21 Mart 2014 Cuma

Bahar Yağmuru ve İngiliz Kahvaltısı

Bu sabah yağmurun naif tıkırtısıyla uyandım. Hollanda, yağmurun en çok yakıştığı ülkelerden sanırım.

Daha yeni başladık; fakat yine de bir parantez açacağım. Aslında önce sabah 5'te uyandım ben. Çünkü odadaki sevgili Budist arkadaş çanlı çunlu (Kendisi "dua müziği" diyor.) bir Uzak Doğu müziği açmış, dua ediyor; bir yandan da Ceki Çen tadında bir şeyler söylüyordu. Gerçi akşamdan uyardı, hatta izin aldı sağolsun; ama insan "Dua edeceğim, rahatsız olur musun?" deyince, "Ay evet etme boşver, duaya falan gelemem ben." diyecek halim yok, tamam dedim haliyle. Hayal meyal hatırlıyorum ama, sabah çau çuyu çiçi çon bir müzik geliyor, dedim Allah öldük de cennete mi geldik, nedir bu nirvana?? Eh alışacağız artık, belki ben de uyurken bilinç altından falan ererim bir kemale. Bakalım.

Derken, bildiğiniz gibi bugün baharın ilk günü, resmi olarak hani. Geçen hafta hava çok sıcaktı burada; bu hafta ise serinledi biraz. Ardından bu sabah çok güzel bir yağmur geldi, şimdi ise güneş var. Hareketli, değil mi? :)

Pencereyi açtım, Monaksia ismini verdiğim pek güzel-sarı çiçeklerimi pencerenin önüne koydum, doğayı kokladım. Burada yağmurdan sonraki toprak kokusu bile farklı, daha gerçek sanki... Ama İstanbul'dakinden tamamen farklı, daha derin bir koku.






Doğrusu, her gün yemek yapmak zorunda olmak, durumu bir süre sonra "yaşamak için yemeliyim"e çeviriyor. Çok severek yemek hazırlıyorum aslında; ama şöyle arada bir hazır getiren olsa da fena olmazdı hani. Gel gelelim, bugün bu kapalı havanın da desteğiyle öyle bir estiler, birazcık çakma da olsa bir English Breakfast hazırlayayım dedim. Bir de Amsterdam'da Kahvaltı postunu okuduysanız, içimde yara kalmadı da değildi hani. :) Her şey benzedi az çok da, sadece şu "black pudding"i ignore ettim; çünkü çok acayip bir şeyden yapılıyor ki, neyse.

Bir de eklemeden geçemeyeceğim; takip edenler biliyordur, benim kahvaltıya karşı ayrı bir hassasiyetim var. Çok önem veriyorum kahvaltıya ve çok mutlu oluyorum, çok özeniyorum hani hazırlarken. O yüzden bu akşam yemeğinden hallice kahvaltı bana pek olmuyor, işte değişiklik olsun dedik, bir de İngiltere'ye gidersem orada yerim herhalde. Yoksa kahvaltı dedik mi bir beyaz peynir, kekik-zeytinyağlı zeytinler, poğaça-simit, tabii ki çay vb. olmadan, yok hani.

İlk fotoğrafta sonucu, ikinci fotoğrafta da mutfağımızın şişko patates kedisine yaptığım işkenceyi göreceksiniz. :P Yok yok, yine kaptı sucuğu, besledim sonra; ama Hollandalı Emrah gibi bakmış çocukcağız. Buna bir isim bulayım ben...





*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder