15 Temmuz 2015 Çarşamba

İstanbul'da "Yapılmaması Gerekenler"

Aslında bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum. Zira, bu koca şehirde koşturup dururken yaşadığım şeyler hep bu yazı için "birer madde" olarak yer etti zihnimde. Daha sonra aklıma gelen veya yaşayacağım yeni maddeler olursa editlerim diyorum... 

Öncelikle şunu söyleyelim, Türkiye'nin büyük-küçük birçok şehrini yeterince tanımış biri olarak söyleyebilirim ki, İstanbul gibi "bir şey" yok. Ne iyi, ne kötü anlamda... Bu nedenle bu şehirdeki "pek farklı yazısız sosyal kuralları" bilmeniz size yardımcı olacaktır. Maddelerin bazılarında mizah da olsa, genelde ciddiyim. işte İstanbul turistlerine tavsiyeler, yap'lar, yapma'lar...

1. Metrobüs Kültürü ve Kullanımı

Bebek'te, Nişantaşı'nda, merkezde oturmayanlar, büyük ihtimalle metrobüs kullanan kitleye dahildir. Metrobüs İstanbul'da başlı başına bir konu, öyle ki bu maddeyi birkaç başlığa bölmek lazım. Metrobüs çok hassas bir şeydir sayın okur.

A) Zincirlikuyu, Avrupa Yakası'ndaki ilk duraktır. Burada kuyruklar olur ve insanlar oturmak için metrobüs sırasında bekler. Sarı ve gri olarak iki metrobüs tipi gelir, şans eseri gelir. Bu nedenle siz az önceki griye göre kapıda beklerseniz ve sarı gelirse kapı kayar, siz de boşuna beklemiş olursunuz. O yüzden en iyisi en önde beklemek. Ne diyorduk, insanlar tüm bu çileyi oturmak için çeker. Çünkü genelde 20-30 durak falan gideceklerdir. Bu nedenle sıranın önündeki ilk dörtlük, şansınız varsa altılık grup biner ve gerisi durur, çünkü 6 kişiden sonra her kapıdan hücum olduğu için oturmaları zordur. Bakarsınız, "metrobüs bomboş", işte o esnada;

"Yeaa niye binmeyoolaar?!"
"Prdn cnm siz bnmyrsnz hrhdl???"
"Binmeycekseniz çıgın da biz binek!"
"Ay noluyo böyle dikiliyorsunuz kapıda?!"

gibi ultra turist çıkışlar sakın ola yapmayın. Metrobüs adabında oturmak var, amacı bu yani. Ayakta binenler sağdan soldan geçer, iter, savurur, öyle biner. Burada kural iki geliyor, abartmadığı sürece sizi itip geçen insanlara laf yetiştirmeyin. Böyle bu işler.

B) Metrobüste, özellikle işe gidiş ve dönüş saatlerinde izdiham olur, dolayısıyla sinirlerin en gergin olduğu andır. Siz bayılmış halde bir köşede dururken, arkadan efendim bir çığlık, bir kavga sesi, ola ki küfür, çanta vs. yere atma sesi gibi şeyler duyarsanız 180 derece baş çevirme suretiyle izlemeyin. Büyük ihtimalle az sonra millet onlara bağıracak (ayırmak için değil ha, kafamız şişti diye) böylece olay ilerlerse ya biri inecek, ya da az sonra sakinleşeceklerdir)

C) En önemlisini yazalım, ola ki metrobüste o sırada en öndesiniz, az sonra (gelen aracın kapısı ileri-geri kaymazsa) oturacaksınız. İşte metrobüs gelince bir defa arkadakiler sizin sırtınıza çıkmaya başlayacak. Sonra kapılar açılınca siz zaten fizik kuralları gereği içeri fırlayacaksınız. İşte o esnada sahilde yürüyor gibi, cool görüneyim diye usul usul yürümeyin, valla ezerler. Hele ki iş saatinde of! Ben de onlardan biriyim ne yapalım ama, kapısı açılmış bir ahırdan çıkan kızgın boğalar gibi oluyor insanlar. İki büyük adımda koşup oturun ve cenin pozisyonunda bekleyin. (şaka)

D) Oturan insanlardan nefret edip "Hem oturuyon hem bana dokunma diyon." gibi çıkışlar yapıp, çantanızla poşetinizle oturan insanların kolunu delmeyin.

E) Bir önceki maddeyle biraz çelişebilir, ama özellikle sabah işe gitme saatinde ola ki oturdunuz, ağzını sekiz metre açıp uyumayın. Ayakta gidenler acayip sövüyor zannımca.

F) Arkadaşa yer tutmak mı? Değinmiyorum bile. Canınızla oynamayın çocuklar.


2. Yürüyen Merdiven

Sağda durulur, solda koşulur. Sol tarafta durmayın. Hele iş giriş-çıkış saatlerinde hiç durmayın. Hele hele arkanızdaki 3-5 kişi çekinip sizi uyaramamışsa, arkanızda başını uzata uzata "Kim bu yürümeyen hıyar?" diye bakan insanların yollayacağı enerji bile yeter sizi çökertmeye.




3. Trafik - Gezmek - "Yakınlık Algısı"

Malum, İstanbul'un trafiği facia. Kontağı kapatıp beklediğimizi bilirim çok kez... Bu nedenle misal, Avcılar'da oturan akrabanıza, hele ki hafta içi "Haydi Boğaz'a gidelim, Dolmabahçe size yakın mı????" gibi sorular sormayın. İstanbul'da hemen hiçbir şey bize yakın değil. Trafik konusunda iş saatlerinden uzak durun, yani gerçekten, yola çıktığınıza pişman olup kendinizi arabada ağlarken bulabilirsiniz. (mizah içermez)


4. Kiliseler - Taksim Anıtı - Fotoğraf

Bu hepinize ey ahali! Kiliselerde kakara kikiri yapıp, çıkırt çıkırt fotoğraf çektirmeyin. Aynısının camiide veya inancınız her neyse sizin ibadethanenizde yapıldığını düşünüp sakinleşin, saygı duyun. Bir de Taksim'de Anıt'ın önünde falan fotoğraf çektirmeseniz de çok sevinirdim ama ona bir şey demeyelim.

5. İstiklal Caddesi, İnsanlar, Tepkiler

Ben Anadolu Yakası'nı iyi bilmiyorum. Fakat Avrupa için malum, merkez Taksim. Taksim deyince de İstiklal Caddesi geliyor akla, siz de büyük ihtimalle buraya geleceksiniz... İşte bu caddede, hele ki küçük bir şehirden geliyorsanız, hemen her şeyi görmeniz olası. Bu konuda yine sakin olmanızı, öküz-tren işlerine girmemenizi, "arkadaşlarınızla başka şehirde" olmanın gücüyle bir "alkışlama, anırarak gülme, yolda birbirini itme" gibi hareketlere girmemenizi öneriyorum. Zira ortalama bir İstanbul insanı, yorgun bir insandır. Yine iş saatlerinden bahsediyorum, insanlar sadece "yolları aşıp evine varmak" ister. Çok şey beklemeyelim yani.

6. Pardon, bir şey sorabilir miyim?

Yok canım, soramazsın. 

Yunanistan'dan bir misafirim gelmişti. Yolda yürüyoruz, sağdan broşür, soldan garson, yukarından pardoncular; kadın tüm iyi niyetiyle hepsini durup dinlemeye-anlayama çalıştı. En son dedim ki, "Seni anlıyorum, ama burası İstanbul. Sana bir şey sormak isteyen olursa "Teşekkürler." deyip yürüyeceksin." Elbette bazı güzel amaçlara hizmet eden arkadaşlar da var sokaklarda, ama ortalama bir İstanbul insanını durdurup kendilerini dinletmeleri ve yararla çıkmaları % 5'ten yüksek değil sanırım.

İstanbullu olmak demek, biraz insanlığı öldürmek, başkalarından az biraz korkmak, belki bu yüzden biraz da gaddar olmak demek galiba. Birçok güzel yanı da var ama, gri yani böyle işte.

*

Sanırım aklıma ilk gelenler bunlar; yeni şeyler gözlemledikçe yazacağım. Tüm griliğinin yanı sıra, bir o kadar da cennet bahçesidir İstanbul. Fakat burada önemli olan, biraz da "Hangi İstanbul'dan" bahsettiğiniz... Sevgiler.




2 yorum:

  1. Haha hepsine katılıyorum ve otobüsler metrobüsler benden sorulur diyorum. Tam 15 yıl toplu taşımayı hergün kullanmış biriyim ve çoğunlukla oturan kişiyim ;) tabi bu günlere gelmem kolay olmadı kitap yazsam olur o derece

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 15 yıııl... Şimdi Hollanda'nın huzuru 15 yıla bedeldir ama. :) Yabancı dostlarla konuşurken anlam veremiyorlar bu heyecana, ciddiye alışımıza falan... Bir de bir misafirim gelse adeta utanıyorum metrobüse bindirip gezmeye götürmeye. Dışarıdan bakınca oldukça trajikomik sanırım. :)

      Sil