22 Ağustos 2013 Perşembe

Selanik'ten...

Ancak toplanan güç, yaşanana sevinmek ile var olana memnuniyetsizlik arasında yürüyen hisler, tarif edilemez güzellikte anların birer "anıya" dönüşmesinin verdiği his... 

Birkaç gündür Selanik'teydim.

Tam karşıda, yolun diğer ucunda beliren Beyaz Kule'ye bakarak, sıcacık parlayan akşam güneşinin altında yürüdüm günlerce. Sabah kahvaltıdan önce içilen buz gibi Frappe'nin adeta "kutsallığını", küçük Maria, Giannoula, Niko ve Odisea ile sohbet etmenin keyfini yaşayarak, denizden gelen rüzgarın evin önündeki koca çınarı hışırdatmasıyla uyandım her sabah...

İstanbul'da, benim evden okula gittiğim vakitten daha kısa sürede Halkidiki'ye sürdük arabayı sonra. Kumsal'a serdiğimiz örtü üstünde açtık kalamarı, Yunan işi tuzsuz ayranı... Kimsesiz denizin güzelliğinde, annesine denize nasıl koştuğunu göstermek isteyen küçük çocuğun "Mama koita, ti tha kanw twra!" (Anne bak, ne yapacağım şimdi!) diye bağırmasını dinlerken gülümsemeyle, her çocuk aynı dedim içimden; dil başka, doğa aynı...

Derken, döndük İstanbul'a. Huzur'dan çıktık yola; indik Bayrampaşa'da. Acaba, şaka yaptığım gibi, kültür şoku mudur bu dedim; yok. Henüz ismini koyamasam da, biliyorum, İstanbul üvey anne bana.

Bol fotoğraf, bol anı ile, yazacağım birkaç güne. Şimdilik şöyle buyurun...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder