10 Mart 2014 Pazartesi

Bir Hırvat, Bir Suriyeli, Bir Türk

Lelaan Suriyeli, -ki "Suriyeli" denince akla gelen profilden oldukça farklı bir profili var. Daha iyi açıklayabilmek için söylüyorum bunu; ama bir yandan rahatsız da ediyor bunu belirtmek. Farklı ülkelerden insanları yakından tanıdıkça, ne kadar çok şeyi yanlış bildiğimizi daha iyi anlıyorum gerçekten.

Marco ise Hırvat. Lelaan ve ben Christelijke Hogeschool'dayız, Marco Wageningen Universiteit'te.

Bugün Lelaan ve Marco yemek yiyeceklerdi bahçede, beni de davet ettiler. Ben de ufak bir tabak hazırlayıp, çay yaptım onlar için; yedik, içtik. En önemlisi ise sohbetti, çok enteresan şeyler öğrendim bugün.



Mesela Marco, Hırvatistan'da Türk kahvesi içtiklerini söyledi ve onların dilinde de cezveye "cezve" deniyormuş. Ayrıca "yastık, yorgan, çarşaf, turşu, aferin, çay" kelimeleri de aynı, ufak bir aksan farkıyla tabii. Hırvatistan'dan birinin söylediğim Türkçe kelimeleri anlaması çok garip bir şeydi, dünya küçük!


Bir de "oks" kelimesi de Türkçe dedi, anlamadım önce; fakat sonra farkettim ki "öküz" demek istiyor. :) Bir de baklava yapmayı biliyormuş, Hırvatistan'da da yapıyorlarmış. Osmanlı'dan kültürlerine geçen şeyler ile ilgili konuştu heyecanla. Bir de bizim bir tarafımız Bosna'dan göçtüğü için birkaç kelime biliyordum onların dilinde, onlardan bahsettik ve elbette tarihten, kültürden, "tiplerden", Aliya İzzetbegoviç'ten de. Sonra bir sürü cümle söyledik kendi lisanımızda; ama aklımda Hırvatça'da "Ben salağım." demek olan "Ya sam glup." kaldı. :) "Glup" kelimesinin telaffuzu tam "boğuluyorsun" gibi, sanırım o yüzden bunu hatırlıyorum sadece. Bir de "allalvera" kelimesinde "allal", 'helal' demekmiş ve good faith anlamına geliyormuş; "aferin" gibi bir şey imiş. 

Lelaan'dan ise resmi Arapça'nın, bu dili konuşan tüm ülkelerde aynı olduğunu; fakat halk arasındaki Arapça'nın ve aksanın farklı olduğunu öğrendim. Bazı cümleleri sırayla resmi ve halk arası ağız ile söyledi ve inanılmaz bir fark var. Hatta bazı kelimeler bile farklıymış resmi Arapça'da. Örneğin halk dilinde onlarda da "çanta" kelimesi varmış, resmi dilde ise "hakiyba" diyorlarmış (Tabii ki hatırlamadım bu kelimeyi de şimdi tekrar sordum, acayip de bir aksanı var. :) ). Daha sonra Türkçe ile ortak olan Arapça kelimelerden, Suriye'deki Türk imajından bahsettik; "Türk olmak" güzel bir şeymiş, 'negatif' değilmiş hani. Bu arada Lelaan'ın ailesi bir yıldır Mardin'de yaşıyormuş, o da biraz Türkçe anlıyor o yüzden. Garip ama, örneğin "bulgur" deyince bunun ne olduğunu bilen birinin olması iyi hissettiriyor. 

Bu arada iki kere çay demledim, "Bir tane içmek ayıp sayılır Türkiye'de." diye diye Türk'e döndü garipler. :)

Hoş bir akşamdı; bir kere daha öğrendim ki bugün, bir halkı "gerçekten" tanımanın en iyi yolu, direkt o halktan birini tanımak. Televizyona inanmamayı zaten öğrendik kısa zaman önce, öyle değil mi?

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder