30 Ağustos 2013 Cuma

Selanik'te "Yaşamak"

Yunanistan'a, Selanik'e ilk kez gidecektim. 


Yıllardır şehirle, fotoğraflarla o kadar haşır neşir olmuştum ki, nereden hangi sokağa çıkılır, az çok bildiğimi düşünüyordum artık.


O dönem, Google'a "Selanik'te Hayat" yazıp, gerçek yaşamı, dükkanları, sokakları, doğal insan manzaralarını görmek - bunları görüp tecrübe etmiş birinin yorumlarını bulmak istedim. Fakat, var olan birkaç parıltılı blog yazısı dışında, aradığım gibi "gerçek" bir yazı bulamadım. Her yerde aynı olan birkaç turistik cümleden daha fazlasını, bu güzel şehre vardığımda neler hissedeceğimi tahmin ettirecek fotoğrafları, anlatıları arıyordum ben. Bulamadım. Bu yüzden geçen yıl Selanik'te Hayat 1 ve Selanik'te Hayat 2 'yi kaleme aldım. Geri dönüşlerden ve okunma sayılarından anlaşılıyor ki, iyi yapmışım. :) 

Bu yazıda da birçok gerçek yaşam ögesi, bol ayrıntı, kelimeler, deyişler, bol bol ambalaj görüntüsü ile karşı karşıya kalacaksınız. Benim ambalajlara, poşet ve fişlere ayrı bir ilgim var. Belediye "çöp ev" diye basana kadar biriktirmeye devam edeceğim, yediğim hiçbir şeyin kağıdını, kabını, fişini atmıyorum o yüzden. Yaşanmışlıklar, kaybolmuyor çünkü. Gün gelir, basit bir yemek fişi, en güzel anıları geri getirir yüreğinize.

Bu yıl, Selanik'te daha uzun süre, Selanikli bir dostumun yanında kaldım. Daha çok "oralı" gibi yaşadım, bu şehre hiç gitmeden önce de hissettiğim gibi; Selanikli hissettim. Bu yüzden de bu yazının başlığına Selanik'te "Yaşamak" ı yakıştırdım. Çünkü, aslında, günlerce Selanik'te yaşadım. Tüm bu güzel günleri, tecrübeleri sizlerle de paylaşmak üzere, buradayım. 

Haydi, bol fotoğraf, bol anı ile başlayalım...

*

Selanik.

Benim gönlümün şehri. 

Huzurlu, mavi, geniş sokaklarında esen tatlı rüzgarı ile tam bir Ege çocuğu. Bir yanı çok Avrupalı, bir yanı çok Anadolu'dan. İnsanlar rahat, kimse kimseyi rahatsız etmiyor, yürürken kimse size bakmıyor. Laf aramızda, en çirkin kadınlar bile öyle bir bakıyor kendine, öyle zarifleşiyorlar ki, Selanik'te herkes güzel. Kriz hayatı değiştirmiş; fakat eğlence, tatil, keyif hiç kesintiye uğramamış. Siesta kavramı devam ediyor, Türkiye'deki gibi "can çıkana dek" çalışılmıyor. Birçok dükkanın camında haftalar sonrasına verilmiş bir tarih ile "Tatildeyiz!" yazıyor. Halk pazarı, öğlen saat 3 gibi toplanıyor. Akşam belli bir saatten sonra açık bir yer bulmak çok zor, küçük bir kasaba gibi sessizleşiyor şehir.

Sanki her şey daha pastel Selanik'te. Eski zamandan kalma, modern bir şehir. Tabelalar daha eski stil, yaşam retroyu çağrıştırıyor. Zeytin ağaçları sık sık yolumuza çıkıyor...





Kutsal Frappe

Yunanistan'a, özellikle de Frappe'nin doğum yeri olan Selanik'e giderseniz; soğuk su, Nescafe Frappe, bol buz ve bir miktar süt ile yapılan bu serinletici içeçeğin adeta "kutsallığına" tanık olacaksınız. Sabah kahvaltıdan önce, neredeyse her evde, her masada, hatta "her arabada" ellerde Frappe görecesiniz. Özellikle ünlü bir merkez olan Kamara etrafındaki kafelerde, Frappe olmayan bir masa görmeniz, neredeyse mümkün değil. 

Sıcak bir Kamara gününden kalan Frappe'ler.




Marketlerde satılan "pratik Frappe paketleri".



Selanik'in, "arkadaşlarla buluşma yeri" olan Kamara.




Çay? Ice Tea?

Yunanistan'da, Türkiye'deki kadar kuvvetli bir çay kültürü yok. Özellikle yaz aylarında "Deli miyiz sıcak bir şey içelim?" anlayışı hakim, isteseniz de bulamıyorsunuz. Bunu bildiğim halde, gittiğimiz yerlerde çay var mı diye sormak en büyük eğlencelerimden olmuştu açıkçası. Gittiğimiz bir pastanede, garsona "Çay var mı?" diye sorunca, arkasındaki vitrine dönüp kutu Ice Tea'leri gösterip çeşitlerini saymaya başladı. Biz de gülmeye başladık tabii. :)


Peynirli ve Ayran

"Peynirli" dedikleri bir börekleri var pastanelerde, hakikaten peynirli. Bu isim kalmış üzerinde, değişmemiş; genelde anlamını bilmiyorlar, yalnızca Türkçe bilenler anlıyor. Bunun yanında, "pita" dedikleri, alışık olduğumuz birçok börek orada da var. 

Pita ve ariani.



Ariani, yani ayran, çok revaçta olmasa da; Türkiye'dekine göre kesinlikle daha yumuşak, su konulmadan, yalnızca yoğurt ve sütle yapılan, bir de neredeyse sıfır tuzla hazırlanan bir içecek. Fakat yine de gayet güzel... 

Xalkidiki'den, ariani (ayran) ve su.


Çatalla Yenen Cacık

Yunanca ile en sevdiğimiz kelime benzerliklerinden biri olan "tzatziki (caciki)", Türkiye'dekinin aksine, susuz olarak hazırlanıyor. Salatalık olmasa, biraz naneyi yağda kızdırıp üzerine dökseniz, buyurun "haydari" hani. Dolayısıyla caciki, çatalla yenen ve oldukça sık yapılan bir meze. Benim her yediğim cacikinin üzerinde birkaç şahane Yunanistan zeytini de vardı, bu da olmazsa olmazlardan. Buyurun, aşağıda leziz bir caciki.



Şehrin Zarif Simgesi "Leukos Pyrgos"

Selanik'in belki de en önemli simgesi, Leukos Pyrgos (Lefkos Pirgos), yani "Beyaz Kule". Yolun bir ucundan diğer ucuna, tüm ihtişamıyla dolduruyor sahili. Huzur ve ürperti bir arada, kordon boyunca gözünüzü alamıyorsunuz kaleden. Tam bir tablo benim için, tek başına mutluluk sebebi.




*

Selanik ve Kriz

Bu güzel şehri adımlarken, kapanan dükkanların - kafelerin sayısı, camlara asılmış kiralık - satılık ilanlarının fazlalığı da göze çarpıyor. 

Krizden önce 800-900 Euro olan asgari ücret, aniden 460 Euro'ya düşürülüp, vergiler de arttırılınca, halk belki de daha önce hiç yaşamadığı şiddette bir sarsıntı geçirmiş. 

Selanik'te ortalama (Pek "vasat" ev bulunmuyor.) bir ev kirası 200 - 250 Euro. 

Bütün evlerde uzun balkonlar ve şehre ayrı bir canlılık katan büyük panjur - tenteler bulunuyor.

Neredeyse tüm Avrupa'da olduğu gibi, Yunanistan'da da önemli bir marketler zincirine sahip olan olan Lidl, halkın en sık tercih ettiği süpermarketlerden. 

Hayat, Euro ile yaşandığını için bir nebze daha pahalı. Örneğin, Türkiye'de "Her şey 1 lira!" denen dükkanlar, Yunanistan'da "Her şey 1 Euro!" olarak mevcut; yani, aslında orada "her şey 2,5 lira". Dolayısıyla, Euro nedeniyle, hayat bir nebze daha pahalı diyebiliriz.

Selanik, Türkler ve Türkiye

Taksim olayları, başbakan, İstanbul trafiği, Türk kültürü, biri bitip diğeri başlayan Türk dizileri, paralelinde "Ezel" ve bunun gibi konulara dair birçok soru ile karşılaştım. Benim arkadaşım Yunan; fakat az çok Türkçe de konuşuyor. Eğer girdiğimiz dükkanlarda, o an Türkçe sohbet ediyorsak, önce İngilizce olarak yardımcı olmaya çalışıyorlar, biz Yunanca konuşunca ise hemen hikayemizi, nereli olduğumuzu soruyorlar. Arkadaşım "Ben buralıyım, o İstanbullu." deyince, sohbet başlayıveriyor zaten. :)

Yunanistan vatandaşları, bırakın vizeyi, pasaport bile gerekmeksizin, yalnızca kimlikleri ile Türkiye'ye giriş yapabiliyorlar. Hem bu yüzden, hem Avrupa ülkesi olduğu için, hem de genel olarak kültürde bulunduğu için, Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen çok insan var. Atina 6-7 saat, İstanbul 10 saat. Ayrıca gerçekten değer verip, merak ettikleri bir şehir İstanbul; üstelik, nispeten daha ucuz. İnsanlar İstanbul ile ilgili birçok şey biliyor. Bir dükkanda sohbet ettiğimiz hanımefendinin dediği cümle ise bu durumu kanıtlar nitelikte: "Bana sürekli, İstanbul'a asla kendi arabamla gitmememi söylüyorlar." 

Trafiğimizin ünü sınırları aşıyor!

Çarşı ve Hediyelik Eşyalar

Aristotelous, Kamara ile Rotonda'ya çıkan Navarinou Meydanı ve Tsimiski Caddesi, şehrin en merkezi ve önemli bölgelerinden. Burada birçok hediyelik eşya mağazası da bulunuyor. Aynı şekilde sahil şeridinde bulunan, periptero denen büfeler de, hediyelik eşya işini üstlenen diğer yerlerden. Daha sonra Selanik'ten neler aldığımı gösteren geniişçe bir yazım da olacak; fakat şimdilik, buyurun Selanik sokakları...



Meşhur Selanik Televizyon Kulesi.


İlektra'nın tonton poğaça arabası.





Geniş balkonlu, güzel Selanik evleri.


Sağolsun, bizleri de unutmamışlar. :) 

"Hangi Türkiye? Hangi Türkler?" isimli bir kitap.


Xalkidiki'den...






Xaris Aleksiou konser afişi.


"Kitaplar sadece 1 Euro!"


Selanik'in Ayasofya'sı.



Goody's, Yunanistan orijinli bir fast-food restaurantı.



Noktayı, meşhur Yunan Salatası Xoriatiki, bir başka lezzetteki Yunanistan zeytinleri ve Barbagianni ile koyalım...


*

Benim için ikinci memleket bu şehir, onun adına - onun aşkına yazmaya devam edeceğim.

Sizleri, huzurlu, mavi bir yolculuğa çıkarabilmiş, "Selanik'e gitsem nasıl hissederim?" sorunuza bir nebze de olsa cevap olabilmiş olmayı umuyorum. Yunanistan'da geçirdiğim günlere, yaşadıklarıma, hayran kaldıklarıma dair birkaç yazım daha olacak. O zamana dek, görüşmek üzere diyelim, na eiste kala...


Sevgiler,

Melis

3 yorum:

  1. Σας ευχαριστούμε πολύ αγαπητή δεσποινής Melis να σται καλά !

    Μουσταφά Γιαβάς
    Από την Πόλη

    YanıtlaSil
  2. Biliyorum cok gec kalmis bir yorum, fakat malum, belli konulari merak etmedikce bloglari kitaplari karistimayan bir cogunluguz. Yaziniz gercek anlamda bir rehber olmus; "Selanik'te Yasam 101" dersi gibi:) Cok tesekkur ederim, okudum hissettim, baktim hissettim. (Kendi adima,) sehirleri, ulkeleri "panoramik" tanitan- o sehre girmeden sehri anlatma havalarina giren- yazilardan hoslanmiyorum. Sizinkisi yapayliktan cok uzak bir anlati olmus. Ariani, peynirlisi, okuduklari, dinledikleri, yasadiklari, kisaca tum detaylar cok canli, cok (Selanik'te) yasama dair. Siz artik bir Selanikli olmussunuz. Kisaca tesekkurler:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu sabah işe giderken okuyorum, çok mutlu oldum, teşekkür ederim. :) Dediğiniz gibi biraz eskice bir yazı ama yazdıklarıma bir baktım da hala günceller esasen. Büyük saygı duysam da "gezi yazısı" gayesi gütsem çok duygusal yazılar çıkmazdı belki, o yüzden "gezi günlüğü" daha iyi oluyor bana. :) Vaktinize sağlık, sevgiler...

      Sil