22 Ocak 2018 Pazartesi

Hollanda Günlükleri - 16

2018'in ilk günlüğünden herkese selamlar,

Sanırım bu yıla şöyle bomba gibi bir giriş yapacağız; zira son zamanların en dolu dolu Hollanda günlüğünü okumaktasınız sayın seyirciler. :) 2017'nin sonlarından başlayıp, 2018'in ilk günlerine doğru bakalım neler olmuş, neler yapmışız, neleri not almışız...

Bir keşifle başlayalım. 
Jumbo ünlü Hollanda marketlerinden; paketin üzerinde "pirinç tatlısı" yazıyor, yani baya baya sütlaç bu şekerim diye denemek istedim. Hafif bir vanilya aroması alsam da gayet güzeldi.


 Ben öyle sıkı kahvecilerden değilim, hatta geldiğimden beri hiç Starbucks'a falan da gitmediğimi fark ettim. Ama 2017'nin son günlerinde, dışarıdaki kardan da gaz alarak bir kahve içelim dedik şehrimizin Starbucks'ında. Pek de iyi geldi. Kahveyi çok sevmeseniz bile, şöyle benim gibi yumuşak tatta bir kahve yudumlarken, dışarıda pıtı pıtı kar atıştırması ayrı bir tatlı.


 Dikkat, bu "pıtı pıtı kar atıştırması" değildir. :) Şöyle bir 3-5 gün baya karlı gezdik bu sene. Onun dışında yine kulak kesen soğuk tadında takılıyoruz bu kış da. Ama geçen sene 2 gün böyle yalandan kar yağıp hemen erimişti, bu sene baya tadını çıkardık.




 Son zamanlarda -güneş de olmayınca doğru düzgün- terapi olarak kendimi mutfakta buluyorum. Eh, haliyle markette de kendimi habire un alırken bulunca sevdiğim bey "bak alıcam şu bütün paketi yeter aaa" dediğinde hemen bu şansı değerlendirdim ve AMA ALICAM DEDİN şeklinde durumu provoke ederekten kucakladım geldim unlarımı.

 

 Yakınlarımın bileceği üzere, ben çikolata sevsem de kakaolu pastalar falan yiyemiyorum. İçim bayılıyor, bir pasta kakaolu çıkarsa yas tutuyorum, bir çatal bile alamıyorum yani. Laaakin gelin görün ki geçenlerde bir ıslak kek - brownie yaptım ve ben de şaşırdım, o kadar güzel oldu ki bulduğum tarif, bir dilim yemiş bulundum. Çok güzeldi valla.

 

 Hollanda'da değil de, Portekiz'de falan yaşasam ne yapardım? Bakınız marketteki kefir ve sağ üst köşedeki ayran paketleri.

 

 Hollanda'da iyisi bulunan şeylerden biri de balık bence. Hele böyle koca bir balık alıp içini yeşillikle doldurup, zeytinyağını da gezdirdin mi adeta bir lokum oluyor.


Geçenlerde çalıştığım ofiste "language day" oldu; yani her departmandan aynı dili konuşan insanlar, aynı bölümde oturup çalıştı. Tabii bu fırsatı kaçırmayarak hemen her grup da kendi yemeklerini getirdi ve insanlara tanıttı, ikram etti. Ama Amerikan grubu donut getirmişken bizim böööyle oluşumuz no comment. En iyileri Türkler, Yunanya, Arap coğrafyası ülkeleri idi.


 EVET SAYIN SEYİRCİLER, ŞİMDİ SİZLERİİİ DÜNYANIN EN GÜZEL İCADIYLA TANIŞTIRIYORUM: Enter yastığı. Allah'ım bu ne güzel bir şey, tam ihtiyacım olan şey!!! İçindeki düğmeye bağlı bir USB var ve bilgisayarda entera basacağınız falan yastığa bir yumruk çakıyorsunuz. Nasıl rahatlatıcıııı...


 Annnnd hastane. Allah beterinden saklasın ama ne çok hastane işimiz oldu bu ara; insan hakiki manada sağlığın değerini daha iyi anlıyor. Bir de hastanede beklediğim günlerden birinde geçen yıl vefat eden pamuk anneanneme çok benzeyen bir kadın gördüm, onu da hiç unutmuyorum. Duruşu, vücut yapısı, saç rengi, çok çok benziyordu. Zor tuttum kendimi gidip sarılmamak için.


 Ve efendim, geçenlerde Amsterdam'daki meşhur çiçek marketinde (bloemenmarkt) bir vlog çektim, kısa film tadında ne var ne yok gösteren bir video yani. En kısa zamanda onu yayınlayacağım ve postunu da ayrıca yazacağım. Çiçekten başka da ne ararsanız var zira.
 

 Uzun süre hayatımızı neşelendiren bir olay oldu noel ve yılbaşı dönemi. Noel babiko bu yıl da bizi unutmamış sağolsun. :)


 Ama tabii bakış açısı sonuçta.


 Ben fırsattan ve ülkenin bu ışıl ışıl halinden istifade hemen bu yıl göndereceğim kartlarımı hazırladım ve bulduğum her huzurlu ortamda yazdım da yazdım.
Bu arada burası meşhur bagelcimiz "Bagels & Beans", tüm Hollanda'da var burası ve pek güzel.


 Zarfların arkasına bunlardan koydum ve en son anladım ki bunlar küçük kartçıklarmış, içi küçücük açılıyor yani ve bir şey yazıp - kapatıp direkt yapıştırıyorsunuz. Lakin gelin görün ki Türkiye'de gönderdiğim çoğu zarfta bu etiketlerin o ışıltılı kapak kısımları hep koparak ulaşmış. Tazmanya canavarı parçalamış gibi vallahi kim ne yaptıysa artık...


 Ben pulları çok seviyorum. Kötü şöhreti olmasa pul koleksiyonu yapacağım vallahi. Bu sene Aralık ayına özel basılmış pul setini aldım Kruidvat'tan, bizzat ben yapıştırdım zarflara ve terapi geldi adeta. Hollanda içi için 1 pul, yurtdışı için 2 pul koymak gerekiyordu.


 Güzel ve güneşin parıldadığı bir Aralık sabahında merkezde gezinirken Melo... Bu beremi çok seviyorum, sizce de çok ponçik değil mi? Yooo önce çok pahalı diye almayıp, unutmuşken indirimde denk gelmemle bir alakası yok bence...


 Viiii... Ne güzel...


Bunu da çok kısa zaman içinde yazacağım ama; misafirlerimiz vardı ve Almanya Weeze Havalimanı'na bıraktık onları. Hazır Almanya'ya girmişken bir şeyler yapalım dedik ve bu çok acayip mekanı bulduk. Bu başka yazının konusu ama Almanya ve Hollanda çok farklı yerler ya. O kadar yakınlar, benzer halk falan denir ama çooook farklılar. Bir defa bugüne kadarki gözlemlerime göre -kimse kusura bakmasın- ama Almanlar daha kaba, daha suratsız, şefkatsiz, kesinlikle daha az gülümsüyorlar, hatta gülümsemiyorlar, kendilerince Alman olmayana karşı aşağılayıcı bir tavır hissediyorsunuz çoğu yerde. Hollanda oraya göre çoooooooook daha huzurlu, insanlar daha güleryüzlü, mutlu; ne bileyim her Almanya'ya geçtiğimde markette bile fenalık geliyor insanların tavırlarından. Neyse. Devam edelim.


 Hollanda'da patates önemlidir, patates kızartması da öyle. Bu mekanı da not edeceğim buraya ama birçok yerin aksine dondurulmuş patates kullanmadan şahane "pataat" yapıyorlar. Ayrıca burada klasik olan patatese sadece mayonez koymaktır, başka bir şey istiyorsanız ayrıca belirtmek gerekir çoğu yerde.


 Son zamanlarda beni en çok dinlendiren şeylerden biri... Binbir çeşit yeşillikle aromalandırdığım zeytinyağlarım. Zeytinyağcısı olsam, Ayvalık'a gitsem ders falan alsam bir dededen, öyle şeyler geliyor aklıma hep.


 Ve! Güzel bir haberim var.
İnstagram'dan Melerence'yi takip edenler bilir fakat yakında sizinle Hollanda müzelerini gezeceğiz! Daha doğrusu ben gezmeye başladım ama yakında seriyi de başlatacağım. Çoğunda vlog da olacak; en bilineninden ufak bir şehirdeki az bilinenine kadar... Çok heyecanlı bence. :)


 Hollandaca'yı seviyorum; ama anlayınca daha çok seviyorum. 
Gandhi'nin torunu diyor ki: "Her gün daha iyi bir insan olmaya çabala."


Veeeee.....
Beni bu ara en en en mutlu eden şeylerden biri, Kitap Yurdu'ndan toplu bir sipariş verdim ve uzun zamandır aklımda olan bütün kitapları aldım. 3 güne falan kapıya geldiler, adeta gözyaşları içinde açtım o koca kutuyu. O kadar mutlu oldum ki, şu an 4 kitap falan okuyorum beraber, hepsi çok çok istediğim kitaplardı zira. Yakında bahsederiz belki, ne dersiniz?


And Sevilla! Bir süre önce, taaa şurada yazdığım Flamenco aşkımdan dolayı çok görmek istediğim Endülüs topraklarına ayak bastık. Nasıl zarif, nasıl ferah, turunç ağaçlarının sokaklar boyu sürdüğü bir şehirdi burası böyle... Hatta ilk yazıyı tam şurada yazdım dün, devamı da hızla gelecek efendim.


Castañuelas! Flamenco'nun ruhtan gelen ritmine destek olan o güzel aksesuar. Uzun zamandır kendimi minimalizme yakın hisseder iken, İspanya'dan aldığım az ve öz şeylerden biri oldu muhakkak. Her ne kadar şu an sadece kaşık havası çalabilsem de derslere başladık bakalım. :))

 
 

Birkaç gün önce Hollanda'da kırmızı alarm verildi fırtına için. O gün de işe gidecektim, tamam dedim dönüşte en fazla direkt trenler iptal olur sabahki gibi. Lakin gecenin körüne kadar sıfır tren vardı ve resmen Amsterdam Tren İstasyonu'ndan mahsur kaldık. Şimdi anlatırken komik oluyor ama o zaman pek değildi. :)) Daha doğrusu son saatler artık komikliği kalmadı yani, ana baba günüydü ortalık, çay kahve ikram etmeye falan başladılar. En son Utrecht'e bir tren gitti, haydi dedik az da olsa eve yaklaşalım. Sonra oradan bizim şehre olan tren iptal olunca dedim yeter otele gidiyoruz ben bayılacağım şimdi. Zaten bir takım sağlık durumlarım var ve gereğinden fazla ayakta kalıp üşümüştüm o saate kadar. Baya ülkede 4 kişi ölmüş hani; uçan çatılar mı dersiniz, -Hollanda klasiği- kırılan kökten sökülen ağaçlar mı... Değişik oldu yani. Buranın depremi falan yok ama busu var işte.

*

Güneşi çok özledim. Bu kış bana sorarsanız hızlı geçti ama ağaçlarda tomurcukları görmeyi, belki de Hollanda'ya en çok yakışan mevsimlerden baharı tekrar buyur etmeyi, adeta dört gözle bekliyorum şu günlerde. Neyseki az kaldı, Şubat'ta doğa biraz uyanmaya başlar, Mart'ta da iyice bir gerinir esner, Nisan'da artık bizi güzel çiçeklerle sevindirir sanıyorum...

*

Bu aralar düşünüyorum da, bize can sıkıntısı veren şeylerin etmelinde hep "beklenti" var. Keşke diyorum, öyle bir kurtulsak ki egomuzdan, ama öyyyle bir kurtulsak ki; sıfır beklentiyle yapsak her şeyi. Elimizden geleni yapıp geri çekilsek, ne teşekkür beklesek ne iyi ne kötü haber; sadece yaşamaya devam ediversek öylece, huzurla, biz bize. Çalışmalarımız devam etmektedir...

*

Aldım tabii, 2018 için yeni kararlar almaz mıyım! Bu fırsat kaçar mı? :p Ama bu sene yazmayı değil de, "göstermeyi" tercih ediyorum galiba... Bu yeni kararlar yük olmadan omza; ertelemeden, yapılıp, gösterilmeyi, yaşatılmayı hakediyor. Zaman çoook hızlı geçiyor; atalete yenilmeyiniz, kendinizi yakanızdan tutup kaldırınız canım okur... Sonra inanın, kendinize teşekkür edeceksiniz. Harekette bereket olduğu en büyük gerçeklerden.

*

Huh! İşte böyle sayın okurcuğum; uzun zamandır biraz ara vermiştim bloğa ama hızlı bir dönüş yapıyorum şu ara. Siz nasılsınız görüşmeyeli? Neler yapıyorsunuz? Bakın Ocak bitti bile, hop Şubat da geçer; Mart geldi Mart... Haydi meşhur mart ayı şiirimi de tam buraya bırakıp kaçıyorum, ritmik bir melodiyle okumayı unutmayın. :)

Sevgileeer, selamlar, bol huzurlar...
Melis


2 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Fotoğraflar da çok güzel. Beklentiyle ilgili görüşünüze katılıyorum. Dış motivasyona ihtiyaç duymadan yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Turgay Bey, selamlar bizden. :)

      Sil