21 Ocak 2015 Çarşamba

Bu Haftadan Notlar

Birkaç gündür yazamadım, biraz "ekşınlı" günler geçiriyorum bu aralar.

Laf aramızda, benim notlarım hep AA - BA. Fakat bir ders, daha doğrusu bir "eğitmen" var ki, bütünleme sınavı, kendi dersinden daha kalabalık. Bir haftadır sınava çalışıyordum, hayatımda hiçbir derse bu kadar çalışmadım. İnsanlar son yılında, bari temel şeyleri sorayım da mezun olsunlar demeyi bırakın, soruyu kitabın dipnotundan sormuş. Yani, daha çok duygusal anlamda yorumluyorum bu durumu şu an. O dipnotu çoğu kişinin okumamış olduğunu bile bile bu soruyu bir kurtarma sınavında soran kişi, beni gerçekten düşündürüyor. Başka bir şey demeyeceğim.

*

Hep şikayetlerden gidiyoruz ama, bunu anlatmak istiyorum. Açıkçası ben ne birine "çatarım" kolay kolay, ne de ilgilenirim öyle yok yere sorun çıkarak işlerden. Gerçi bu pek çatmak değildi ama, Hakan Yıldırım diye bir "modacı" var. Hakaan diye bir markası var sanırım. Ben bu adamı bir buçuk sene önce İstanbul'da bir oteldeki etkinlikte görmüştüm, bir çalışandan tarak istemişti hatta. Adam tarağı verdi bu modacı beye, veren kişinin yüzüne bakmadan tarağı öyle bir alışı, tavırları, "ver şunu hadi!" edası falan öyle bir kazındı ki gözüme. Normalde orada çalışan insanlar ekstra hassas olabilir diye güzel teşekkürünü edersin normalde, sağolun dersin, bu ultra modern modacı arkadaş yüzüne bile bakmadı adamın çekip alırken tarağı. Neyse, acayip uyuz olmuştum o gün, kimsin yani sen? O bayıldığınız öldüğünüz modernlik önce insana saygıdan geçiyor, ne sanıyorsa kendini garibim... Neyse! Ben de bu adamı tesadüfen İnstagram'da gördüm. Peace & Love yazan bir fotoğraf paylaşmış, altına şöyle bir şey yazdım: "Sizi bir süre önce İstanbul'un önemli otellerinden birinde, çalışanlara karşı inanılmaz kaba tavrınız ve "ver şunu" falan deyişinizle hatırlıyorum. Ne mutlu ki bugün bunu size ileteibliyorum, size de love & peace." Love? Peace? LAF! 

Sonra bu arkadaş işi gücü rafa kaldırıp benim yorumumu silmiş. Ben de, "Ben de öyle tahmin etmiştim zaten. Silin tabii, kişiliğiniz baki." yazdım, onu da sildi. Yani zaten şaşırmadım da, belki anına denk gelmiş olsa, veya üzülmüş kırılmış olsa, ben olsam "Merhaba, beni böyle anımsadığınıza çok üzüldüm, sanırım ters bir anıma gelmiş. İnanın öyle biri değilim. :)" falan yazardım. Hem iletişimim olurdu böyle bir insanla, bir gönül alırdım, hem de o pek meraklı oldukları "kamuoyuna" naif bir imaj bırakırdı. Böylesi, şaşırtmadı ultra modern modacı Hakaan.

*

Şimdi lütfen dikkat verin bana. 

Geçenlerde herkesin üye olması gereken, LÖSEV'den bir mail aldım. Çok sık geliyor bu mailler kan arandığına dair. Benim kan grubum olunca içim bir cız ediyor imkanım olsa da gitsem diye. Siz sadece kan veriyorsunuz, karşılığında bir cana deva oluyorsunuz, müthiş bir şey! Ayrıca Lösev'den gelen tüm kan aramaları yalnızca lösemi hastaları için değil, kriterleri var mı bilmiyorum ama, diğer kana ihtiyacı olan kimseler için de mail ile ulaşıyorlar gönüllü üyelerine.



Geçen hafta yine bir mail geldi, benim kan grubum, Cerrahpaşa'da. 16 yaşında bir kızın annesi telefonda, konuştuk, haber bekleyeceğim diye anlaştık. Sonra iki gün önce sanırım telefon geldi, acil kan lazım olmuş. Akşam kalktık gittik Cerrahpaşa'ya, bir form doldurdum sadece, ardından kan örneği verdim. Gel gör ki hemşire kan değerlerimin çok düşük olduğunu, benden kan alamayacağını söyledi ve çok üzülerek geri döndük. Ama duyuruyu her yerde paylaştık, haber ettik... Diyeceğim o ki, iki dakika sonra bu kan size de lazım olabilecek bir şey, sizde bol bol olan bir şeyi esirgemeyin insanlardan. Lösev'in sitesine gidip çabucak gönüllü olun o yüzden, gidemezseniz bile sosyal medyada yayınlayın bu haberleri, "kesin biri gitmiştir" de demeyin, inanın öyle değil.

*

Tüm bu ekşınlar üst üste gelince maillerime de bakamadım hiç, hemmen dönüyorum şimdi! Görüşmek üzere, sevgi ve selam ile. :)

Melis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder