23 Mart 2016 Çarşamba

"Bu Aralar" İstanbul'da Yaşamak

Yazsam mı bu yazıyı, yazmasam mı... Çok düşündüm. Ama sırf geleceğe not olsun, niyetlenene ders olsun, tarihe bir yerinden kazıyayım bu günleri istedim.


Mart, 2016
Çok zor günler geçiriyoruz. 

Yaşım 23; doğduğumdan beri tecrübe ettiğim en üzüntülü, kırgın, endişeli günleri yaşıyorum belki. Bir zaman önce Sultanahmet'te bir bomba patladı, gümbürtüsünü Taksim'den duydum, tam karın boşluğumda yankılandı o ses. Birkaç ay arayla Ankara'da bombalar patladı sonra, "canlı bomba" denen bir şey yine. İnsanın, bir insanoğlunun, her şeyden geçip canından geçemeyen bir insanoğlunun "kendini patlatması" ile oluyor bu iş. Anlıyor musun? Zira benim aklım almıyor. Haydi kendi canından geçtin bir inanç uğruna da, nasıl böyle, yani BU KADAR merhametsiz insanlar var, benim aklım al-mı-yor.

Ankara'daki son bombadan sonra, ki şehrin en işlek yerlerinden birinde oldu bu olay, oradaki dostlarımızı aradık bir bir, korkuyla. "İyi misiniz?" diye. İçimiz yandı ama yine de bir şekilde "uzaktı" bize. Bir yandan söylentiler dolaşıyordu, başka patlamalar da olacak diye. Doğu'da taş üstünde taş kalmadı, adeta iç savaş var ülkemde. Bir de İŞİD denen bir olay çıktı ki başımıza, aklın alması imkansız.

Derken, zaten korku sarmışken içimizi, İstiklal'de, çok "mantıksız" bir gün ve saatte, her gün geçtiğim yolun üzerinde, bir canlı bomba saldırısı oldu. Benim iş yerim İstiklal'de, biraz daha aşağıda kalıyor bu olayın olduğu yerden. Günler oldu, ben hala oradan geçemedim. Hala o tarafa yürüyemedim. Tam "bize olmaz" diye kendimi avutmaya çalışırken, dibimizde, İstiklal'de böyle bir olay olunca, peşinden bazı iş yerleri tatil etti, konsolosluklar alarm veriyor, bizim valiliklerin bir şey yaptığı ise yok. En çok da "Teröre teslim olmayın canım çıkın sokaklara!" derken 500 korumayla gezenler kırıyor ruhları. Nasıl bu kadar merhametsiz oldunuz? Gelin siz çıkın, sizin evladınız çıksın sokaklara.

İstiklal'de olan olaydan sonra, herkesin kendine içten içe söylediği "Bana bir şey olmaz herhalde canım, birilerine olur - ben duyarım habire." kandırması yerini ciddi bir korkuya bıraktı. Benim ölümle derdim yok ama, "patlayarak" veya kiminin adeta sevindiği "taranarak" ölme ihtimaliyle, evet kesinlikle derdim var. En işlek saatlerde metrodayım, metrobüsteyim, İstiklal'deyim, Beyoğlu'nda - Taksim'deyim. Bu sıkıntı ile yaşamak, "bir şey olmasa da" çok ağır ve kırıcı. İnsan insana bunu nasıl yapar? O adam da düşkün annesine belki, nasıl başkasını evlatsız - annesiz bırakırken yüreği titremez? Akıl almıyor...

Sabah biniyorsunuz metroya, kemikleri ağrıyor insanın stresten. Şu adamda bomba varsa beni ne kadar etkiler diye hesap yapmaya başlıyor beyin, hafifçe arkanızı dönüyorsunuz "güvenilmez tiplere", bir yandan halinize gülüyorsunuz dudak kenarından. Çaresizliği tadıyorsunuz. "Olası saldırılardan nasıl korunmanın 8 yolu" diye haberler çıkıyor magazin yapar gibi, sonra "Alışmayacağız!" diyoruz sosyal medyada. Biz terörle yaşamaya başladık bile. Sokakta herkes tetikte, çıt duyan yerinden sıçrıyor. Geçen gün metroda insanların birbirini nasıl süzdüğünü bir görseydiniz... Ne diyeyim. 

Bir Orta Doğu vardı, arı kovanı gibi. Gidildi, çomak sokuldu, her türlü "artistlik" yapıldı. Bunların bir "cevabı" olacağını ufacık çocuk bile tahmin ederken, bizler umursanmadık işte. Tek dileğim, tüm bunlara sebep olanlar bir biçimde hak ettiğini bulur dilerim. Sırf yiten canların annelerinin duaları bir olsa, yeter sorumluları söndürmeye. Kötülük dilemiyoruz ama, hak ettiklerini yaşasınlar dilerim. Huzuru özledik...

*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder