3 Ekim 2016 Pazartesi

Hollanda'ya taşındım.

Başlık yeterince net olduğuna göre, konuya girelim.


Blogda da –elbette- yazacağım şahane bir Girit tatilinin ardından, geçtiğimiz cuma günü, resmen ve fiilen, görünen o ki kalıcı olarak, Hollanda’ya taşındım. Beklediğim üzere hayatım oldukça ani bir biçimde, oldukça sert bir biçimde değişti. Ailemden uzağa gitmek, bir evi geçindirmek – idare etmek, ne bileyim sürekli yemek yapmak zorunda olmak gibi enteresan değişiklikler? Misal az önce fırından yemek çıkardım yazıya ara verip, gibi. 

Üniversitedeyken bir dönemimi Hollanda’da okuduğum için Hollandaca’yı orta şeker biliyorum. Lisan bilmek kadar önemli olan bir diğer olay da, ne mutlu ki kültürü tanıyorum yine hatrı sayılır derecede. Buna rağmen ilk kez karşılaştığım milyonlarca şey var elbette; sarsıldığım, güldüğüm, ‘oha be medeniyete bak’ dediğim veya çok saçma bulduğum bir ton şey. Bunların hepsiyle boğuşmak, alışmaya ve kavramaya çalışmak ayrı birer olay malum.
Birkaç gün önce geldim buraya ve geldiğimden beri ev yerleştirip eksikleri almakla ilgileniyoruz. Çıkıp markete gidiyoruz misal, tanımadığım binlerce ürün. Binlerce sos, binlerce garip meyve-sebze bana bakıyor. Elbette alışıp tanışacağız, daha bir hafta bile olmadı geleli ama, bu garip psikoloji içerisinde bulunmaktan garip bir haz alıyorum doğrusu. Zira her bir ‘ilk defa hissettiğim his’ beni mutlu ediyor.


Dün yüz temizleme ürünleri satan bir yere girdim. Az çok anlıyorum üzerinde yazanları; ama bazı ürünler var ki sadece Hollandaca ve Fransızca yazıyor mesela. Tamam make-up diyor, temizleme diyor ama göz için kullanılır mı emin olamıyorum mesela; var olan Hollandaca bilgim ile ogen kelimesini arıyorum; haydi bunu anladım diyelim, “gözenekleri sıkışlaştırır’ı anlayacak Hollandaca’m henüz olmadığı için oflaya puflaya İngilizce’ye geçip soruşturuyorum. Tabir-i caiz ise bu tarz anlarda kendinizi dünya üzerindeki küçük bir bok gibi hissediyorsunuz sayın okur; aciz, çaresiz, darlanmış. Lakiiiin sanmayın ki umutsuz bir durumdur bu; tam aksi! Hollandaca’yı seviyorum ve bu tarz zorda kalmalar –geleli 4 gün de olmuş olsa çok iyi konuşma isteğiyle dolup taşıyorum- bana inanılmaz yardım edip tatlı bir hırs veriyor. Hep şey diyorum mesela “Bu lisanı öyle ruh hastası kadar kısa bir sürede öğreneceğim ki arkadaşlarına benden bahsedeceksin.” gibi. Böyle psikopat gaza gelmeler bana inanılmaz bir güç veriyor. Her ne kadar hemen herkes İngilizce bilse de,”Sorry, I don’t speak Dutch.” lafını kullanmamak için elimden geleni yapacağım aşikar.


Dİğer yandan, zaten sevdiğim ve alışkın olduğum üzere, burada yalnızlık ve sakinlik hoşuma gidiyor. Biz farlı şehirlere dağılmış bir sülale olduğumuzdan gelenimiz gidenimiz yoğun olmaz idi, buradan doğru evde sakinlik - yalnız kalmak adeta "aradığım" bir şeydir hep. Şimdi aldım misal şarabımı, en sevdiğimi açtım Chopin'den, yazıyorum, ruhum nefess alıyor, öyle yorulmadan - sakin. Kağıt işleri hallolana kadar çok panik yapmadan lisanımı pekiştirecek, yaşamım için ufaktan planlar yapacağım şimdiki düşünceme göre. Sanırım şansımdır ki çok küçük bir yaşta geldim buraya, bunu kullanmak ve yılların öyle patır patır geçip gitmesine izin vermemek niyetindeyim, lakin bakacağız. Elde ne var, ne istiyoruzü, ne eksik - ne fazla; yerleştikten sonra güzel bir plan ve yol haritası çizmek gerekiyor. Şimdi derseniz, şimdi biraz daha İstanbul'u ruhumdan sıyırma ve nefes alma gayesindeyim.


 Sonraa... Mutfakta falan çöpünüzü kağıt-plastik-cam-yemek atıkları gibi ayırmanız gerekiyor gibi İstanbul'da yetişmiş birine göre "garip olan" şeyler var. Alışılması, öğrenilmesi, adapte olunması gereken şeyler var. Özellikle "turist kalmak" istemediğim, bugün karşılaşıp ayaküstü sohbet ettiğim - 20 yıldır Hollanda'ya yaşayıp Hollandaca öğrenmemiş Türk teyze gibi zamanımı zorda kalarak, devamlı "yabancı" hissederek yaşamak istemediğim için öğrenilmesi gereken bir lisan var.

Yaşadığım yerde bir Türk marketi de var mesela; yargılamak için değil ama buralı Türkler çok enteresan. Yani Türkiye'de tanıdığım-gördüğüm insanlarla benzemiyorlar hiçbir açıdan. Tüm bunları tecrübe etmek ve "artık tüm bunlara alışarak yaşamak gerektiğini bilmek" garip bir şey mesela, inanılmaz bir duygu yoğunluğu var bu nedenle şu aralar yaşamımda. 

Arada durup durup sesli olarak “Ya galiba ben Hollanda’da yaşıyorum artık.” falan diyorum. Elbette yarını kimse bilmez ama şu durumda hayatım burada geçecek gibi duruyor ve bunu şimdiden bilmek çok garip bir his veriyor insana. Birçok insan yurt dışında yaşamayı “cool” bir olay olarak nitelendirse de, içinde bulununca pek öyle olmuyor. Çok hızlı alışıyorsunuz bir defa, daha doğrusu o en baştaki “coolluk” heyecanı yavaşça sönüyor ve doymanız-çalışmanız-yaşamanız-yemek yapmanız gibi gerekliliklerle uğraşmaya başlıyorsunuz. Bunun yanında elbette insanın kendi evi olması, dekorasyonuna kafa yorması falan çok tatlı ayrıntılar. 


Böyleyken böyle bizim durumlar. Oturma iznimi Yunanistan’dan almıştık, şimdi Hollanda’ya kayıt olma süreci var, bu aralar onun koşuşturmasındayım. O da bitince artık tam gaz iş arama olayına gireceğim bakalım; soru işaretli, heyecanlı bir yandan da pek umutlu şeyler. Göreceğiz... Henüz internet konusunu çözmedik; o hallolunca önce Girit’ten masmavi hikayeler, sonra Hollanda’dan kareler ile buralarda olacağım. Yolunuz düşerse beklerim hep... Sevgiler.


16 yorum:

  1. Başka bir yerde yaşama coolluğu değil mi :)
    Biliyorum ne demek istediğini. Ben de 1 sene önce Amerika'ya taşındım ve yine yaklaşık o kadar zamana tekabül eden süre kadar bir ilişkim var bir Amerikalıyla üstelik de bir hedef uğruna geldim fakat daha hala başlangıcına girizgah dahi yapabilmiş değilim istediğim şeylerin, oturma izniydi çalışma izniydi uğraşıyorum. Sonra da durup diyorum ki "yahu Allah aşkına ben napıyorum? Uğraştığım şeye bu değecek mi yoksa zamanımı boşa mı harcıyorum. Kendimden mi çalıyorum yoksa? Ama hep aynı soruya dönüyorum. Ben burada napıyorum?" Radikal kararlar bazen insana denizin ortasındaki o boğulmaya sebep olan ani çöküntülere düşmek gibi hissettiriyor ama sonra hayatın akışında sorduğun soruyu unutuyorsun cevabını bile vermeden üstelik. Uzaktan bakan da sen ne manyak güzel hayat yaşıyorsun sanıyor. Sonuçta kendi ülkenin keşmekeşinden çıktın onlara göre, her halukarda çok refah yaşıyor olmalısın. Ama tabi o geçtiğin somut, mental zor dönemleri bi sen bilirsin .. :)
    Jasminuma*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, bir de "gitmek kolay tabii" diyorlar ya, ona da ayrı deli oluyorum. Bir deneyip görsünler bakalım kolay mı.

      Sil
  2. Yazdiklarinla ilgili konusacak ne cok sey var, yuz yuze olsak ne guzel muhabbet ederdik, burdan yazmayacagim uzun uzun ama sadece hem hos geldin diyeyim hem de Hollanda'da baslayan yeni hayatinin oncekilerden de guzel, cok cok guzel gecmesini dileyeyim istedim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel dileklerin için, sen de buradasın sanırım. Gelsek keşke bir araya :)

      Sil
    2. Belcika'dayim ben, Maastricht sinirinda, ama 1-2 sene icerisinde Den Haag'a tasinmamiz gerekecek.

      Hangi sehirdesin Hollanda'da bilmiyorum ama bu taraflara yolun duserse beklerim her zaman :)

      Sil
    3. Biz de Almanya tarafina daha yakiniz, ozellikle tasindiginiz zaman mutlaka gorusmek uzere. :)

      Sil
  3. Heyecanını paylaştığımı bilmeni isterim. Seninle aynı şeyleri yaşadığımdan değil. Yeni başlangıçlar çok güzel geliyor sadece. Bir de başarmak için yapılan listeler, hedefe ulaşmak için harcanan emek.... Yolun açık olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim... Uzun bir yol var şimdi ama garip bir güç ve haz da geliyor insana. Dİlerim her şey git gide daha berrak olacak. Göreceğiz.

      Sil
  4. Yeni hayat ha, üstesinden gelirsin sen. Bol şans.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dilerim ki. :) Çok teşekkür ederim.

      Sil
  5. Canım ne güzel yazmışsın, sıcak ve samimi yine. Ben diğer kafana koyup yaptığın şeyler gibi bunu da kolaylıkla yapacağını düşünüyorum. Bol bol kolaylıklar diliyorum ve yeni yazılarını bekliyorum. sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dilerim öyle olacak, çok teşekkür ederim, sevgiler...

      Sil
  6. Hollanda'ya gitmeden önceki süreci de anlatır mısınız? Hikayesi ilginç bir şeye benziyor :)

    YanıtlaSil