6 Mart 2014 Perşembe

Dutchlaşmak ya da Dutchlaşmamak

Hoi!

Öncelikle, "Dutch" kelimesi, 'Hollandalı' anlamına geliyor. Şaka bir yana, burada günden güne daha çok Dutchlaşıyorum sanki. Hayatın farklı ritmine ayak uydurmak da denebilir tabii; ama oldukça alem bir durum.

Örneğin...

Çiçekleri zaten çok severdim, burada da Hollanda lalelerim var penceremin önünde. 





Geçen sabah kalktığımda acayip bir sis vardı. Beyaz lalelerim ve pek yöresel sütüm ile güne başladım.



Diğer bir Dutch konusu da, tabii ki bisiklet. İlk bisiklete binişimde (-ki severim de bisiklet sürmeyi) gerçekten uzun bir mesafe gitmem gerekti ve sanırım üç kere durup dinlendim. Çünkü bazı yerler tümsek ve bisiklet yolunda da yoğun bir akış olduğu için, yolda pat diye durmanız mümkün değil. Bugün ise aynı yolu tekrar gittim ve hiç dinlenmediim! Tabii ki yine yoruldum bazı kısımlarda; ama daha dayanıklıydım bugün, zaten oksijen patlaması yaşıyorum, ciğerlerim açıldı adeta!

Sabah önce okula gittim, bisikletimi okulun bisiklet parkında kitledim, işlerimi bitirip şehir merkezine geçtim sonra. Marketten alacaklarım vardı, onları alıp bisikletin arkasındaki demire lastikte sabitledim ve geri geldim. Bir de bugün, dönerken ilk kez bisikletle sola dönecekken elimi kaldırıp işaret verdim, -ki gülüyorum hala yazarken. :) Aslında burada çok normal ama yine de bir alemdi benim için.

Bisikletler için de çok sıkı trafik kuralları var. Mesela daima sağdan ve bisiklet yolundan gitmek zorundasınız. Bisikletler için trafik ışıkları var ve uymama durumunda ciddi bir miktarda ceza alabilirsiniz. Ayrıca otomobillere karşılık geçme sırası daima bisikletin, ne araçlar durdu önümde vallahi. :)

İlk geldiğimde yürüyorum, kırmızı yanıyor. Gerginim zaten yanlış bir şey yapmayayım diye, durdum ben de. Ben yola yönelip durunca, ona yeşil yanmasına rağmen gelen arabada da durdu, içinde yaşlı bir amca. E hem adam durdu, hem bana kırmızı yanıyor? Elimde işaret edip "Can I?" dedim. O da teşekkür edip el sallıyorum sanıp bana el salladı. E ben de geçtim artık.

Bir de şehir merkezinde "İlayda" diye bir Türk restorantına gittim. Bir çocuk vardı, "Ayran var mı?" dedim, öyle bakıyor yüzüme. Sonra Hollandaca "Türkçe biliyor musunuz?" dedim, o da Hollandaca cevap verdi, "Ben Morokkoluyum." dedi ve içeri doğru "Gökhaan!" diye bağırdı. Gelen çocuk Ümit Davala traşlı bir Türk idi; ayran da kalmamış merak eden olursa. Sonra ıspanaklı börek yedim ayıptır söylemesi; ama çok fazlaydı, bitiremedim. Bir de bir Ede gazetesi vardı, ona göz atıp çıktım.



Burada yol bulmamdaki en önemli cadde Klinkenbergerweg. Hani orayı bulursam, her yeri bulurum oradan. 

Marketten çıkınca azıcık tersim döndü, bir kızcağıza hangi taraftan Klinkenbergerweg'e çıkacağımı sordum, neredeyse her Hollandalı'nın arabasında ve telefonunda olduğu gibi, çıkarıp GPS'ine baktı emin olmak için, sonra da kolayca buldum. Bir de markette, yolda iletişimde bulunduğum herkesle mümkün olduğunca Hollandaca konuşuyorum, bugün de Madeloncuğum aksanımın çok iyi olduğunu söyledi, bence bir ay sonra çok daha iyi olacak, haydi bakalım! 

Bir de burada bisiklet süsleme çok yaygın bir olay, direksiyona kuru çiçekler falan takıyorlar. Bir dahakine ben de birkaç mavi aksesuar almak istiyorum bisikletim için; kısacası durum vahim. :)

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder