2 Haziran 2017 Cuma

Insanlar, insanlar...

Bu bloğu açtığımda yazıp rahatlayabilceğim, yazdıklarımı arşivleyebileceğim, bir de öğrenip gördüklerimle birilerine yardımcı olabileceğim düşünceleri vardı içimde. Sonra işler biraz kendini aştı.

Sağolsunlar zaman zaman bloğu okuyanlar yorumlar bırakıyor, bir şeyler soruyor veya bildiğini paylaşıyor. Bu o kadaaar güzel bir şey ki. O kadar çok oldu ki işten çıkmış yorgun argın eve doğru sürünüp giderken bir yorum okuyup "Allah'ım ne tatlış insanlar var yaa" diye kocaman gülümseyip seke seke gittiğim. 

Veya biri yorum yazdığında veya mail gönderdiğinde "bütün yazılarını okudum, şu an 2014'teyim" vesaire dediğinde o verdiği zaman o kadar kıymetli ki. Gözüm falan doluyor böyle. Çünkü ben burada tek bir konu üzerine karalamıyorum. Hollanda ve Yunanistan ile ilgili postlar bol doğrudur; lakin en duygusal anımda da girip buraya yazıyorum - en dolduğum anda da, kimilerinin müthiş arabesk bulabileceği konular yazdığımda da. Ama işte her insan aynı şeyi anlamıyor.

Yazmak benim için gerçekten özel bir olay; iyi mi yazıyorum kötü mü bilmem - veya bunun iyisi kötüsü olur mu onu da bilmem. Tek bildiğim hakikaten hissederek yazdığım ve yazarken çok iyi hissettiğim. Sanırım bu yorumların, maillerin manası o "paylaşmak" fiilinin sansürsüz yaşanmasından... Ben bir şey paylaşıyorum, diğeri bildiğini paylaşıyor, diğeri endişesini yazıyor, kimi mutluluğunu paylaşmak için bana - tanımadığı birine yazıyor... Arada bizzat yaşadığımdan biliyorum, kimi insanlarla kodlarımız çok yakın yazılıyor, ki bu pek nadir bir şey. Bazen kodlarımızın benzer olduğu insanlar kendini buluyor mesela kelimelerde, bir sohbete başlıyoruz ki eyvah eyvah. Bu yazıyı mesela kim niye sonuna kadar okusun? Ne bir şey anlatıyorum adam akıllı, ne bir şeyin fiyat bilgisini haber ediyorum, ne bir öneri veriyorum. 

Bu yazı "paylaşma" yazısı, bu yazıyı ancak kodlarımızın yakın olduğu kimseler merakla okur.

Bir de kötüler var. Eleştiriden bahsetmiyorum, baya kötü insanlar yazıyor bazen. Arada yorumlarda görürsünüz, çoğunu bizzat tanıyorum biliyorum, sanmıyorum yani "biliyorum", gelip adeta kusuyor burada mesela. Ahh demek istiyorum ne yaran varmış be arkadaşım. Onlara karşı bile o kadar hissiz oldum ki, hiç kızmıyorum ama bazen üzülüyorum. Ama güzel, içten yorumların yanında bunlar o kadar az ki, çok da önemsemiyorum. Sadece kötülükle yorum yazanları hatırladıkça gerçekten üzülüyorum. 

Mesela iki klasik grup var; biri Avrupa'ya dair doğru da olsa tek iyi bir şey söylediğinde saldıranlar, diğeri de Avrupa'ya dair negatif eleştiri yaptığında saldıranlar. Bu ara ara fix gelir yani, komik geliyor okuyunca ama aklıma takılıyor yine de, hala olamadık taş.

Bu ara mesela günlerce hiçbir şey paylaşmasam da her gün yüzlerce kişi aklımdan, elimden çıkan kelimeleri okuyor. Korkunç bir şey! Bazen bir şey yazacak oluyorum yine rahatlamak için, kendimi böyle "Yazsam mı bunu şimdi, bir kesim hiç hoşlanmayacak ama?" derken buluyorum. Sonra diyorum höyt kızım ne diyorsun, yaz geç. Beğenmeyen okumaz, o yüzden hakkımda kısmında "okurlara karşı sorumluluk hissetmiyorum" yazıyor. Naçizane işte burası da benim dünyam, benim yaratılışımın çıktıları. Bir de laf aramızda konuşuyoruz diye yazıyorum, karşı değilim ama bu bloğa mis gibi reklam da alırım yani. Ama samimiyetsiz geliyor, zaten var olan komik rakamlar için o kaliteyi, samimiyeti düşürmek istemiyorum. Reklam alanlara bir şey demiyorum, güzel bir şey emeğinden gelir elde etmek ama Melerence için uygun değil belki. En azından şu anda böyle geliyor bana.


İlk başlarda maillere çok çabuk döner, uzun uzun yazardım. Gerçi şimdi de uzun yazıyorum ama daha geç dönebiliyorum artık. Bir de o kadar saçma şeyler soranlar isteyenler oluyor ki bazen, cidden insan psikolojik duvar geliştiriyor sonra çevreye karşı. Büyük ihtimalle bana ilk mail atanlar "ay ne mendebur kız" falan diyorlardır. Çünkü başlardaki tatlılığımın bedelini ödedim a dostlar. :)) Pişman ediyorlar sonra, samimi yaklaşımınızın beledelini ödetiyorlar yani, böylesi mis. Bir defa birine yardımcı oldum gayet mesafeli, iki mail sonra "yazdıklarınız benim için çok özel, onları ilk ben okuyabilir miyim" demişti mesela; gülsem mi ağlasam mı şimdi? Sonra benzer bir vakada iki adım geri duruyorsunuz işte. Ben bir şey bekleyerek yazmıyorum cevapları, hoşuma gidiyor yardım etmek ama bir sayfa emek verip bir teşekkürler duymamak bazen insanı üzüyor. Telefon numarası isteyenler mi dersin, copy paste edip Google'a yazsa cevabı bulacak şeyleri soranlar mı dersin, konu kısmına bütün maili yazanlar mı, blogda 150 kere yazdığım şeyleri hiç bakmadan soranlar mı; insan sarrafı nokta kom yani. :)

Velhasıl, duygularını paylaşan, buralarda bir parça da olsa kendini bulan, iyi niyetli, iyi kalpli herkese kapımız açık efendim. Şu standart yaratılışım sizlerle konuşmaktan çok mutlu oluyor, bir nevi aklanıyor, bir nevi kutsanıyor, değer kazanıyor sayenizde. Sohbet etmek, duyguları çarpıştırmak pek güzel şey. Bu yazıyı kötü niyetle yazılan "adsız yorumlara" değil, hiç tanımadan içinizi döktüğünüz güzel gönüllerinize, iyi niyetli yol arkadaşlarıma ithaf ediyorum o yüzden.

Blog olayının en güzel yanı sizsiniz, iyi ki varsınız.

Sevgiler, selamlar...

Melis



12 yorum:

  1. İyi yazıyorsun, Melis (en azından benim kriterlerime göre). Yazdıklarının çoğu yararlı ve okunmaya değer. Umarım, dilerim, yazmaya devam edersin.

    YanıtlaSil
  2. Öyle güzel ki yazdıkların, Yunanistan'a dair merakımdan başladığım yazıların şimdi uzaktaki bi' tanıdığın mektupları gibi oldu. Yani ki yazmaya devam et, kod kardeşliği adına belki de;)

    YanıtlaSil
  3. Ben senin yazılarını okumaktan çok mutluyum ve sık sık girip bakıyorum yeni yazı var mı diye. Kodun koduma denk düştü, bence hep yazmalısın. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok mutlu oldum, hoşgeldin. :)

      Sil
  4. Blogunuzu ara ara kontrol edip zevkle yeni eklediklerinizi okuyorum. Okunup yorum yazilan blog sahibi olmak ayricalik. Herkesi mutlu etmek zorunda degilsiniz, gonlunuzu ferah tutun. 3 kere Hollandayi gordum, ben sevdim kisa sure icin. ozgurluk ve guven hissi cok farkli..

    YanıtlaSil
  5. Beton yığınınından ibaret Ankara'da ruhumu maviyle doldurduğun için teşekkür ederim Melis abla! Seni seviyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim, senin ruhun hep mavi! Yakında çekip saracak seni maviler, merak etme hiç...

      Sil
  6. Güzellik kelimesinin anlam kazanmış hali olarak karşımdasın yine. O kadar naif ki samimiyetin. Bazı insanlar vardır misal, onu sevmeyen hiç kimsenin onun ile anlaşması mümkün olmaz. Bazı insanlar vardır her görenin içinin kaynadığı. Bazıları da vardır ki iki kapısı olan gönlünde, birinciyi geçmek için herkesin izninin olduğu ama ikinciden yalnızca ruhlarının uyuştuklarının girebildiği. Bence sen üçüncülerdensin ve ben ikinci kapıdan geçtim :). Bütün samimiyetini, içtenliğini en içimden hissedebiliyorum. Bu yüzden iyi ki varsın gönüldaşım :) :*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine kendi görüşünün güzelliğinden hak etmediğim kadar güzel şeyler yazmışsın... Hoşgeldin!

      Sil