21 Mart 2016 Pazartesi

Artvin, Borçka'da Bir Gün

Takip edenlerin anımsayacağı üzere, kısa zaman önce 20 küsur yıl sonra doğduğum şehre gittim bir başıma: Artvin-Borçka'ya... Şurada yazdığım Doğu Karadeniz serüvenimin ardından, bir de sadece Borçka üzerine yazmak, sokakları, dağları, renkleri paylaşmak istedim.

Borçka denince akla ilk Karagöl gelir, tam bir doğa harikası... Ben tek başıma, kişisel arabam olmadan gittiğim için bu postta Karagöl'ü görmeyeceksiniz. Lakin Borçka'da günlük yaşama, sokaklara, dükkanlara, dağlara, yeşilin en güzeline dair fotoğraflar ve kısa notlar sizi bekliyor olacak. 

Önce haritadan bakalım neredeyiz:


Karadeniz'in doğusunda, Artvin-Hopa yolu üzerinde, Çoruh nehri kıyısında küçük bir ilçe Borçka. Bulgulara göre, M.Ö. 2000'lerden beri burada yerleşim olduğu tahmin ediliyor, birçok halk gelip geçmiş buralardan işin özü.  2014 nüfus sayımı verilerine göre ise 11.140 kişi bu güzel ilçede ikamet ediyor, Hopa'ya uzaklığı ise yaklaşık 32 kilometre.

İşte  en sevdiğim; çok süslemeden, turistik olmaktan uzak, öyle günlük hayattan görüntüler ve notlar ile, işte ilk nefesimi aldığım yer, Borçka...

*

Yola Hopa'dan Borçka dolmuşlarına binerek başlıyorum. Adeta bir bahar sabahına uyanmışım, yaklaşık 40 dakika sürecek yolculuk için pek heyecanlıyım. Eğer "turist kalmak" istemiyorsanız, Hopa - Borçka arası dolmuşların 10 TL'lik ücretini dolmuştan inerken vermeye dikkat edin. :)


Hopa'dan Borçka'ya gidiyorsanız, "Borçka'ya çıkıyorum." tabirini duyacaksınız büyük ihtimalle. Zira çay bahçeleri, taş köprüler, dağ zirvelerinden süzülen buz gibi sularla dolu yemyeşil dağlara tırmanacaksınız 30-40 dakika boyunca. Bu seyahat süresince pencereden ayıramıyorum gözümü, burada nefes aldığım için öyle mutluyum ki, hayaller alıp başını gidiyor içimde.


Normalde İstanbul'da olsa, halk tarafından ziyaretçi akınına uğrayacak güzellikle dereler, dağ tepelerinden süzülen buz gibi sular, dört bir yanda köprüler, bu yollarda pek olağan.


Bahçelerde kadınlar görüyorum; oturup keyif yapan, çalışan, böyle aslan gibi, güçlü, dinç. Ne başka yaşamlar diyorum içimden, acaba biliyorlar mı ne şanslı olduklarını? Güneşin doğuşunu izleyebildiğin bir yerde, "oksijenin kokusunu" farkedebildiğin bir memlekette.


Derken varıyorum Borçka'ya. Minibüslerden inince ilk göreceğiniz şeylerden biri Borçka Köprüsü. Ben bu köprüyü 1992'den kalma bir kartpostaldan tanıdım yıllar önce. Benim için pek kıymetli bir fotoğraftır bu; eski Borçka'yı görebileceğiniz nadir belgelerden de biridir hani. O zamanlar dar, tek bir yol varmış köprüde; sonradan yan tarafından genişletmişler. Aşağıdaki fotoğrafı çekmek önceden beri hayalimdi, ki o anlarda gerçekten 20 küsur yıldır baktığım bu kartpostalın gerçeğini gördüğüme inanamaz haldeydim. Biraz aşağıda köprü için enteresan, güzel bilgiler de bulacaksınız.


Borçka gerçekten bir avuçluk, kaybolmanızın pek mümkün olmadığı yemyeşil bir doğa armağanı dünyaya. Çoruh Nehri ise Artvinlilerin pek aşina olduğu bir güzellik; bu fotoğraftaki gençler de dev bir balık tutmuştu tam ben geçerken. Aklımda yine buralarda genç olmak, çocuk olmak, buralarda "var" olmak vardı.



Borçka'nın taş, beton, asma, tahta köprüleri; yeşili, havası, tüm renkleri, hepsi İstanbul'u biraz daha 'sevmememe' yardım eder gibi o an. Yaşamak var zira, bir de yaşamak.


Buralarda dükkanı olan veya bir yerde çalışan insanları, mimiklerini izlemek, farkları görmek bile bir zevk ruhuma. Biliyorum çok insan ilk görüşte buralara gelmek, kalmak, yaşamak istiyordur da iki aya kalmadan sıkılacaktır mesela. İnanın öyle değil bendeki, ben buranın çocuğuyum. İstanbul ile farkı o kadar büyük ki her şeyin, aynı maddelerin verdiği hislerin bile.


Uzaktan bakanların nasıl gördüğünü bildiğim için de söylemek isterim ki, Borçka veya benzer ufak ilçeler-şehirler için bilmeyenlerin aklında sosyal anlamda farklı bir resim olabiliyor. Fazla lokal bir hayat beklenebiliyor. Fakat hemen hemen tüm Karadeniz'de göreceksiniz ki buradaki insanların, en çok da genç çocukların büyük şehirlerdekinden sandığınız gibi bir farkı yok. Ağzı açık gezen, modern takılıp klişelerde boğulan kuzey Avrupalı cahil abiler gibi bakmayın yani buralara. Buranın en büyük farkı, büyük şehirlerdekine göre insanların çok daha iyi olması ve bunu "çabasız" yapıyor olmaları. Bu hissi her bir saniye alacaksınız hem Borçka'da, hem Karadeniz'in çoğu köşesinde.


Bir "Borçka Belediyesi" yazısı, bir de 08 plaka gördükçe pek mutlu oluyorum. :) Nerede olduğumu kendime hatırlatmak, ve hatta inanmak için, düzenli aralıklarla haritadan konumumu kontrol ediyorum.


Bir şehir merkezinde bulunurken, öteden dağları görebilmek ne güzel bir lükstür. Ne kıymetli şeydir.


Borçka'nın insanları da bir ayrı güzel. İnanın ben birileriyle sohbet ettikçe, az biraz tanıdıkça İstanbul'daki ben'e üzüldüm. Öyle paranoyak, öyle güvensiz hale gelmişiz ki büyük şehirlerde, burada insanların güzelliğine şaşırıyorum. Garip bir güven var havada, öyle doğal yürekliler ki. İnsan "iyiliğe" de aç olabiliyormuş işin özü, bunu buralara gelirseniz daha iyi anlayacaksınız.


Burası da Borçka'nın bir nevi küçük alışveriş merkezi. Ama "pek tutmamış", öyle dediler. :) 


Burası da belediye binamız efendim. :) 
Yeni binalar revaçta, ama bir bütünlük yok maalesef, keşke bu karışık görüntüye müsaade edilmese de kendine has güzelliğini korusa Borçka. Hafif nasıl desem, "modern stile" yönelme var ama keşke özünde kalsa bu güzel yer... O "modernlikte" pek hayır yok zira.


En güzeli de şu buz gibi sular, o huzurlu sesi, o güzel renkler, hem de her gün! 
Burada yaşamak ne güzel şeydir. Büyük şehirden gidene fazla sakin gelir belki, fakat hayatın özü sakin-düşünmene müsaade eden yerlerde bana kalırsa. Koşmadan, bastığın yerin bile tadını çıkararak, aldığın nefesi duyarak, sükut içinde.


Uzaktan hafif ürkütücü görünen, Çoruh Nehri üzerindeki asma köprü. :) Fotoğrafın altında buradan geçen gençlerin çektiği bir video var, izlemeniz önerisiyle.





En başta bahsettiğim demir Borçka Köprüsü'nden konuşalım biraz. Okuduğum bilgilere göre bu köprünün enteresan bir hikayesi var. Köprü 1933-36 yılları arasında Alman mühendislerce, kaynak olmadan-sadece perçinle yapılmış. Bu Alman mühendisleri Borçka'ya getiren araç, ilçeye giren ilk motorlu taşıt olmuş aynı zamanda. Köprünün ilk yıllarında tek şerit olduğu için, sürücülerin "Önce ben geçeceğim!" kavgaları, inatları hiç eksik olmazmış, bunu Borçka'da bizim meşhur Laz amca da belirtmişti gülerek. Bu tek yönlü köprünün bitişiğine ise, 1996 yılında dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz bir beton köprü-yol eklemiş. 

Tüm bunların üzerine şunu söylemek lazım, köprü fazlaca bakımsız. 08haber'e göre, köprü 1980'li yıllarda yılda 2-3 kez boyanırmış, şu an bu kadar önemli bir köprünün böyle başıboş bırakılması Borçka'ya saygısızlık oluyor kanımca. Bir köprüyü restore etmek çok zor olmasa gerek, gerekli yerlere ben de yazımı yazacağım. Dilerim Borçka'nın en önemli simgelerinden biri olan Borçka Köprüsü ilçeyi daha da güzel gösterecek yakın zamanda.


Bu özel yerin sadece biraz derlenip toplanmaya ihtiyacı var bana kalırsa. Ufak bir şehir bakımı ile çok değiştirip "modernleştirmeden", yeni yapılan binalar aynı telden çalarsa ve öze saygı esasına dayanırsa tam çiçek gibi bir yer olur burası. 


Doğu Karadeniz Günlüğüm yazısında bahsettiğim gibi, bunlar meşhur Kafkas yemeği "silor"un malzemesi. Hopa'dan almıştım bir paket, deneyeceğim 1-2 güne. Bakalım nasıl olacak, yazarım bence onu da. :)


Yüksek dağlara doğru...


Kadehimizi kaldıralım. :)
Aldığın havanın da, çayın da tadı bir başka Borçka'da.


Köprünün hemen yanındaki Borçka dolmuş durağı ve bu cennette büyüyen çiçek kızlar. :) Doğu Karadeniz yazısında da bahsettiğim gibi, belki sıkılıyordur onlar bu küçük yerde. İstanbul'da yaşamak istiyorlardır, onu hayal ediyorlardır belki. Sanırım en iyi yol, bir kez İstanbul'da yaşayıp güzelce bir pişman olup geri gelmek, bu defa kıymetini anlayarak yaşamak bu cennette. Öyle şanslısınız, öyle güzelsiniz ki kızlar, bir bilseniz!


Derken vakit geliyor ve Borçka dolmuşuna biniyorum yine. İçeriden çekiyorum bu fotoğrafı, baktıkça beni gülümseten-özleten fotoğraflardan biri oluyor. Önümüzdeki yıllarda, hani ciddi anlamda, Melerence'yi Artvin'de kalıcı olarak görebilirsiniz. Bakalım.


İşte böyle sayın okur. Bir Borçka ki, hayatımdaki en büyük "iyi ki"lerden biri. İyi ki burada doğmuşum, iyi bu yeşilden almışım ilk nefesimi. Öyle bir yeşil, öyle bir sükunet, öyle iyi kalpli bir memleket ki, Türkiye sınırlarında bulunması adeta bir gurur bize. Dilerim güneşin doğa üzerine doğuşunu izleyebileceğiniz yerlerde yaşarsınız bir zaman... Bir gün mutlaka Artvin'i, Borçka'yı görmeniz dileğiyle. 

Sevgiler,
Melis



3 yorum:

  1. Elinde eski bir fotoğraf yıllar sonra aynı yerde, nasıl aşina bir tat.

    YanıtlaSil
  2. Çocukluk yıllarımın sakin kasabası güzel Borçkam.Yıllar gurbet ellerine sürükledi sonra eğitim vs derken tekrardan biraz zaman geçirme fırsatı buldum babamın emekliliğiyle.Şimdi yine uzaklara gideceğim özlemini hep yanımda taşıyarak....

    YanıtlaSil