23 Kasım 2016 Çarşamba

Hollanda Günlükleri - 6

Neredeyse iki aydır "yeni evim" Hollanda, lakin bana sorarsanız şöyle bir 5-6 ay geçmiş gibi geliyor. 2 ay ne ki? Sanki 100 tane hafta sonu gelip gitti gibi histe. Her gün biraz daha alışıyorum, bir şeyler daha öğreniyorum, biraz daha özlüyorum, biraz daha kendimi tanıyorum. Tam bir "yuvarlanarak gidiyoruz" durumu kısacası.

Tam bu yuvarlanmaların üzerine, geçen cuma İstanbul'dan şekerim Aysu geldi. "Eski hayatımdan" birinin, "yeni hayatıma" dokunması, tam anlamıyla aşinalık saçtı eve. Erkek arkadaşı ile Aysu'yu buradaki evimde görmek, "Uzak ama aslında çok yakın." dedirtti aklıma, bu histen pek hoşlandım. Ama özlemim daha çok arttı sevdiklerime karşı. Neyse, zaten ben alıştıkça büyüyen bir özlem yumağı var içimde, çok da şey değil yani.

Önce yaşadığımız şehrin cumartesi pazarına gidip meşhur Hollanda pişmemiş balığı, kafaya dikilerek hüpletilen haring'den yedik. Alt fotoğrafın alt karesinde de kuşlar için hazırlanmış yemlikler var, öyle enteresan gelen şeyler arasında gezindik, her zamanki köşesinde satılan rengarenk çiçeklere bakınıp üşüdük.

 
 Hollanda'da klasik Avrupa noeli kafasından ziyade, İspanya'dan bir gemide yardımcıları (aşağıdaki zwarte piet'lerle) gelen Sinterklaas babamız revaçta. Yıl boyunca uslu durmayan çocukları gemisine atıp İspanya'ya götürüyor ona göre. Bir de yılların geleneğindeki bu zwarte piet'leri canlandırmak için, Hollandalılar yüzlerini falan siyaha boyuyor. Bu durum da son birkaç yılın klasik polemik konusu burada, "Ayıp olmuyor mu artık, yardımcılar siyahi sadece?" falan diye. Başka problemleri yoksa demek ki.

Ayrıca aşağıdaki zwarte piet'in önündeki tahta Hollanda ayakkabıları da köy çarığı tadında kullanılıyor, lokal dildeki isimleri ise klompen.


En son pazarda taze taze stroopwafel yapan adamı izledik, fenalık gelene kadar yedik ve oradan, evlerin arasında yol olmamasıyla ünlü Hollanda'nın masal köyü Giethoorn'a geçtik.


Ertesi gün Amsterdam'a doğru yola çıktık. "Hava ne güzel!" diye sevinen Aysu sustuktan beş dakika sonra başlayan yağmura fırtınaya güldük, yağmurdan sonra çıkan şahane bir gökkuşağı eşliğinde Amsterdam'a vardık.


İnstagram hesabımı takip edenlerin görmüş olacağını sanıyorum, bir "Amsterdam'da Sonbahar" yazısı gelecek yakında. Zira, sararmış yaprakların sardığı kanallar, rüzgarlı sokaklar, güzel ev ve dükkanlarıyla Amsterdam yine pek hoştu. Lakin aklımın içinde konuşurken bir şeyi fark ettim burada; hani dışarıdan burası böyle "Ooo Amsterdam!" ya, hani "Amsterdam'a gidiyoruz ooo!" ya, heh işte, çok da öyle değil yakından. Yani bir süre sonra "Eee tamam, eve gidelim mi, üşüdüm lan." falan oluyorsunuz, somuttan çok soyut ağır basıyor çoğu kez. İnsan sahip olmadığını istiyor, sahip olduğunu o kadar yakından tanıyamıyor. Anlatabildim mi bilmiyorum.
 

Son günlerin en efsane olayını anlatmadan geçmeyeyim. Şimdi bizim oturduğumuz evin emlak ofisi gibi, o evden sorumlu olan bir ofisi var. Geçen gün oradan iki kadın geldi çat kapı. Yine Melis'in yaşlı gözleri ardından ayakkabılarıyla krem rengi halıya dalarak geçip oturdular. Kadınların ikisinde de ağır Hollandalı tipi var, tam klasik sarışın renkli gözlü - Kuzey Avrupa yüz ifadeli iki kadın. İşte konuşuyorduk, komşular biraz manyak falan derken, bir tanesi bana bir ara şey dedi "Bir alt mahallede çok Türk oturuyor, hani tanışabilirsin." falan. Ben de daha önce ağzım yandığı için, çok anlaşacağım frekansta değiliz diyecektim ama İngilizce ağzımdan "I don't like them that much" deyip güldüm. Öyle dolu dolu söylemedim yani, şakayla işte "Hani anlarsınız ya" tadında. Neyse efendim konuşma devam etti, kadınlardan biri kartını uzattı, bir şey olursa beni arayabilirsin falan diye, tamam dedim. Hala konuşmaya devam ederken ben karta baktım. Kartta GAMZE ÇİÇEKÇİ* yazıyor. Lan? Kadına kekeleyerek, "Ehe eh şey bu isim niye böyle abla?" tadında bir şey söyledim yine İngilizce. "My father is Turkish." dedi. :OOOOOOOOO Bir saat giydirdim alt mahalleye, allaşkına hiç mi babanın tipini almadın annem sen, Gamze ne ya kurban olduğum. Annen dememiş mi bey, kızın soyadı Türkçe bari adı Hollandaca olsun falan?? O an inen inmeye sekiz saat güldüm, iyi de ders oldu tabii.

*

Sonraa, yine bu hafta Koukhs'in eski Hollanda konuşma eşiyle biz de ders yapmaya başladık. Ders demeyeyim de, haftada bir gün buluşup bir şeyler okuyacağız beraber, işte "Haftan nasıl geçti?" dedi mesela, ben Hollandaca anlattım neler oldu, tıkandığım yerde bunu nasıl derim diye sorup devam ettim, öyle öyle dil açılacak dilerim. Çok güzel ve hızlı geçti, kadın inanılmaz tatlı bir insan nazar değmesin pls. :'( Çocuk kitabı okuyoruz şimdi, hem de böyle bir sorumluluk güdüsü geldi bana, o da iyi olacak. Bir seneye bu lisan cepte olmalı çocuklar, baya açıldı çenem, hayırlara vesile bakalım. A bu arada, kadıncağızın yanında çalışan bir Hollandalının eşi Türk'müş. Ona ulaşmış bizi tanıştırabilmek için, kızla da biraz yazıştık baya tatlı birine benziyor, bakalım belki herkesin bana ısrarla arkadaş bulma çabası yeşerir de seviniriz. :D Zaten alışıktım, iyiden iyiye alıştım yalnızlığa burada. Hollanda'nın başka şehirlerinde arkadaşlarım var ama biri hariç (Pelin gelcem yakında) diğerlerine gitmek içimden hiç gelmiyor. Neyse bunları merak ettiğinizi sanmıyorum zaten.

*

Bu akşam ruh hastası yan komşumuz yine kapının önündeydi, ben başka bir yana bakarken o ısrarla yüzüme baktığı için ben de baktım. İçeri gireceğim için "Baay!" dedim, aynı anda o da "Haay!" dedi. İşte insan sevme seviyemin özeti budur değerli okur.


Ondan başka, yarın Selanik'ten pek tatlış bir misafirimiz geliyor. Hayatın bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar keskin değiştiğini izlemek gerçekten çok acayip. Sorumluluklar beşe katlandı, ama hayat daha güzelleşti, diğer yandan özlem kuyusunda yüzmece, hayat koca bir "idare etmek" fiili. Haydi her şey güzel olsun dilerim, bir yıl sonra bu günlükleri okuyup gülerim umuyorum. Gülerim bence.

Görüşürüüüz!


*Takdir edersiniz ki kızın gerçek adını soyadını yazamazdım ama tam bu Türklükte, bu Türkçe karakterlerde lokal bir isim ve soyismi var idi. Fyi.

2 yorum:

  1. Heh, geldi yazı! :) Yalnız dikkat ettim de insanlar cidden yardımsever geliyorlar buradan böyle okuyunca. Ayrıca o psikopat komşuyu çok merak ediyorum ya :D Kafasında neler var acaba ve umuyorum ki ileri ki yazılarda kendisini daha çok okuruz. :D Sevgiler. :)

    YanıtlaSil