8 Temmuz 2015 Çarşamba

"Bana ne yapamayacağımı söyleme."

Bazen iyi, bazen kötü sonuçlar doğursa da, Anadolu kültüründe çocuklarımızı gereğinden fazla kurallar içine koyduğumuz bir gerçek. Aynı biçimde birçok şeyi "onların yerine" yaptığımız, düşüp öğrenecek iken oluşacak yaralarına kıyamayıp düşmeden onu tutmaya kalkmamız ve daha nice benzer hareket. Henüz bir ebeveyn değilken dahi, "başarılı bir ebeveyn" olmanın zorluğunu anlayabiliyorum az çok, -ki hayal ettiğimin katlarca fazlası olduğuna da eminim...

Derken, dün bir video izledim internette, sanırım Amerika'da veya İngiltere'de bir televizyon programı, dünya üzerindeki "en sıkı ebeveynleri" bulup bazı "zor gençleri" onların yanına gönderiyorlar bir süre, o tarz bir program hani. İçlerinde bir Türk aile de vardı. Onu izledikten sonra içime düştü bu yazıyı yazmak. Eve gelen gençlerden birinin kulağında hani şu deeev gibi delik bırakan Afrika stili küpeler var ya, 2-3 santimlik koca bir mavi küpe takıyor öyle. Bana sorarsanız, hoşlanmıyorum bu takıdan, yani görünce içim gıdıklanıyor. Hele bir de küpeyi çıkarırsanız böyle sallanıyor kulak aman Yarabbi. Takana da gıcık olmuyorum ama kişisel fikrim bu. Küpeyi anlamayanlar buraya bir tık ediversin.

Neyse, ne uzun anlattım bir küpeyi. J İşte, bunun gibi içi dolu gök mavisi bir küpe takıyor. Masada oturuyorlar, bir diğer yabancı kız daha, evin iki çocuğu, anne baba, nadir bir aile bulmuşlar akıcı İngilizce konuşan, Türkiye'deler. Adam önce kameralara yüzünü ekşiterek "Böyle aptal bir küpe ben görmedim!!" diyor. Sonra çocuğa "O nedir? Neden böyle bir şeyi takıyorsun? Haydi çıkar onu bana ver, burada bunu takman hoş değil, iğrenç bence." falan gibi şeyler söylüyor. Bebe de 17 yaşında, ağır ergen, keçilerden korkup ağlayan bir çocuk. Kavga falan filan işte gerisi show... Buradan geldi bu konu da. Aslında geçiş yapacağım konu biraz daha farklı bir boyutta ama, o adamın çocuğa olan kesin tavrı -üstelik renkler ve zevklere dair olan bir tavır- o küpeden hoşlanmadığım halde rahatsız etti beni.

Sanırım hayatta en sevmediğim şey, birinin bana ne yapamayacağımı söylemesi. Gerek ailem, gerek arkadaşım... Kusura bakmayın, üstlerini çizeceğim.

Sen bunu yapamazsın ki.

Bence bunu başaramazsın.

Böyle bir şeyi ona söyleyemezsin!

Onu giyemezsin, saçmalama.

Öğrenemezsin sen o dili, çok zormuş diyorlar.

Boşuna vakit harcama tatlım, iyiliğini düşünüyorum yanlış anlama oki?

O sana cevap vermez, gidemezsin oraya!

Yapamazsın, çok zor bir şey, kimse yapamıyor!

Görünen o ki insanlar kendi yapamadıkları şeyleri, siz de yapamazsınız sanıyor. Kimseden 'neyi yapamayacağımı' duymaya ihtiyacım yok kanımca, hele bir de böyle gülünç bir sınırın "başkası" tarafından önüme konulması çok komik geliyor bana. Bir düşününce, genelde hayatımda bu tarz insan pek yok, belki de geçmişte vardı ve "elenmiş" hali böyle diyelim. Sanırım bu güçsüz insanların söyleyeceği, "cüret edeceği" bir şey sadece.

Birileri sizin bir şeyi yapamayacağınızı düşünebilir, veya hakikaten yapamayacak olabilirsiniz. Fakat asla, ama asla hiç kimseye size bunu söyleyecek yetkiyi vermeyin derim. Sizin potansiyelinizi, hayallerinizi, iyi hırsınızı, gücünüzü, ruhunuzu kimse sizden daha iyi bilemez. 

Sanırım burada en kritik nokta, yetişkinlerden yetişkinlere olan ilişkiden ziyade yetişkinler ve çocuklar arasında olan ilişkilerde buna dikkat edebilmek. Ailelerin endişe ve sevgi içinde olduklarını, çocuklarının -çoğu zaman- iyiliklerini istediklerini biliyorum; fakat dikkat edin, birincisi, "sizin istediğiniz" ile "onun için iyi olan" karışmasın. İkincisi ise, karşınızda ince ince işlenmiş özel yapım bir ruh olduğunu unutmayın. Onun istekleri, iç güdüleri, sevdikleri, hoşlanmadıkları var. Mutlaka bazı noktada "bir el atmak" isteyecektir anne babalar; fakat size önerim, bunu asla çocuğunuza "neyi yapamayacağını söyleyerek" yapmamanız. Ne "yapamazsın ama"lar üzerine kazanılmış başarılar gördük hepimiz... Ruh yaralar, öteye gitmez. 

Ne bana ne sana sayın okur, kimsenin neyi yapamayacağımızı söyleyecek yetkisi ve yeri yok yaşamda, aman ha kulak asmayalım hiç. Kulaklarını tıka, yüzüne yer etsin içten gülümsemen ve yürü hayallerine.

Temsili bir diyalogla bitirelim:

- Canım anlıyorum ama kaç senedir kimse yapamadı, boşuna uğraşma sen bunu başaramazsın bence. Ben senin iyiliğin için yani...

- Cidden? VALLA?? İzle de gör bakalım, heyecanlı olacak! :))

*


3 yorum:

  1. Böyle tepkilere ben de çok maruz kaldım zamanında, üstelik belli bir süre sonra insanın içine işliyor korku daha başkaları demeden beyni ötmeye başlıyor. Benim dusturum eğer dünya üzerinde bu işi yapabilmiş en az bir kişi varsa ben de yapabilirim oldu hep. Daha sonra ise yapmamış olsalar bile yapabilirim'e dönüştü. Çünkü özellikle akademisyenlikte yapılmamış çalışmaları yapmam gerekiyor. Belki senin yaptığının aynısını yapmadılar ama sonucta akademisyen olan binlerce insan var. Yani yapılmamış şeyleri de yapabilirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamıyla katılıyorum. İnsanların hayata bakışları, anlayışları çok farklı... 1 kişilik kontenjan olan bir yere kimi "1 kişi alıyorlar, hayatta giremem!" derken, diğeri "1 kişi alıyorlarmış, o ben olabilirim!" diyor. İnanıyorum ben "Hayal edebiliyorsan, yapabilirsin." lafına...

      Sil
  2. Ben bazı klişeleri pek severim.Mesela, inanmak başarmanın yarısıdır. dersen gözlerim güler.Üstünü çizdiğin cümlelere aynı şeyi yapmayan ne çok insan var, hep duyduk, hala duyuyoruz, ha artık söyletmiyoruz, söyletmeyelim de.İnsanlar umutsuz olacaksa, başkalarının umutlarına niye salça olurlar acaba, belki de bi başına kalmaktan korkuyorlardır.Ellerine sağlık Melis^^

    YanıtlaSil