da tarafımızdan tam puan aldı diğeri gibi.


Burada da kremalı bir tavuk tabağı var, baya iyiydi yine. Deniz ürünleri dışında iyiler midir diye tereddüt etmiştik ama içimiz ve karnımız rahat ayrıldık Leonidas'tan.


Burada da "Girit salatasını" görüyorsunuz. E ne farkı var dedik bizim klasik Greek salatasından? İçinde genelde yumurta olurmuş efendim. Ekstra olarak patates, hardal ve Girit'te çok kullanılan peksimet de vardı. Güzel, taze bir salataydı.


Birer de bira içtik yemeğin yanında; totalde 27 Euro ödedik bu masa için. Doymuş ve mutlu ayrıldık.


Sonra kısa bir hediyelik eşya dükkanı turundan sonra maviliklere bakındık biraz. Her yer az çok birbirine benzese de, aslında her birinin farklı bir özelliği - hissi var.



Biraz daha ilerledikten sonra...


Agios Nikolaos'un her yerinde gezi ilanlarını gördüğümüz Spinalonga Adası çıktı karşımıza. Tam ortada gördüğünüz, Girit'in doğusunda - Elounda'nın kuzeyinde yer alan, 85 dönümlük bu adanın etkileyici bir hikayesi var. Adını adanın Venedik zamanlarından almış ve "uzun diken" anlamına gelirmiş Spinalonga.


1903 yılında bu adaya cüzzam hastalığı olanlar yerleştiriliyor sadece. Hastalığın mikrobu bulunana dek, karantina hesabı burada tutuluyor hastalar. Ardından yavaş yavaş Atina'daki hastanelere sevk ediliyor ve adanın bu tüyler ürpertici dönemi 1957 yılında son buluyor. 


Günümüzde ise adada kimse yaşamıyor, lakin her gün 1000'den fazla turist tekne turlarıyla adayı ziyaret ediyor. Dilerseniz siz de Agios Nikolaos veya Elounda'dan kolayca ulaşabilirsiniz Spinalonga Adası'na.


Spinalonga'nın tam karşısında durdurduk arabamızı, uzun süre baktık. Sadece, uzun uzun baktık; adaya, havaya, denize, renklere. İnsanın başına nadiren gelen film gibi anlardan birini yaşadık burada. Bir de öyle güzel bir rüzgar vardı ki, hem döven hem seven hani. Bu adayı biraz uzaktan da olsa süzmemiz, Elounda'ya da iyi ki gelmişiz dedirtti.


Ardından masmavi, küçük ama gönülde kalan Elounda ile vedalaşıp İrakleio yönüne, Hanya'ya doğru yola çıktık. Hanya, benim "yeni favori şehrim" oldu dünya üzerinde. Bu kadar beğeneceğimi, öylesi farklı ve güzel hislerle dolacağımı beklemiyordum. Bu nedenle bundan sonra gelecek olan Hanya yazısını hazırlamak bir başka heyecanlı olacak benim için.


Girit gezimizin ardından durup durup "Yahu ne güzel geçti, ne güzel yerdi bu Girit. Daha çok zamanımız olunca mutlaka bir daha gitmeli..." diyoruz. Özellikle Hanya Havalimanı'na inip sırf Hanya'yı daha çok keşfetmeyi çok istiyorum. Özellikle doğa yürüyüşleri yapılacak, turistik olmayan yerlere doyacak bir gezi planı hazırlamalı ilk fırsatta. Hanya yazısında görüşmek üzere, yolunuzu mutlaka Girit'e düşürün derim... 

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder