5 Aralık 2015 Cumartesi

Vee... Çağıl evlenir. :)

Çağıl üniversiteden arkadaşım.
Gerçi, "arkadaş" demek çok cılız kalsa da, betimlemeye davranmayayım şimdi... Çok kıymetlidir benim için. Üniversiteden sonra Ankara'ya döndü, çok görüşemez olduk. Fakat mesafeler aptal bir sayı efendim. :) Geçen hafta tüm Evreka Ankara'daydık... Çünkü, yıllardır hayatı birlikte keşfettiği adam ile hayatlarını birleştirme kararı aldılar, evlendiler. Bizim için müthiş heyecanlı, keyifli, son zamanlar en şahane etkinliği oldu bu. Üstelik yuvadan uçan ilk kuş da o oldu. :)

Bu yazıyı sadece Çağıl ve Ertan'a ayırmak istiyorum. Belki yıllar sonra bakıp, okuyup gülümseyecekleri bir kaynak olur ileride. Daha sonra Ankara'dan da bahsederiz yazılarda... Haydi başlayalım.

Yağmurlu bir İstanbul sabahında yollara düştüm Ankara için. Havalimanlarını, uçakları, biletleri, pasaportları, "gitmeyi" pek seviyorum... Bu yüzden telaşlı ama çok mutlu bir sabahtı benim için.

 


Ne kadar uzun zamandır İstanbul dışına çıkmadığımı farkediyorum bu arada. Güzel fırsatlar yakaladıkça arada Türkiye'nin başka şehirlerine gitmeyi kafama koyuyorum bir de.



Bol türbülanslı, artık otobüs yolculuğu hissi veren bir uçuştan sonra çok daha güzel bir hava ile karşılaştık Ankara'da.


Uçaktaki kahvaltının ardından uzun saatler koşturacaktık elbet.


Ankara'ya iner inmez pek sevdiğim ayaz havası çarptı yüzüme. Aysu'nun uçağı benden bir saat sonra iniyordu, o yüzden biraz oturup onun çıkmasını bekledim. Elbette Atatürk Havalimanı'na göre çok küçük Esenboğa, yine de derli toplu.


Ayaz ve kahve büyük aşk yaşıyor.


Elim boş durmuyor o sıralarda. :) Madem kızı alacağız hakkını verelim!


Ardından, bir önceki hafta buluşmamışız gibi Aysu heyecan içinde karşılayıp, Aşti'ye gidip, Busem'i bulup, sonunda otelimize gidiyoruz. Ne mutlu ki düğünün olacağı otelde kalacağız, seni yendim hangover!


Önce Havaş'la Aşti'ye, sonra Aşti'den kısa bir taksi yolculuğu ile Wyndham Ankara'ya varıyoruz. Otel çok güzel, sadece Aysu da ben de turizm geçmişi olan insanlar olarak, çalışanları-havayı azzzıcık acemi buluyoruz. :) Fakat her şey pozitif.


Vee aylardır uzak kaldığımız kelebek Çako'ya çığlıklar eşliğinde, odadaki herkesi korkutarak boğa boğa sarılıyoruz. :) Ben hayatımda bu kadar rahat gelin görmedim arkadaş! Nasıl cool, nasıl tatlı, bir şey mi içirdiler sana dedik artık. Tam da böyle olmak lazım, zira düğünlerde gerilip kasılıp olayın tadını alamamak iyi bir fikir değil. :) Yaşa Çako!


Sonra balonlar geliyooor! Baya gevşiyoruz artık sohbet muhabbet derken, herkes akşama hazır. Saçlar bitse de biz de giyinsek, bu esnada çok da acıktık.


Parantez açarak, Chivas ile yan yana duran, Kerem Mateos'un bebek mamaları fotoğraflanmaya değer geliyor. :) Türk anne ve Perulu baba ile efsane bir bebe kendisi.


Derken biz uçaktaki kahvaltıyla durduğumuz ve uzun bir gece bizi beklediği için, Çako'nun ısrarla bize bile tamamen göstermediği gelinliğini giymeden odamıza çıkıp yemek yiyoruz. İşte tam bu esnada anladım ki, siz siz olun, akşam düğüne gidecekseniz dana gibi menü yemeyi seçmeyin. O telaşın içinde şu masaya çok güldük. :)


Sonrası en tatlı kısımlarından biri başlıyor; kızlar odası, hazırlanmaca, bol müzikli koşuşturma, çok fazla gülme, tatlı bir özgürlük hissi, bulunduğun yere duyduğun minnet. "Bir düğünden" fazlası hani...


Derken hızlıca yemekler yeniyor, hazırlanıp Çako'nun yanına çıkıyoruz. Yırtmaçlı gelinliği, ultra Fransız stili ve sakinliğiyle insanı gıcık eden tatlılığıyla biraz gözlerimiz dolmuyor değil. 
Nasıl güzel...



Diğer tatlı anlardan biri, isim yazma mevzusu... Hakikaten ilk kim yapmış acaba bunu? Kimler silinmiş bakmadık da sonra, hayır olsun. :) 


Neden bu kadar mutlu eder ki balon uçuyor diye?


Çako premsesi yine naif naif yemeğini yer iken. :)


Ready? Relaxin' then.


Stres hiç yok da demedik canım.


Sonrası fotoğraf, herkesin bu kadar içten mutlu olduğu nadir günlerden biri... Evreka'nın hepsi bir arada, ortalarında bir gelinlikli Çako, efsane!


Aşırı şefkat yüklemesi no 1.
Sarılıııııın!


Sonrası düğün şampanyası, biraz daha neşeli sohbet ve usul usul mekana inme ile devam etti elbet. Pure mutluluk!


Çağıl travel temasını kattı dekorasyona, ışıklı bir dünya küresine yazdık dileklerimizi, dileğimiz ülke ile... Sonra Melerence'niz Eminönü'nden şekerler almıştı, onları güzel cam kaplara yerleştirdiler, neden fotoğrafını çekmedim hiç bilemiyorum ama olsun. Bu arada hayatımda gördüğün "en güzel salona giriş yapan çift" ödülünü de kazandılar benden, böyle dans ede ede, mutlu mutlu. :) 
Düğünden sonra after için Hayal Kahvesi'ne gittik; orada da çok güzel şarkılar ve mutlu bir ortam vardı. Sonrası uyku ve anlamsızca sabah 8'de uyanmaca ile devam etti.


Ardından bir önceki gecenin olaylarına gülmekten ölerek geçen sakin bir kahvaltı ile güzel bir sabaha selams. :) Sonra biz Busem'le Kızılay'a gittik, -ki onu yazacağım ayrıca.


Derken sayın okur, bol dost sohbetli, gülüşmeli, sarılmalı, göz dolmalı, çok mutlu iki gün sonunda evlere döndük. Kısa zaman sonra çocuğumun evine de gideceğiz umuyorum, çok tatlı şeylermiş bunlar! Çağıl ve Ertan bebeleri şu an Amsterdam'da, ama döndüklerinde onları bekleyen bir "evleri" var artık; en güzel günleri yaşasınlar orada, huzur bulsunlar daima. 
Sizi çok seviyoruz!

*

4 yorum:

  1. Melisciğim,yine çok keyifle okudum yazını.Arkadaşına da tebrikler!Yıllar oldu ben Ankara'ya gitmeyeli,özlediğimi farkettim birden.Bu arada nedense sohbet etmesi çok keyifli biri olurdun gibi hissediyorum.:-)Yeni yazılarını da bekliyorum ona göre.:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiim, ne zarifsiniz. :) Ankara için bir yazı daha gelecek yakın zamanda, görüşmek üzere...

      Sil
  2. :) Benim için de nostalji oldu, aynı yerde evlenmiştik 4,5 sene önce :) sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa ne kadar hoş oldu. :) Mutluluklar sizlere de o zaman :)

      Sil