10 Kasım 2016 Perşembe

Hollanda Günlükleri - 4

Bu aralar Borçka'yı çok düşünüyorum. Çantamı sırtıma atıp Doğu Karadeniz'e gittiğim dönemin yazılarını sık sık okuyorum dönüp, bu bloğu yazma amaçlarımdan biri de buydu zaten, kendime notlar bırakmak. 

Hollanda'ya temelli gelişimin ikinci ayına doğru koşarken, alışkanlıklardan uzakta olmanın hemen her evresini yaşıyorum sanırım. Benim için bunlardan biri de "çocukluğuna saldırmak" galiba. İyi anlamda saldırmak yani, geçmişinden gelen ne varsa hayatında tutmaya çalışmak, bu olgudan garip bir haz almak. Bunu psikolojik bir bulgu olarak yazıyorum bu arada, doğru veya yanlış olduğuna inandığımdan değil, emin değilim zira. Karadeniz'deyken ufak bir defterim vardı, zaten dışarıya - bilhassa uzun yola defter kalemsiz çıkmam, bir de bu seyahat benim için ekstra önemli ve özel bir güzergahtı. Sebepleri, amacı, her şeyi pek özeldi. Bu nedenle bu "Karadeniz defterime" aldığım notları sık sık açıp okuyorum, özellikle alışıldık bir şeyler aradığım anlarda ilaç gibi geliyor. Geçenlerde, yine çayımı alıp köşeme geçtiğim bir akşamüstü aldım elime defteri, sayfalar arasında gezindim, aşağıda görünen sayfada duraksadım.

Şimdi okurken çok komik geliyor o gün, bunu yazdığımda da ileride komik geleceğini düşünmüştüm; lakin yaşarken pek komil değildi. :)) Ciddi anlamda donarak öleceğimi düşünüyordum, hatta "Bak ölmezsem baya komik olacak sonradan, yazarım ben bunu sabaha yaşıyorsam." diye ciddi ciddi hesap yaptığımı hatırlıyorum gece. Doğduğum yer, Artvin'in Borçka'sında, yemyeşil dağların ardındaki Allah'ın unuttuğu bir köyde, gece nasıl - 12454 derece olabilirdi? Yok olurdu tabii, Karadeniz orası da, sabah baya güneşten yanıyorduk. Bana söylemediler tabii biz eskimolar gibi giyiniyoruz diye, paltomla atkımla falan yattığım halde parmak uçlarım soğuktan zonklayarak "N'olur ölmiyim allaam" diye diye uyumuştum. Amaaa... Hemen sağımdaki perdeleri açık pencereden gördüğüm yıldız sayısını ve aramızda geçen konuşmaları, bir ben - bir o yıldızlar bilecek. Yine olsa yine çekerdim o soğuk kesiğini.


 Galiba Twitter'da paylaşmıştım bu fotoğrafı, "ruh halim" diye. Bu yıl Ayder'e de gittim ama tamamen "görmedim demeyeyim diye" gittim doğrusu. Asıl güzelliği bilinmeyen köşelerinde Karadeniz'in... O gölyana inilecek.


Biraz ani bir konu değişimi olacak ama gündelik olaylara dönelim, yoksa çıkamayacağım içinden (Fuat Saka'yı bastı yine), bugüne gelirsek kendimi meşgul edecek, gri havanın esaretinde kaybolmamı engelleyecek bir şeyler bulmaya gayret ediyorum. Bol okuyorum, akabinde Türkçe roman azlığından karnıma ağrı giriyor. Kütüphane Yunanca roman dolu, Türkçe 2-3 tane getirmişim. Gerçi asıl valizlerim Selanik'te kaldı, onlar gelince kitaplarım da gelecek ama, bu aralar en zorlandığım konu kitapsız kalmam. Türkiye'ye ilk gidişimde bir valiz roman taşıyacağım galiba. 

Neyse efendim, aşağıda görüldüğü üzere geçenlerde keten tohumu buldum markette. Şahane yararlı bir şey, doktorunuza falan danışın ama, Melerence dedi de yedim demeyin. Her gün bir tatlı kaşığı, yoğurtla falan, mucizevi bir şey. Ama tadı leş. Olsun. 


Hollanda'ya en çok yakışan şeylerden biri de sonbahar. Yerleri halı gibi örten rengarenk yapraklar, yolun iki yanından başlayıp tepede birleşen devasa ağaçlar, akşamları perde kapatma alışkanlığı olmayan Hollandalılar sayesinde ışıl ışıl parıldayan sokaklar pek güzel.


Diğer bir güzel yan ise çiçeklerin nispeten ucuzluğu. Ben çiçek çok severim, tazecik bir demeti masanın üzerinde bir cam vazoya koymak yeterli mutluluk sebebidir bende. Bir de halk pazarındaki çiçekçiden aldığım laleleri bisiklet arkasında taşıyorsam, daha da güzel. Lakin oldukça soğuk.


Neden bilmiyorum ama balerine benzetiyorum ben bu güzellikleri. Çok zarif bir çiçek, garip bir enerji, mutluluk veriyor eve. Duvarla rengi de olmuş tabii. :)


Bu arada laleler 4-5 gün sonra baya açıyor, bambaşka bir çiçeğe dönüşüyor görüntü olarak. Şu gördüğünüz hali ise en sevdiğim...


Çay sohbetine başlarsak... 


Hollandaca'ya devam ediyorum; konuşulurken kelimeleri seçmeye iyiden iyiye başladım. Bir sene süre verdim kendime, bakalım... Lisan bilmek hakikaten çok şey; her şey olmasa da çok şey. Bu ara içerik yazıyorum birkaç yere ondan başka, yazma olayı cidden sihirli bir şey kafamın içinde, eksik bir parça yerine oturuyor gibi. Ha bir de, eskiden blog yazarken daha çok, daha derin iç dökerdim. İç dökmek derken, "şeyleri" daha kolay sorgulardım ikinci kez düşünmeden. Artık çekinir oldum; zira hiç lafını açmadığı halde veya hiç muhabbet etmediğimiz halde -sağolsunlar- her yazıyı okuyan bağzı arkadaşlar farkediyorum, biliyorum. Ve buraların eski, az bilinen halini çok özlüyorum. 

Hem insan sevdim mi çok seviyorum, hem inanılmaz bir mesafe insanıyım. Bu konu üzerindeki incelemelerim devam ediyor. Bir de, hiçbir şeyin tam olarak göründüğü gibi olmadığını hayretle izlemeyi sürdürüyorum. Bakalım.

*
 
Onun dışında sanki bu aralar çok fazla kötü insan tanıdım. Yani, garip insanlar. Hedefleri uğruna yaratığa dönüşmüş, kalbi taştan beter olmuş, kulağı duyan sağırlara dönüşmüş, ki çift laf edilemeyecek kadar anormal insanlar. Ben kendimi yer yer "Ne gıcık bir tipim ben de he." diye de tanımlarım, ama dinlemeyi bilirim. Şu hayatın bana öğrettiği en efsane şeylerden biri inandıklarım hakkında asla %100 emin hissetmememdir. Dinlemeyi bilmeyen insana da tahammül edemem o yüzden. İşte öyle anlarda anlıyorum; hani insan her yaşta kendine "Tamam ben oldum artık." der ya, birkaç senedir "Olmadığımı biliyorum ama neden olmadım daha, onu merak ediyorum. Bakalım nereden kazık yiyeceğiz bu yıl." diye düşünür oldum. İşte bu aralar kendimde yakaladığım açık bu, ahmak insanlara laf anlatmak için, dinlemeyeceğini - anlamayacağını bile bile kendimi hırpalıyorum. Bana saldıranlara cevap verme, sebebini sorma, "bak birbirimizi anlayabiliriz bir dinle" deme gafletinde bulunuyorum. Sonrası kalp kırılması, insanlığa karşı biraz daha umudunu kaybetme ve kapanış. O nedenle bu aralar onu diyorum kendime, bakalım taşlaşmadan nasıl önem vermeyi bırakacaksın lüzumsuz kişiliklere Melisciğim. Merakla bekliyoruz.

*

14 yorum:

  1. Sen hep yaz Melis,kah eleyerek kah canının istediği gibi,ama hep yaz hiç bırakma. Umut oluyorsun,şu dünyada bana benzer birilerinin olduğunu bilmek o kadar da yalnız hissettirmiyor.Benden bir tane daha var, yalnız değilim diyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazdıklarınla sen de bana aynı hissi verdin, keşke sohbet etsek... Adsız adsız olmuyor. :) Dedim ya, bazen müthiş ağır - o modda olmayana sevimsiz gelecek şeyler çıkıyor elimden, bazen tam tersi, aynı frekansta olmak gerek sanırım anlayabilmek, anlaşabilmek için. Bu arada yanılıyorsam söyle ama, sende çok axkoritsimou mizacı görüyorum...

      Sil
  2. Dönüp dönüp okumak ne zel, değil mi efendim :) Kendinize notlar bırakmak...
    Bu arada sonbahar ne güzel olmuş oralarda, saatlerce bakası geliyor fotoğrafa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle, insanın gün olup kendi yazdığıyla mutlu olması da ayrı bir hoşluk... Ve gerçekten öyle, Hollanda grisiyle ne kadar can sıkıcıysa, sonbaharda ve güneşli günlerde bir o kadar resimvari oluyor. Alışmamak için çabalıyorum.

      Sil
  3. Canım Melis bence sen olmuşsun, çok da güzel olmuşsun, biliyorum ki o kalbinin taşlaşma ihtimali yok. Bunu anlamayanlar ya da anlamamak da ısrarcı olanlar olmamış olanlar. Böyle devam... Laleler Karadeniz Borçka ve Hollanda şahane sen bak keyfine. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine sıcacık bir yorum. :) Hayırlara vesile. :)

      Sil
  4. Merhabalar,
    İsmim Naz ve blogunuzu, özellikle Hollanda ile ilgili kısımları kendimden izler bularak zevkle okudum. Ben de yaklaşık iki senedir Belçika'da yaşıyorum ve hemen hemen aynı şeyleri tüm zorluklarına ve güzellikleriyle yaşadım ve yaşıyorum. En önemli noktalardan birisi felemenkce öğrenmek olacak ki, her geçen gün biraz daha ogreniyorum ve bu sayede bambaşka pencereler açılıyor hayatımda. Size de bu yolda kolaylıklar dilerim :) Yeni yazılarınızı merakla bekliyor olacağım.
    Leuven'den selamlar, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, çok memnun ve mutlu oldum yorumunuza, aynı hisleri hissetmemize. Herkesin dilinde "lisan şart değil, herkes İngilizce konuşuyor" lafı var ama bir yerden sonra sırf dil öğrenmekle adeta level atlıyorsunuz sosyal yaşamda. Ben de konuşmaya çalışıyorum devamlı, konuştukça açılıyor zihin... Bol başarılar ve mutluluk dilerim. :)

      Sil
  5. Merhabalar Melis... Sanıyorum ki, yaklaşık 1 ay önce ben sana bugünlerde evet, dediğin gibi, çok utanacağım bir anlık öfkeme yenik düşerek bir mesaj atma gafletinde bulundum. Bir anlık öfkeme yenik düşerek sana karşı çok büyük bi hayvanlık yapmış bulundum. İlk öncelikle bunun için senden çok ama çok inan ki özür diliyorum. O mesajı atmamın en büyük nedeni; memleketin hali malum. Her şeyin üst üste gelmesi, bir bir insanımızın gitmesi, işte ne geliyorsa, adaletli-adaletsiz-haklı-haksız bir sürü şeyin üstüme gelmiş olmasıydı. Aslında o mesaj bir patlamaydı benim için. Ama aklıma geliyor da, böyle bir cehalet yok. Nasıl yazdım zaten onları ben, kendime de inanamıyorum, nasıl hakim olamadım diye, nasıl bu nefret haline geldim diye inan ki... Bilinçaltımda ne kadar gerizekalılık varsa oraya patlamışım resmen. Yeni yeni aslında daha iyi anlıyorum ki, bu toplum iyice yaşanmaz oldu. Aslında giden gitsin, kalan kalsın. Kalan örgütlenip daha iyi nasıl olabiliriz diye yapsın ne yapıyorsa dimi? Bu işin ederi budur sonuçta. Kimseye bir şey söylemeye hakkım yok işte. Ne diyebilirim ki esasen? İster istemez de olsa öyle bir iletiyle karşılaşmayı elbet kimse istemez. Çünkü senin o anlık veya bir süre devam edecek şekilde moralini de bozdum ve gerçekten evet, biliyorum, buna hiç hakkım yoktu. Tüm samimiyetimle diyorum ki, hatamı anlıyorum ve özür diliyorum. Ama yine de ne desen sen haklısın. Ben sadece buraya gelip, düşüncelerimi pozitif yönde aktarmak ve yazdığım şeyden ötürü samimiyetimle özür dilemek istedim. Şimdi gördüğüm kadarıyla temelli gitmişsin. Çok güzel. Git, güzel insan. İnşallah ki her şey gönlünce olsun. Yolun açık olsun. Sen mücadele etmesini bilen, gayet zarif, güzel kalpli bir insansın. Rica ediyorum, lütfen, şu mesaj da burada dursun da, eğer yollarında benim gibi hayvanlık eden insanlarla karşılaşan başka dostlar varsa beni görüp onlara aldırmasınlar, morallarini bozmasınlar, dümdüz gitsinler, ilerlesinler, mücadelelerini bırakmasınlar ve nasıl istiyorlarsa öyle yaşasınlar. Çünkü hayat budur. Yolu açık olsun Meliscim, hakkını helal et. Güzellikler her daim seninle olsun. Sağlıcakla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba... Kader ki sizinle yazıştıktan sonra işler değişti ve dediğiniz gibi yollar temelli burayı gösterdi, ben ruhsuz bir tip değilim, buraya gelirken yorumlarınızı çok sık aklıma getirdim. Tam da bu yazının sonunda yazdığım gibi, boşvermek çok kolay olmuyor benim için. Ne diyeyim ki, teşekkür ederim mesajınıza, imkan olsa özelden yazışmayı tercih ederdim. O dönem şöyle bir 2 gece uyutmadınız beni ama olsun. Arada bir söylüyorum, gitmek kolay değil, en zor olanı. Alıştığın her şeyi bırakmak zorunda kalıp "yaşamak" uğruna, otobüste kafana uçan tekme atıp salınan insanlardan korkmadan yaşamak uğruna dilini bilmediğin bir memlekete gelmek, hele ki sevdiklerini o karambolün içinde bırakarak, inanın en zor olanı. Eylemde aktif olmayan - ama artık ülkesi için fiilen oturup ağlayan insanlar grubuna dahilim. Bu öyle ince bir çizgi ki, hem otur ülkende diyene "ne saçmalıyorsun" diyemeyecek kadar insanın içi yanıyor; hem kalsam ne elimden bir şey geliyor ne ruhum çürümeyi bırakıyor, iki ucu malum değnek kısacası. En azından diyorum Hollanda'da Türkiye'yi abuk subuk tanıyan cahil Kuzey Avrupalı profiline iki çift laf anlatabiliyorum, daha fazla yararım oluyor ülkeye. Ben de size şunu itiraf edeyim, Erasmus için Hollanda'da olduğum dönem geri döneceğimi biliyordum ve bu çok ayrı bir psikoloji veriyordu. Lakin bu defa, temelli gelişin psikolojisi çok başka ve çok daha zor. Güzel yanı da çok, acısı da çok. Resmen "acı". Benim için öyle en azından, televizyonda devamlı CNN Türk açık halde, ailene yan, ülkene yan, kendi toplumunda azınlık olduğun gerçeğini kabullen, genç yaşıma rağmen ülkedeki keskin değişimi hatırlayanlardan olarak her gün otur not al, yan yan dur. Kolay iş değil. Bakmayın, en azından buralardan doğru bir tweet yüzünden tutuklanma korkusu olmadan daha aktif çalışabiliyor insan ülkesi için dahi. Ha kimi olur, tamamen banane der, ona da tamam. O zaman da dediğim gibi seçimdir bu, ben beni iyi tanımazken, bunu eleştirecek gücü kendimde bulamıyorum. Şu bilinmezliğin içinde birine bir şey öğretecek şiddete cesaret edemiyorum. Hakkım helal olsun ne demek, estağfurullah. Zavallı insan tabiatıyla düşe kalka bu işin de üstesinden gelmeye çalışıyorum işte. Uzatmayayım, her şey insanlar için, ben de sizi zamanında kırdıysam özür diliyorum. Doğrusu bu diye değil, kişisel olarak ülkem için bir şeyler yapmaktan vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim. Ben burada başarılı bir genç Türk kadını olsam dahi, 10 kişi bunu görüp ülkemi övse dahi, hiç yoktan iyidir gözümde. Sevgiler...

      Sil
  6. Merhaba Melis hanim, bende hollandaya geleli nerdeyse 4 sene oluyor ama hollandaca ya hala (bana gore) cok sahip degilim, herkes cok iyi oldugunu soyluyo , saolsunlar, ingilizce bilmek benim icin hollandaca ogrenme yolunda bir dezavantaj oldu ne yazikki, sizinle de tanismak isterdim, instagram kullaniyorsaniz beni ordan bulabilirsiniz
    Instagram;aslidebree
    Sevgiler ������

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel yine de, o noktadan sonra artık keyifle mükemmelleştirmesi, geliştirmesi kalıyor. O evrenin keyfi de bir ayrıdır. :) Tabii, eklerim sizi İnstagram'dan, görüşmek dileğiyle.

      Sil
  7. Çok üzgünüm... Keşke yazdıklarımı, cehaletimi hepsini geri alabilsem de bunlar yaşanmamış olsaydı. Zaten şöyle bir şey oldu; yazışmayı yaptıktan çok kısa bir süre sonra otomatikman geldi o pişmanlık ve üzüntü. Dediğin gibi yani... Sonra geri gelip de bakamadım bile zaten utandığımdan.. En son dün yazmaya karar verdim, şimdi bana cevap verdiğini görünce dünyalar benim oldu inan ki. Ancak nefret de ettim kendimden; en çokta bu nefrete nasıl düşebildim diye. | Bu arada ben şunu da belirtmek istiyorum ki, ben o zamanlarda sadece 2 mesaj atmıştım. Hani ondan sonra malum nedenlerle bakmamıştım. Yani benimle alakalı konu devam ettiyse kesinlikle o konularda bir bilgim yok. İnsanlar deyince sanki, beni devam ettirenler olmuş gibi sandım. O yüzdendir ki açık olmak adına bunu belirteyim. "Artık" benden de sevgiler efendim. :) ki kabul ederseniz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olsun, üzülmeyin. :) Ne mutlu ki tekrar konuştuk, ülkede hemen hiçbirimizin siniri iyi değil son zamanlarda malum. Her şeyin en iyisini diliyorum hakkınızda, selamlar.

      Sil