21 Temmuz 2015 Salı

Suruç ve Gerisi

Farkettim de, Türkiye'nin pek tanınmayan bölgelerini yapılan katliamlardan, zalimliklerden, önlem alınmadığı için yiten cananlar, şefkat ve ahlak yoksunu ağır darbelerden öğrenmeye başlamışız... Suruç. İstemezdim böyle tanışmayı...

Duramıyorum yazmadan. Dün izledim patlama anını. Öyle bir saniyelik... Şehirlerinden kalkıp kilometrelerce yol aşmış, aynı amaç için buluşmuş güzel gülüşlü çocuklar var önce. Sonra uçuşan saçlar, savrulan bedenler, parlayan bir ateş...

Bir de kendimi küfür etmemek için zor tuttuğum "insanlar" var... Hala "ama" diyen, hala ırklardan bahseden, hala bu kadar iğrenç bir yüreğe sahip olan bir ton mahlukat...

Saldırıyı malum grup üstlenmiş dediler bir. Bilmiyorum doğru mu sonuçta; fakat bildiğim şey, son yıllarda artık İstanbul'dan da Türkiye'den de korkar olduğum. Taksim'de çalışıyorum, her gün İstanbul'un kalbinde yürüyorum, metroya biniyorum ve "Neden şimdi olmasın?" diyorum içimden. O güzel çocuklar hayal eder miydi, bir gün sonra tüm Türkiye'nin acıyla onları konuşacağını... Ne büyük acı Allah'ım... Dün işten çıktım, daha her şey yeni duyulmuş. İstiklal'de bir topluluk yürüyor bağıra bağıra, gözlerim doldu... Ne hale geldi bu ülke, bu insanlar, nasıl bir bölünme bu birbirimizden nefret eder olduk... Malum parti yandaşı tanıdıklarım hiçbir şey paylaşmıyor sosyal medyada... Ne alakası var siyasi görüşünüzle bunun, konuşsanıza diye bağırmak istiyorum... Ne iğrençlik Allah'ım... Söz bitiyor, yarına inanç bitiyor; korku başlıyor, çekinme, acı, oracıkta yanıveren insanların üzerinden yapılan ahmak yorumlar başlıyor... İnsan nasıl dayanır buna, kendi ülkesinde bunlara şahit olmaya? Kendi insanını bu kadar aşağılık görmeye nasıl dayanır?

Hangi akım, hangi lider, hangi parti sizi insanlığınızdan çıkacak, bu kadar zehir dolu mahlukatlara dönüştürecek kadar yönetiyor... Neden herkesin sesi çıkmıyor? Neden herkes ayaklanmıyor? Toplumuna inancı kalmamış, şefkatini kaybetmiş bir topluma yarın çocuklarımızı nasıl emanet edeceğiz, nasıl okula gönderip arkamızı döneceğiz diyor insan... O kadar karmaşık ki duygular, o kadar acı ki her şey. Sosyal medyada gördüğüm birkaç "eleştiri" hele, Allah aşkına neye eleştiriniz? İnsanlar parçalanmış, neyin eleştirisi?! Nasıl kalpsizsiniz, nasıl kapkara ruhunuz; bir de "dindar" takılan insanlar... Merhametsiz insan Allah'tan boşuna merhamet beklemesin! Allah ıslah etsin hepinizi.

Bir yanda o güzel insanlar, güzel amaçları, güzel düşünceleri, kardeşlik tınıları, rengarenk ruhları, yardım eli uzatan bedenleri olan güzel gençler ve ablalar, ağabeyler... Diğer yanda bir türlü birilerinin köpeği olmaktan başka hiçbir şey olamayan, yönetilmeden rahat edemeyen, kendi kanatlarıyla uçmaktan korkan, zalim, cehalette boğulan, merhametsiz, karşısındakini dinlemeyen, saldırmaktan başka şey bilmeyen mahlukatlar... Lanet ettiğim şeylerden birini, "acı karşılaştırmayı" pek seven, canı yanmış birine "Şu öldüğünde de öyle dedin mi??" diyecek kadar şeref yoksunu olan mahlukatlar.

Son 10 yıldır hızla değişen, zalimleşen, ayrışan, nefretle dolan, şefkatini "ırka, dine, görüşe göre" kullanan bir ülke, zalim bir toplum olduk. Çocukluğumdaki Türkiye mükemmel olmasa da, hiçbir iz kalmadı artık o dünyadan. Korku dolu her yer. Çocuklarımızı emanet edemeyeceğimiz kadar nefret dolu bu topraklar. 

Ama ne mutlu ki biliyorum, hala iyi insanlar var... "Oyuncak götürmüşler yani." deyip, başka amaçla gitseler ölmeyi hakederlerdi mantığını kuran ahmaklar da olsa, hala bu topraklarda umut var. Kimseye beddua etmeyeceğim, tek dileğim bu güzel çocukların bedenlerini parçalayanlara, bu yüreğe, bu zihniyete ve bu düzene ses çıkarmayanlara, müstahakları ne ise o verilsin. Bu dünya üç günlük, bunu da unutmasınlar.

Affedin çocuklar...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder