17 Ocak 2016 Pazar

1 Fotoğraf, 1 Hikaye #2

İlk postunu şuracıkta yazdığım 1 Fotoğraf, 1 Hikaye serisinin ikinci hikayesinden hoi :) O filmlerden kopma hislerden birini yaşadım bu fotoğrafta; tesadüf müdür bilinmez, yine Yunanistan'da.

Lisede babamla pazarlık yapardık, notların şöyle olursa seni Yunanistan'a tatile göndereceğim, diye. Bu çocukcağızın sevgisi de buydu işte. Onca zamandır dinlediği şarkıları kendi evinde dinlemek, öğrendiği lisanı hakiki sahipleriyle konuşmak istiyor, rüya gibi görüyordu bu ihtimali. Ne de olsa daha önce hiç yurt dışına çıkmamıştı Melerence.


Ardından yıllar geçti, üniversitenin ilk yılında baba ile pazarlıklar sonuç verdi ve Yunanistan'a tur yolu açıldı. Üstelik yalnız gidecektim. Hayatımda sadece bir kere yaşayabildiğim, en güzel-yoğun hisleri bulduğum, aynı zamanda Melis'in ruhuna yaptığım bir yolculuk oldu bu.



Hemen her turistin fotoğraf çektirdiği, Aristotelous Meydanı'ndaki Aristotelis heykeli ve Melerence. 

Öyle bir şeydi ki orada olmak, sanki bambaşka bir gezegen! Kimse dilini anlamıyor, garip bir coolluk var üzerinde (-ki sadece senin hissettiğin). Tam "İstanbul'dayım galiba." gibi hissettiğin anda başka alfabede yazılmış tabelalar çarpıyor karışmış zihnine, her şeyi inceliyorsun yürürken, bastığın yere dikkat veriyorsun. Beynin zorlanıyor, alıştığı hemen her şey farklı burada; o zorlanmanın en yoğun olduğu da ilk kez yurt dışına çıkışı insanın. Bu yüzden derim, gerekirse yakın-komşu bir ülke olsun ama herkes bir kes yurt dışında olma hissini tatmalı bana kalırsa, psikolojik bir olay bu aynı zamanda. Plus, Yunanistan'dı işte benim için, ekstra derin bir seyahatti. Hayatımda çok mutlu olduğum sayılı günlerdendir şu fotoğrafın çekildiği tarih. 

Bir diğer konudur ki, birçok ülke görme fırsatım oldu ama; Yunanistan'a ne zaman gitsem hep tarifsiz, yeni, bambaşka hislerle dönerim. Nicelerine...

*


2 yorum: