24 Aralık 2015 Perşembe

"Sen benimsin!"

Geçen gün yakın bir arkadaşımla sohbet ederken güzel bir nokta yakaladık bizim kültüre dair. Olur ya, tam ortasında bulunduğunuz için farketmekte zorlandığınız şeyler, işte onlardan biriydi bu da.

Şöyle ki, arkadaşımın Güney Amerika'dan bir erkek arkadaşı var, pek sevimli bir çocuk. Kuzey Avrupalılar gibi nispeten soğukça da değiller, meşhurdur ya zaten bizim gibi sıcak oldukları, o hesap. Neyse efendim, kültürel farklılıklardan bahsediyorduk. Arkadaşım önce şunu anlattı:

Akşam İspanya'da bir mekanda, bizimki hafif uzaktayken bir kız gelmiş çocuğun yanına. Bir şeyler söylemiş, konuşmuşlar bir dakika, gitmiş sonra. Tabii bizimki fırlamış gitmiş hemen "N'oluyor ya, ne iş canım?" diye. :)) Çocuk da "Bir şey yok ki, benden ona bir içki ısmarlamamı istedi, reddedince de gitti işte." demiş. Bu tarz hikayeler çoktur ya, güldük üzerine çok da şaşırmadan. Amaa...

Yine aynı mekanda çocuk bir arkadaşının yanına gitmişken, bizim kızın yanına bir İspanyol geliyor, bir şeyler söylüyor işte konuşmaya çalışıyor. O sıra bizim çocuk bunları görüyor. Eliyle "Her şey yolunda mı?" işareti yapıyor, arkadaşım da sorun yok diyor başıyla. Sonra? Sonra çocuk kafasını dönüp muhabbete devam! Kızın yanında tipin biri konuşmaya çalışırken, mekanda! Eeeee kültürünüze deee modernliğinize deeee, derken, bir şey farkettik biz.

Yahu, adam doğru bir şey yapıyor!

Biz de olsa zaten yalnız bırakmazlar bir kızı masada, haydi ola ki bıraktılar, uzaktan hiç öyle "Her şey yolunda mı?" falan demeden böyle kolları öne uzatıp uçarak çocuğun üzerine atlanır, tabir-i caizse "dalınır". 

Çünkü bizdeki anlayış, kültür şunun üzerine kurulu ilişkilerde:

Sen benimsin! Artık senden ben sorumluyum, bana aitsin! Tabii ki kendi fikirlerin olur; fakat bana uydurmak zorundasın onları. Neden? E, benimsin!

Peki bize bu pek ters gelen hareketle, aslında bu adam ne yapıyor?

1. Dönüp bir sorun var mı, diye soruyor. Burada gerekli sorumluluk yerine getiriliyor aslında.

2. Kız o sırada, "Ya salak mısın tabii ki sorun var gelip kurtarsana, kıskansana beni salak!!" demek isterken, cool görüneyim diye kasıp "Yok yea her şey iyi nolcak." hareketi yapıyor, ama elin Latin Amerikalısı ne anlar senin Türk tribinden! Adam "E peki." diyor, dönüyor arkasını, ne de olsa bir sorun olsa söylerdin! Dimi ama?

3. Burada adamın "aslında" doğru yaptığı şey, çift olsanız bile "senin her şeyden önce kendi başına bir birey olduğunu" bilmesi ve kendi başına çözebileceğin bir sorunun ortasına dalarak "sana el koymaması". Sordu mu sorun var mı diye? E sordu. Yok mu dedin? E yok dedin. Adam üstüne düşeni yapıyor yani, gerisi onda diyor. Çocuk mu var karşımda hani gidip olaya el atayım? Kendisi gerekeni söyler. Ne de olsa "bana ait" değil bu kız, kendisi ayrı bir insanoğlu.

Biz, istediğimiz kadar "modern" olduğumuzu söyleyelim, Türkiye kafasıyla büyümüş insanların hemen hepsinde bu anlayış var: Aidiyet seviyoruz, sürü kafasına bayılıyoruz, bireysellik - kişisel mesafe olayları falan zaten lügatımızda yok. Ben böyle "artist artist konuşuyorum" da, ben farklı mıyım? E tabii ki değilim. Her ne kadar ilişkilerde çabalasak da, hamurumuzda yok ne yapalım. :)) Sadece bu konuşma sonucunda "E çüş artık, ne demek arkasını döndü, ne demek sormadı??" gibi soruların, aslında bizim sorunlu oluşumuzdan kaynaklandığını anladık. Hoşumuza gitmese de, her insan bir bireydir her şeyden önce. Her insan en önce kendisi sorumludur yaşadıklarından, biraz zaman - mesafe sağlamak lazım. 

