21 Ekim 2016 Cuma

Hollanda Günlükleri - 2

Yağmurlu bir (oo çok enteresan) Hollanda akşamından merhaba,

Evet sayın okur, yaklaşık 5 gündür a-ra-lık-sız yağmur yağıyor. Yağsın, vallahi severim bak. Ama misal sabah 11'de salonda ışık açmak zorunda olmak da gri rengine karşı derin hisler beslettiriyor. Bir yerden sonra harbiden kasıyor yani. Bu paragrafımı "nöyö höp avropoyo övöyörsönöz" diyenlere armağan ediyorum. Fenalık basıyor karanlıktan, ama mumdu loş ışıktı güzelleştirmeye çalışıyoruz efendim. 

Diğer yandan burada sonbahar çok güzel geliyor; yapraklar inanılmaz sarılara-kırmızılara bürünüp sokaklara sarılıyor, doğa olarak gönül alıyor çok fena.


Bu sabah kahvaltı yapalım, biraz yürüyelim diye merkeze gittik bisikletlerle. Hava misal 15 dereceyse, bisiklet sürerken -5 dereceye geçtiği için rüzgardan, bol bol sarındık. Hollanda'da normale (?) göre daha çok hayatımda bulunan iki çorba kuşkonmaz ve kabak çorbası. Kuşkonmazı dün yaptım, kabağı da bugün içtik. Pek güzel oluyor, yam böyle "kış çorbası" kıvamında. Sonra oturduğumuz yerden bir Türk çift gördük, ellerinde pazar arabası gidiyorlardı. Burada tam Türk stili pazar arabası satıldığını hiç görmedim, cidden Türkiye'den getirttirdilerse diye sırıttım yandan yandan. 


Sonra yürüyelim istedik biraz, hava alalım. Burası çok tarihi bir şehir, o yüzden sokakları ekstra güzel. Şu güzelliğe bile insan alışıyor usul usul, bu yüzden çokça yazmaya devam ediyorum. Derken, ben sadece cumartesi pazarını biliyordum, aynı pazar aynı yerde cuma günü de kuruluyormuş. Saçma değil mi ya? Neyse. Gittik mandalina aldık, Hollandaca "Leziz leziz mandalinacıklar, evet evet!" diye bağıran dayımıza pek gülüp yol boyunca melodiye sadık kalarak laflarını tekrar ettik.

 

Burada ikinci el olayı daha yaygın ve çok güzel şeyler var. Belki de bize alışık olmadığımız stiller olduğu için güzel geliyordur ama cidden çok orjinal şeyler bulabiliyorsunuz. Bu abla da o dükkanlardan birinin önünde arz-ı endam ediyor idi.


Birtakım güzel şeyler. Her yerdeler.


Veee Dille & Kamille, en sevdiğim dekorasyon mağazalarından biri. Total bir aşk. :'( O kadar güzel şeyler var ki, o kadar mutlu renkler - tasarımlar... Gezmek bile yetiyor. Bizim ev iyice kalabalıklaşmaya başladığı için pek bir şey almamaya çalıştım, bir çiçek soğanı alıp ektik sadece.



Ardından aldıklarımızı yerleştirdik bisikletlere, eve doğru... Bir de 1'er Euro'dan iki koca kitap aldım bir ikinci el dükkanından. Kitapların ikisi de tertemiz ve biri dev gibi "İngiliz Edebiyatı'na Giriş" diye bir kitap, diğeri de Nietzsche'ye dair bir kitap ki, kendime hedef koydum, onu full anladığımda Hollandaca'da olmuş olacağım diye.


Böyleyken böyle buralarda. Komşularımız biraz arsız bir de. :D Yani ahlak kavramları daha aşağıda demeyelim ama bizden daha farklı değerleri var; daha çok komik olsa da bazen can sıkıcı da olabiliyor. Çok soğuk değilse geceye kadar kapının önünde böğüre böğüre konuşuyorlar mesela, baya bizim camın önünde. Misal ilk zamanlar internet yokken dedik ki bize de şifreyi verin, tüm ayı biz ödeyelim, tamam dedi adam. Sonra tık yok. Gelmedi, şifreyi söylemedi yani. :D Her gün selamlaştık, gördük, rahatsız olmuyorlar böyle şeylerden. Genellemiyorum da işte bizim yan komşu rahatsız olmuyor en azından. Biz de o kadar hayal kurduk parayı almazsa bir kasa bira götürürüz falan diye ama, gerek yokmuş hayale. 

Ondan sonra geçen gün bir şeye çok güldüm; sabah salonda kahve içiyoruz, cama bakıyorduk ve iki kırmızı giysili adam bizim kapıya yöneldi, bunlar kim şimdi falan dedik. Ben içeride oturuyordum işte, sonra iki adam ayakkabılarla eve girip aniden mutfağın çıkıp duran kapı koluna saldırdı. Ben pinpon topu izler gibi bir oraya bir bizimkine bakıyorum lan ne oluyor diye, "Kapı kolunu yapmaya gelmişler." diyor, kapı kolunun bozuk olduğunu nereden biliyorlar oğlum kim bunlar diyorum? "Bilmem kim bunlar ya" diyor. :D Müthiş bir ciddiyetle iki kişi bir kapı kolunu yapıp hayalet avcıları özgüveniyle arka kapıdan çıkıp ıssızlığa karıştılar sonra. Meğer eski kiracıdan biliyorlarmış kapı kolunun çıktığını, bak işte medeniyet azizim. :D Ama işte o medeniyetin sesi ayakkabılarla sormadan eve dalarken çıkmıyor nedense. İşte, tam özeti.

Sonra, iş aramaya başladım usul usul. Herkes bir sakin ol - otur, keyfini çıkar evinin diyor ama içim içimi yiyor, duramıyorum aramadan. Nasıl olacak, neler yapabilirim, ne geri dönüşler alırım hemen öğrenmek istiyorum bir yandan. Biraz daha sakin olmaya karar verdim ama bakalım. :) Dilerim her şey zamanla daha da güzel olacak. 

Falan da filan. Alışıyorum, ne diyelim.

*

 

4 yorum:

  1. Var o pazar arabaları burda da çok kullanıyor hollandalılar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lakin bu dizayn-stil olarak ultra Türktü bilemedim :))

      Sil
  2. Ne güzel yerler, ne güzel bir mevsim ve ilk fotoğraf... Ne muhteşem bir kare yakalamışsınız :)

    YanıtlaSil