9 Aralık 2015 Çarşamba

Kavuşamadığımız "Pembe Hayatlar" vs. Gerçekler

Geçen gün pek sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken, uzun zamandır farkettiğim ama ilk kez dile getirdiğim bir şey oldu. O günden beri de üzerine düşünüyorum bunun. 

Hem üniversitede okuduğumuz bölüm, hem de yaptığımız meslek olarak "medya etkisi" tabiri hayatta bir demirbaş oldu artık, biraz da cıvık bir tabir haline geldi aramızda haliyle. İşte şimdi bahsedeceğim mevzuyu, biz temelde tırnak içinde, "medya etkisi" olarak açıkladık. Şöyle ki,


Özellikle çocukken hayatı görüşü insanın, dizilerde, filmlerde izlediği mükemmel aşklar, mükemmel ilişkiler, kusursuz hayatlar, film olduğunu bilsen de bir çıta haline geliyor psikolojide. Sadece filme diziye vurmayacağım bunu, insanlar da öyle. Herkes şahane aşkların, kusursuz hayatların peşinde koştuğu için, "doğrusu" da bu hale gelmiş zihnimizde artık, özellikle bizim kültürümüzde.

Bu demek ki sayın okur, mükemmel ilişkiler ararken insanların nankör ve aciz varlıklar olduğuna gözümüzü kapattık, kapattırıldık; bu yüzden çok kolay mutsuz olduk, çok kolay "bu değil" dedik. O müthiş başarılı, "tertemiz" hayat hikayelerinde "tahammül etmek" öğretilmedi ki hiç, tahammül edilmesi gereken şeyler baştan "hatalı" kabul edildi. Şu dünyada bir tane sorunsuz çift yokken, aşkla evlenen insanların yüzden bilmem kaçı kavgalarla ayakta durmaya çalışırken, sevgili kızlarımız hala prens bekliyor; hala gelinlerin tatlı telaşı. Afedersiniz ama "erkek" dediğin nedir arkadaş? Neyin prensini bekliyorsun sen hala? Aynı şeyi kadınlar için de söylüyorum, kadın kadar komplike ne var başka şu dünyada? "Bir şeylere tahammül edeceğinizi" bilerek bekleyin, seçin eşlerinizi bence o yüzden.

Derken, bireyselliği, özgürlüğü "sorun" olarak gösterdiler bize, yalnızlığı seveni ise "sorunlu". Bütün bu sahte ilişkiler bu yüzden geçti yükselişe, gerçeklere gözümüzü kulağımızı kapattığımızdan. Sadece aşktan bahsetmeyelim zaten, tüm yaşama, iş hayatına, her yere yerleştirdiler bu politikayı. Başarısız hissetmek o kadar kolay ki bu sisteme göre! Üniversite denen bir saçmalık ilk çıtası olmuş her şeyin misal, tüm bu saçmalıklar insan doğasına fazlaca aykırı... Fazlaca! Alıştırıldığımız doğrular ile insan doğası iki ayrı uçta zira.

İnsan dediğin nedir ki?

Sevgiye aç, aciz, nankör, pek de tek eşli bir yapısı olmayan, meraklı, rahatın pek kolay battığı, kesinlikle doyumsuz, içerisinde bulunduğu sistemi anlayamayan, gelgitler içinde boğulan, psikolojisi bozuk bir mahlukat. 

Senin elinde malzeme buyken, nasıl oluyor da tek gösterdiğin o pembe hayatlar, aşklar, kişilikler olabiliyor? 

Kurulan düzen, insan doğasına aykırı işin özü. 

En "açık görüşlü" olduğunu savunan insan bile içine düştü bu genellemelerin, içine doğdu direkt. Bir insanı anlamayı, bazı sorunların "aslında" sorun olmadığını farkına varmayı, şayet değiyorsa katlanmayı, yaralarından öpebilmeyi, hakikati çekici bulmadı sistem kısacası. 

Orhan Pamuk Benim Adım Kırmızı'sında der ki, sadece aptallar masumdur. O yüzden o masum aşkların, aşıkların, hayatların, başarıların %95'ini çöpe atın, kendi hayatınızın "sorunlu" olmadığını farkedin, "sorunlar" yaşıyorsanız her şeyin normal olduğunu anlayın yeter. 

Fazla büyüttüler insanı.

*


2 yorum:

  1. Kazantzakis de Zorba'sinda der ki; "Tam ve namuslu dusunceler sessizlik,ihtiyarlik ve dissizlik ister. Dissiz oldugun zaman :'Ayip cocuklar, isirmayin !' demek kolaydir. Ama,otuz disin olunca....Insan gencliginde canavardir,evcillesmek bilmez canavardir ve insan yer! "
    O zaman nasil yasamaliyiz Melis, bile bile fos cikma ihtimalini karsimizdakinin? Bugun cok kederli benim icin...Sevginin acikli,hain yonlerini bilmemisim hic.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki biz de "fos"uzdur be adsızcığım... Hayat öyle bir şey sanırım. İnsanın şu yalnız, bencil, ilkel yanı, kendimizde de dahil her zaman var belli ki. Hayat temeli doğruluk, güzellikten ziyade "acı" belli ki. Sevgi de hayat gibi pek acı, acıklı bir şey bana kalırsa. Senin-benim gibi, karşımızdaki de pek aciz bir varlık zira. İnsan işte, ne beklersin... Güzel demiş Zorba. Hep güzel der Zorba. :) Çok sıkılma, kabul etme ama kabullen bana kalırsa, yalnızlığının kıymetini bil, iyi insanlara sarılmaya bak bana kalırsa. İnsanoğlu çok aciz çünkü. Sarıldım sana. :)

      Sil