Yunanca bir şarkıdan alıntıyla bitirelim: Kimse kimsenin değildir, Allah şahidimdir! :p

Haydi devam darlamalara. :))

Melocan





4 yorum:

  1. Güzel bir noktaya değinmişsin ama biraz daha derine inmek lazım. Bizim kültürümüzde böyle olmasının asıl nedeni kadının hep kollanmaya muhtaç olarak benimsenmesi, yüzyıllardır böyle değişmesi zor. Beyler sahiplenmek zorunda çünkü dışarda tek başına olan bayanlar bayağı gözüyle bakılıyor ve ona yaklaşan erkek de normal yaklaşmıyor. Oysa ispanyada kadına yaklaşan erkek de muhtemelen kadını birey olarak gören biri. Bu durumda yol alınması gereken çok şey var ne yazık ki

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, sebeplerinden bahsedersek tamamen sosyoekonomik temele dayanır hemen hepsi. Son yıllarda kadınların üzerideki tozu atmaya başlamasıyla personal distance mevzusunun da gelişeceğine diliyor, inanıyorum.

      Sil
  2. Bence bu durumda kadının sahiplenilmek, erkeğin sahiplenmek isteğinin dışavurumundan; ve medeniyet vs. Maçoluk olayından daha farklı bir boyut var. Hemen açayım :)

    Şimdi bir mekanda yalnız bir kadına, bir adamın birşekilde adım atıp tanışma/muhabbet kurma çabası evrensel. Kültür'e göre farklılık gösteren kısmı ise"yaklaşım"

    Daha medeni toplumlarda, bu yaklaşım kibar bir üslupla, sempatiklikle falan oluyor. Kadın ilgilenmediğini kibarca belli ederse konu kapanıyor. Ve ya bu ilgiye karşılık verirse, "tanışma" faslı doğabiliyor.

    Doğulu toplumlarda ise, (genelleme yapıyorum, herkes aynı değil tabi ki) yaklaşım kaba saba; kadını göz hapsine alma, jest mimik abartılı ses tonlarıyla dikkat çekmeye çalışma, hatta kadın ilgilenmediğini ve hatta rahatsız olduğunu belirtmesine (ve ya hissettirmesine) ramen davranışı sürdürme şeklinde oluyor. (Aslında kadının da istediğine, naz yaptığına falan dair saplantılı düşünce var sanırım. Erkek Egemen toplumlar kadın tarafından reddedilmeyi kolay hazmedemiyor)

    Şimdi bu iki durumda, kadının kendi erkek Arkadaşının tutumu duruma göre şekilleniyor.

    Yani sevgilisine "yazan" adam kibarca yaklaşıp birşeyler söylediyse; kadın da kibarca cevap verip reddettiyse, konu kısa sürede kapandıysa, adam gidip de "höt söt sen nası yaklaşırsın benim hatuna" diye kavga çıkarmaz. Ya da aynı sizin anlattığınız durumdaki gibi "bir sorun mu var" der, kadın yok derse müdahil olmaz, ama tabi ki sessizce gözlemlemeye devam eder.

    Ama kadının rahatsız olduğu çok belliyse, ve karşı taraf işi tacize vardırıyorsa batılı erkekler de olaya müdahale ediyorlar. Kadının çözmesini beklemiyorlar.

    Yani şöyle özetleyeyim; Batılı erkek önce durumu gözlemleyerek analiz ediyor, anlıyor, ve birebir muhattap olmadan durumu kontrol altında tutuyor, hamlesini en son yapıyor.

    Medeni adam; bir adamın bir kadına yaklaşma çabasını anlıyor ve doğal buluyor. "Flört edilmeye çalışılan kadın" kendi sevgilisi ise, bunun mümkün olmadığını "Flört eden adama" sistematik bir şekilde gösteriyor. (Ilk adım beraber olduklarını gösterme, bir sorun mu var deme vs vs basamaklar ilerlenerek en son basamak olarak tartışma/şiddet)

    Maço adam; hiçbir erkeğin hiçbir kadına yaklaşmasını doğal bulmuyor, "göz yummuyor" (senin anana bacına yazsalar iyi mi olur empatisi :))) hele ki o durumdaki, kendi kız arkadaşıysa, ilk basamak olarak direkt Tartışma ve Şiddetle müdahale ediyor.

    Oyüzden ben bu olayı sevgi, aşk, sahiplenme ekseninde değil de, içine doğulan toplumun kültürel kodları ve mahalle baskısıyla alakalı yönünü düşünüyorum. (Bizde adam kavga etmek, tatsızlık çıkarmak istemese bile, kız arkadaşına yan bakılmasına müdahale etmemek, etrafa karşı itibar kaybıdır)

    Kendi adıma böyle durumlar yaşadığımda ise partnerimin medeni anlayışlı ve uzlaşmacı davranmasını, ilk müdahaleyi bana bırakmasını isterim. Ama karşı taraf arsız ve yüzsüz ise de ipleri artık onun devralma zamanı gelmiştir. (Yani mesela bu örnekteki gibi arkasını dönüp hiç sallamasa ben de bozulurum :) o an, durup uzaktan bizi kesmeli ve olayı kontrol altında tutmalı, muhabbet 2-3 dakikayı aştıysa falan da hemen yanıma gelmeli, sarılmalı. En temizi :)





    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E altına imzamı atayım ben :)) Katılıyorum kesinlikle. Kültürel alt yapıya ve sosyal şartlara dayandığı da aşikar bu alışkanlıkların. Dediğiniz "itibar kaybı" noktası da çok iyi bir tespit, sadece kişisel değil yani toplumsal bir anlam da yükleniyor duruma. Teşekkür ederim güzel analiziniz için. :)

      Sil