14 Kasım 2016 Pazartesi

Hollanda Günlükleri - 5

Geçenlerde oldukça önemsiz görünen, lakin çok önemli olan bir olay yaşadım. Bu olayı unutmamak için 5. günlük yazısını yazmaya karar verdim. Esasen bazı yazıların aksine, günlük yazılarını "karar vererek" yazmıyorum. Bir şeyler birikiyor, kendimce 'önemli' şeyler oluyor yaşantımda, güzel fotoğraflar çıkıyor güzel anlardan, hah diyorum şimdi kendi kendine "zamanı geldi" yeni bir günlük sayfası açmanın. Bu da öyle, ama diğerlerinden biraz daha önemli sanırım.

3 gün önce evde yalnızken kapı çaldı. Sanırım ilk günlük yazısında bahsettiğim kırmızı giysili - sarı kafalı adamlardan biri vardı kapıda. Genelde ev ofisleri tarafından görevlendirilen ve yollandıkları evdeki bir şeyi onarmak için gelen kişiler diyebiliriz bu insanlara. Derken, bizim bir kısmı cam olan kapıdan adamı görünce gerildim biraz, yine pata küte Hollandaca konuşmaya başlayacak ve ben "dur dur dur dur anlamıyoom" diye çıkışacaktım. Neyse efendim, açtım kapıyı. Açar açmaz İngilizce "Hollandaca'm süper değil." dedim, hani peşin peşin söylüyorum bak dayıcım. Adam sanırım İngilizce bilmeyen nadir Hollandalılardan olacak ki, çat çat Hollandac konuşmaya başlayıp devam etti. Amaaa... Burada not almak istediğim şey başlıyor işte. Çünkü anladım. :OOO Yani olay şöyle cereyan etti ki, adam uzunca bir cümle kurup kapı için geldiklerini söyledi, ben de iki adam daha önce gelip kapıyı yaptı - bir sorunumuz yok kapıyla dedim. Bizim adresi söyleyip doğru değil mi dedi, doğru ama sorunumuz yok kapıyla dedim. A tamam o zaman falan dedi, ben de "Şey, ben ilk kez Hollandaca konuşuyorum da kusura bakmayın." dedim. :D Şimdi düşününce ne saçma cümleymiş len o. Adam deli midir nedir demiştir. Neyse efendim, olay şu ki ben adama dediğim üzere, ilk kez iletişim amaçlı - baya baya Hollandaca konuşmuş oldum. Bu dandirik olaydan sonra bana bir şey oldu, böyle her yerde laf atıyorum artık, bir arsız oldum. "Oooo günaydın hanımefendi! Ranch sos var mı? Bu ne kadar, ay çok pahalı şekerim." gibi çıkışlar yapıyorum ve sanırım birçoğunu konuşmuş olmak için söylüyorum. :D Ama bu hissiyat ile lisan öğreniminde önemli bir engelden atlayıp geçtim gibi geliyor. Bundan sonra herkese benden laf! Mooi he?

Sonraa... Buradaki psikolojimin en taze meyvesi, Türk marketine gidince anlamsızca mutlu olma, işte efendim pirinç unu - mısır nişastası gibi ömrümde kullanmadığım şeylere sevinip satın alma gibi yan etkiler yaşıyorum. Alt fotoğrafın üst kısmında marketten aldıklarım var; İtalyan marka mısır unu vardı sadece, muhlama yapmaya ne elim ne gönlüm gidiyor. Mısır unu dediğin şeffaf poşette olur, markası bile olmaz. İtalyan muhlaması mı yapayım ben bununla şimdi? Neyse çok söylenmeyelim, sol altta bloğa yazacağım yumurtasız şahane bir köfte tarifi; sağ altta ise mutluluk sebebi Türk Yunan ortak yapımı salatamız. Yemek yapmaya, fırın çalıştırmaya, un paketlerini hunharca kullanmaya devam kısacası.


Ve beni bu aralar en mutlu edenlerden biri, buralara nihayet kristmıs ruhu gelmeye başladı. Parıl parıl oluyor dükkanlar, marketlere ağaç süsleri falan geliyor artık. Her ne kadar 6 Aralık gibi ağaç kurmaya ve süslemeye başlıyorlarsa da ben dayanamadım, İntratuin isimli şahane bir bitki böcek satılan mekana gittik. Karar verdiğimiz üzere, daha büyük ama cansız - bir ay sonra toplayacağımız bir ağaçtansa, daha ufak ama canlı bir çam ağacı alalım dedik. Bu arada bahsettiğim güzellik şöyle bir mekan...


 Sonra çam ağacımızı seçtik ve kucağımda sevgiyle eve götürdüm kendisini. Acayip batıyormuş bunlar ya, dev bir kaktüs gibi. Bu arada bence niyeti olanlar canlı bir ağaç alsın; hem mis gibi çam kokuyor, inanılmaz bir tazelik veriyor eve, hem de her daim salonunuzda kalabilir bu güzel bitki.


Ağacın son hali derseniz, akşam hemen hemen sürekli açık duran ve enteresan bir şekilde huzur aşılayan minik ışıklarıyla bu şekilde oldu. Müthiş içime sindi benim, solunun ortasında mavili yeşilli bir mutluluk kaynağı var kısacası. Saksının dibine de yine aynı mekandan aldığım ağaçtan yontulmuş kalpleri dizdim, sinerji yarattık doktor.

 

Bu aralar ağaca bakıp bakıp mutlu oluyorum kısacası. Yaşar isek buradaki ilk yılbaşı olacak benim için, o konuya başka bir yazıda girelim tabii. Bunun dışında bugün telefonumu bir Hollanda numarası aradı; numaram çok yakınlarım dışında kimsede olmadığı için bunun hemen "iş ile ilgili" olduğunu anlıyorum tabii. En tatlı ses tonumla, hiç iş haberi beklemiyormuşçasına açtım, bir hallo patlattım. Karşımdaki ses Hollandaca "Günaydın, Melis ile mi konuşuyorum?" dedi. Tıııırt diye söyledi kadın, aniden anladım böyle, sinyal gitti çok şükür. Lakin cevap olarak "Sizi anladım ama Hollandaca'm şahane değil." Kadın da ah ama bu iş için Dutch gerekiyor dedi, oki dedim seneye inşallah canım. Hem özgeçmişimin kaale alındığını gördükçe mutlu oluyorum, hem ben Hollandaca konuşma becerisi isteyen işe ne zaman başvurdum diye düşünüyorum, hem bu durumdan ekstra gaza geliyorum. Hayırlara vesile kısacası.

Son olarak, yarın geçen yıldan tanıdığımız Hollandalı bir arkadaşımız çaya geliyor. Arkadaş derken kendisi 60 yaşında falan, çok tatlı bir kadın. Koukhs onlara gittiğinde Hollandalılığını konuşturarak ufak bir tabağı uzatıp kurabiye ikram etmiş, sonra da mutfağa geri götürmüş. :D O nedenle bugün hazırladığım bombalarla kendisine Türk'ün gücünü göstereceğim yoldaşlarım. Bakalım nasıl geçecek? 


Bu yazıyı buraya kadar okuyan kimseler varsa, kendilerinden ricam, hayatın ne kadar kısa ve kıymetli olduğunu anımsamaları. Ama ağızlara sakız olmuş mottolarla değil; şöyle sessiz bir ortma geçip kendinizle sohbet ederek, zihnimizin devamlı üzerini örttüğü ölüm olgusunu tekrar hayatımıza alıp ona göre yaşamaktan bahsediyorum. Her anınız çok değerli, her şey insanlar için ve HER ŞEY sizin ona nasıl baktığınıza göre şekillenir. Ne olur kalbinizi sıkmayın, huzurla dolup taşmanız dileğiyle.

Melis

6 yorum:

  1. Fotoğraflardan karnım acıktı ya :) Yine su gibi akıp gitti yazı. Ve iş olayları da illa ki, elbet, istediğin gibi olacak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum, sağolun. Dilerim öyle olur, göreceğiz. :)

      Sil
  2. Merhaba,
    Hollandaca dil eğitimi alıyor musunuz. Eğitim alanabilecek kurumların şehirlere göre dağılımı nasıldır. Yani mutlaka eğitim için Amsterdam'a mı gitmek mi gerekir..
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, ben bir kursa gitmiyorum. Amsterdam gibi birçok ayrı şehir var, illa oraya gitmeniz gerekmez kurs için. Hemen her şehirde gerek belediyenin gerek bazı özel kursların veya okulların Hollandaca sınıfları oluyor, veya konuşma pratiği yapmayı sağlayan taal huis benzeri etkinlikler yine hemen her şehirde var.

      Sil
    2. Teşekkürler bilgi için, her hafta yeni yazı yayınlandımı diye heyecanla bakıyorum :) Gerçekten çok yardımcı oluyor yazılarınız. Ben birde mail adersinize 1 ay önce bir mail atmıştım, adresi kullanıyor musunuz. Bizimde ailece Hollanda sürecimiz başladı, sizden birçok konuda destek alabileceğimi düşünüyorum, Sevgiler

      Sil
    3. Genelde 1 ay olmadan cevaplıyorum mutlaka ama, gözden kaçan bir mail var mı bugün bakacağım. :) Bol başarılar dilerim, elimden gelen konularda destek olmaktan mutluluk duyarım.

      Sil