14 Ocak 2014 Salı

Orhan Bey ile Nermin Hanım

Orhan Bey, sanki bir İtalyan. 

Yıllar öncesinde bile şimdiki beylerden daha şık, tertemiz giyiniyor. Elde avuçta çok yok; fakat bir giydiğinin rengini, modelini, bir diğerine daima uyduruyor. Yaşadığı küçük kasabada, o dönemin ilk fotoğrafçısı. Aynı zamanda ressam... Zamanında Amerikalılar kasabaya geldiğinde onlara birçok tablo satmış; fakat bir zaman sonra satmaktan yana olmamış gönlü, evi adeta bir depo bugün. Her yerde yıllar öncesinden yağlı boya tablolar... Sonraları tahta yakma usulü ile çalışmış, bir süpürge ustasını betimlediği tahtada, süpürgelerin tellerini bir bir yakarak yapmış. Örgü saçlı kızın gözündeki bir damla yaşı, yine yakarak işlemiş tahtalara. Oldum olası bahçe işlerini, hayvanları, doğayı, kasabanın limanında vakit geçirmeyi çok severmiş. "Narin" isimde, bir de teknesi varmış...



Bir gün Orhan Bey, yakınlardaki kasabadan bir kızı sevmiş. Adı Nermin, masmavi gözleri var... Gülüşü de gülüş hani; öyle bir albeni ki, sormayın gitsin! Orhan Bey'in "Narin" adındaki teknesi, "Nermin" isminin de anlamı imiş aynı zamanda. Çoğu kez birlikte açılmışlar denize "Narin", Orhan ve Nermin...

Hem Orhan Bey, hem Nermin Hanım şiir yazarmış. Bir zaman sonra Nermin Hanım da yağlı boya tablolar çalışmış, ruh eşini bulmak tabirinin çizili hali oluvermişler... 


Evlenmişler. 



Tek katlı, bahçeli bir ev yapmak istemiş gönülleri; ama o kadar para nerede, ha deyince? Orhan Bey "O dönem 12 farklı kişiden borç alarak yaptık evimizi, çarşıdan geçmeye çekinirdik alacaklılar yüzünden." diyor. Yeter ki evinde huzuru olsun insanın, çalışıp ödemişler borçlarını zamanla. O ev, bugün 3 katlı.

Bahçeleri, üçüncü kata yetişen dut ağacı, gülleri, sebze-meyveleri ile ünlü olmuş yuvaları. Bazı mevsim, dut o kadar çok dökermiş ki, komşulardan kap isterler, mahalleye dağıtırlarmış. Kapının önündeki büyük incir ağacını da unutmayalım tabii...











Nermin Hanım'ın bir mercimekli kıymalı böreği, bir de Singer marka dikiş makinasında diktikleri pek meşhur. Hala her şey gelir elinden, nazar değmesin. Bir kızları, bir oğulları oluyor önce; sonra iki erkek bir kız torunları. En küçük, erkek toruna Nermin Hanım bakıyor çoğu zaman. Yaşı ilerlemiş, ne farkeder? En güzel şarkıları, en güzel oyunları, nezaketi, teşekkür etmeyi, "düzgünlüğü" Nermin Hanım'dan öğreniyor minik Kıvanç, emeği çok üzerinde babaannesinin.




Kız torun küçükken, Nermin Hanım yaptığı hemen her yemeğe bir ilginçlik ekliyor ki kızın hoşuna gitsin... Kız torun ise en çok patatesten yapılan civcivlerin havuçtan gagasını unutamıyor. 


Nermin Hanım, her bir araya gelişte eski şarkılardan söylüyor yemek sonrası çay sohbetlerinde. Kız torun, Dumlupınar şehitleri için yazdığı güzeller güzeli şiiri belki kırk kez okutsa da Nermin Hanım'a, hiç sıkılmadan, hisiyle, vurgusuyla okuyor Nermin Hanım. 


Kız torun, küçükken güzel resim çizmesiyle ünlü. Orhan Bey'in çekyatın altından çıkarıp verdiği kalem kağıtlarla, çoğunlukla şeker kızlar çiziyor, Orhan Bey'e kontrole götürüyor. Orhan Bey her seferinde aynı sitemle başlıyor eleştiriye: "Bu kızlar havada mı duruyor? Gel bak, ayaklarının altını hafifçe karalarsan gölge yaratmış olursun..." Kız torun ağzı açık izliyor. Her ne kadar bir dahaki sefere yine "havada bırakacak" olasa da çizdiği kızları, zamanla öğreniyor, hem kendi ayaklarını-hem çizdiklerininkini yere bastırmayı.


Bir de her gidişinde, bir iş peşinde bu ortanca, kız torun. Kilerlere giriyor, kitapların aralarına bakıyor, tavan arasındaki eski kıyafetleri didik didik ediyor. En son anneannesi ve dedesinin şiirlerini topladığı defterleri buluyor. Birinin içinde de, Nermin Hanım'ın el yazısıyla, henüz Orhan Bey'le nişanlıyken ona yazdığı mektubu...



Kız torun, Orhan Bey'den dut ağacı aşılamayı öğreniyor...



Kız torunun ismi Melis. O, benim.
Nermin Hanım onun anneannesi, Orhan Bey dedesi.

Kız torun, dedesinin yaptığı, en sevdiği tablo ile...



Eskiden, daha küçükken, bir nebze sıkıcı gelirdi bana o küçük kasaba. Şimdi orada, yere kadar uzanan pencerelerden gelen kuş sohbetleri ile uyanmak, arka bahçedeki meşhur lastikli salıncak, bahçeye inip dedemin bitkiler arasına paralel olarak hazırladığı toprak yollardan geçmek, kimi çiçekler bol açtıysa, bir iki tane çalıvermek, kitap aralarını doldurmak, dedemin anneannemi yağlı boyayla çizdiği tabloya dalmak, aşklarını anlamaya gayret etmek, hala nasıl bu kadar tatlı bir ilişkileri olduğunu düşünmek, dedemin belki on kere anlattığı gençlik hikayelerini en baştan anlatmasını istemek, dinlemek, avizesini bile anneannemin hazırladığı, iki-üç yaş doğum günlerimdeki fotoğraflarda önünde durduğum vitrinine dokunmak, dört bir yanı yağlı boya tablolar ve çiçeklerle dolu bir salon... Her şeyi seviyorum orada. Hala anlamasam da, daima açık olan televizyonun sesinin tamamen kısık olmasını bile seviyorum. Belki biraz da yaşlanıyorum... Ne mutlu bana. 

Nermin Hanım, Orhan Bey! Allah size uzun, sağlıklı ömürler versin. Aşkınız da, neşeniz de daim olsun.


2 yorum:

  1. Muhtesem.. Hikaye gibi okudum. Allah uzun omerler versin Orhan dedemize ve Nermin ninemize.♡

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel dileğinize, ileteceğim kendilerine de :)

      Sil