21 Nisan 2014 Pazartesi

Bir Seyahat Hikayesi: Amsterdam - İstanbul

İstanbul'dan merhaba!

Dün akşam Amsterdam'da başlayan yol İstanbul'da sona erdi; kısa bir tatile geldim. :) 

Şu bol fotoğraflı, az ama öz yazılı seyahat hikayelerini çok seviyorum ben. Hem anlatılanı adım adım izlemek mümkün oluyor, hem de gidip görmüş gibi bilgileniyor insan. Bu nedenle daha önce İstanbul - Amsterdam olarak hazırladığım seyahat hikayesini, bu defa Amsterdam - İstanbul olarak yazmak istedim. Dolayısıyla bu yazıya Hollanda'nın en önemli havalimanlarından Schiphol ile başlamayı uygun görüyorum.

Öncelikle çok büyük ihtimal ile bu kelimeyi "Şiphol" olarak okuyorsunuz, ben de öyle okuyordum. Fakat Hollanda'da gırtlaklı bir -h sesi ile "Sıhiiphol" olarak telaffuz ediyorlar. Oldukça büyük bir havalimanı olan Schiphol'ün içinde forum gibi bir alışveriş merkezi de var. Genel olarak fiyatlar (tabii ki) daha pahalı diyebiliriz; fakat bir mağazayı yine de tavsiye edebilirim, ayrıntılar yazımızda.




Havaalanı oldukça büyük; fakat İngilizce açıklamalar yardımıyla yolunuzu kolayca bulabilirsiniz. Üstelik bir Hollandalı'ya soru sorarken "Acaba İngilizce biliyor mudur?" diye düşünmenize gerek yok, biliyordur. :)


Yeşil güzelliğe bir bakış.


Nereye, hangi kapıya gitmem gerektiğini THY'nin ismini bularak anlıyorum; yol bulmak oldukça kolay ve pratik.



Check-In makinesini kullanarak biletinizi alabilirsiniz; fakat el bagajı dışında valiz verecekseniz, bu işlemi gişeden yapmanız daha mantıklı.


Makineden çıkan bilet böyle. Benim valizim de vardı, o yüzden gişeye gidip, valizimi verip normal bileti de aldım, "Siz check-in yapmışsınız ama." gibi bir şey de demediler, not olarak.



Havaalanı'nın içinde birçok mağaza var; genelde tuzlu mağazalar, alışverişinizi buraya bırakmamanız tavsiye.


HEMA, işte burası! :) Hollanda'nın çok ünlü bir mağazası olan HEMA, kısaca "her şeyden" satıyor. Ülkede çokça tercih edilen bir mağaza, burada da fiyatlar aynıydı sanırım, en azından şaşırtıcı bir pahalılık yok.


Hollanda'nın en sevdiği renk olan turuncu ve Paskalya kokusu.


Artık alıştım gerçekten, bu çirkin siyah şekerlere bakabiliyorum! Yemek mi? Noo! :) Şu şekeri çocuğa versen ağlar hani, arkadaşlarınızın yüzünü izleyip gülmek için alabilirsiniz. :)


Pek meşhur stroopwafelların mini boy olanı. Fiyatı 1,5 Euro ve hediye etmek için çok uygun.


Artık uçağa giden kapıyı bulup sıraya girmem lazım, burası çok kalabalık!




Check-in işi bitti, valiz teslim edildi. Şimdi tabelaları izleyerek G2'ye gidiyoruz.



İstanbul'da bu sistemden görmemiştim; makineye girip ellerinizi kaldırıyorsunuz, dairesel kapı uzay gemisi gibi etrafınızda bir tur atıyor ve ekranda çıkacak sonucu bekliyor polisler. Ardından tekrar bir polis üstünüzü arıyor ve bekleme odasına geçiyorsunuz. Bir de burada bir polis, Hollandaca olarak "Hollandaca biliyor musunuz?" dedi, ben de "Evet, biraz konuşabiliyorum." dedim. Fakat bir ay önce o hızdan ve gırtlaklı lisandan kelimeleri bile seçemiyordum, o yüzden pek mutlu ayrıldım. :)


Sanırım yalnızca THY'de değil, tüm uçaklarda klasik bir kural ki el bagajınızda yiyecek-içecek taşıyamıyorsunuz. Bu nedenle herkes çantasındaki şişeleri buraya bırakıyor. Benim çantam da yiyecek bir şeyler vardı; ama görmediler, alacağız deseler oturup yerdim vallahi.


Uçağım 14:35'te, az sonra kapılar açılmalı.


Pasaportları seviyorum. :)


Kapıların açılacağını anlayınca geçişe yöneldim ve uçağa ilk ben bindim; evet, anlamsız bir mutluluk verdi. :)


Bence uçak gibi toplu taşıma araçlarında sessiz olmalı. Türkiye uçağı olduğu anlaşıldı, bir hanımefendi uçağın arkasına doğru adeta böğürüyor: "İsmail Ağbiii!"
 Kusura bakmayın, neyse o. Aklımda sürekli ülke, kültür karşılaştırması, "Neden?" soruları dönüyor, ırka ait olmaktan önce insanız, sorgulamadan duramıyorum. Bizim en büyük eksikliğimiz birbirimize saygı ve nezaket.


Hollanda'nın THY'si desek yanlış olmaz; KLM Hava Yolları.


Artık havadayız, yaklaşık 3 saat 20 dakika sonra İstanbul.


Sanırım dünyada herkes en az bir defa uçağa binmeli; o kadar küçük varlıklarız ki... Her şey lego oluveriyor birden, bulutlara yakın olmak çok güzel.


Türk Hava Yolları'ndan bilet alırken, istediğiniz yemeğin çeşidini de seçebiliyorsunuz. Örneğin, vejetaryen olabilirsiniz, veya domuz ürünü yemek istemeyebilirsiniz, veya Hint yemeği alabilirsiniz. Ben "Sebze ve meyvelerle hazırlanan yemek" kategorisini seçiyorum; hafif, güzel şeyler geliyor. Bir de "Müslüman yemeği" diye bir kategori var ki, taktım kafayı. O nasıl bir şey oluyor acaba? Domuz içermediği kesin de, ne gelecek masamıza hani? Üstelik menüde diğer bazı besinlerden uzak duran inançların yemekleri yok maalesef.
 Derken, standart bir menü geliyor. Hostes "Özel yemek siparişiniz var mıydı?" diye sorup, benim yemeğimi ayrı verdi, dolayısıyla sanıyorum ki "Farketmez." diyenler de var.




Zeytinyağı ve tereyağı da verildi menü ile; zeytinyağını çok beğendim.


Zaman geçsin diye bir film seçeyim dedim; Kemal Sunal filmi izlemek istiyordum, fakat Türk Sineması bölümünde Kemal Sunal'ın yalnızca Postacı filmi vardı, çok güzel Türk filmlerimiz var, arşiv zenginleştirilmeli.


Ardından "El Yazısı" ismindeki Türk filmini seçtim, Cansu Dere falan oynuyordu; fakat önyargılarımın beni ele geçirmesine izin vermedim diyelim. :) Hoş bir filmdi; fakat çocuk oyuncuların "İftira!" gibi, söylemelerinin çok zor olacağı cümleler yüklemişler, inandırıcılık durumu biraz sarsıntıda idi. Yine hoş sahneler vardı, izlenebilir. 1,5 saat gibi bir süreyi ardımda bırakmama yardımcı oldu.


Gözüm bir yandan haritada.



Az sonra iniyoruz; İstanbul'a tepeden bakıyorum. Uç kısımda gördüğünüz şey üçüncü köprünün ayakları, şimdi daha iyi anladım nereye yapılıyor yeni köprü. Buradan geçerken insanlardan "Cık cık..." sesleri yükseldi.


Garip hislerle doluyor insan; işte gökyüzünden Boğaz. O kadar hoş fotoğraflar çıktı ki, ayrı bir yazı hazırlamaya karar verdim bu fotoğraflar ile, özellikle Taksim Meydanı'nı gökyüzünden görmek için takipte kalınız bence. :)


Hollanda'dan 21 derece ile yola çıktığım hava, İstanbul'da fırtınalı bir yağmura dönüştü. 


Ardından uçağın önünde bekleyen otobüs ile Dış Hatlar Geliş salonuna taşındı yolcular, İstanbul gerçekliğiyle tanışma vakti.


*

Birkaç gün İstanbul'dayım şimdi, ardından Cumartesi Yunanistan'a geçiyorum. Önümüzdeki hafta da Amsterdam'a dönüş... Bu macera bana en çok daha önce hiç tanışmadığım hisler kazandırdı; evde olmak garip, geri gitmek garip, tekrar Yunanistan'da olmak ise tarif edilmez.

 Güzel, mutlu günlere; dilerim hayalleriniz, hayatınız olur.


*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder