19 Ağustos 2017 Cumartesi

Midilli: Plomari II, Tarti Plajı, Köy Kiliseleri, Megaloxori

Plomari'den başlayan Lesvos (Midilli) Adası yolculuğuna, tam şurada yazdığım ilk yazının ardından devam ediyoruz. Bugün bence adanın en güzel plajı olan Tarti'ye, birçok lokal köy kilisesine ve Plomari'de savaş döneminde halkın üst kısımlara kaçarak kurduğu köy, "eski Plomari" olarak da anılan "Megaloxori"ye gideceğiz.
 
Ada ile tanıştığım ilk günün sabahında, Masoutis isimli meşhur Yunanistan marketinden aldıklarımızda, kaldığımız Elia Village'ın karşısındaki köy kilisesine bakarak yapıyoruz kahvaltımızı. Bu kısımda 1-2 gün dayanacak şeyler alıp yumurta için yağ almayı unuttuğumu farkedince, zeytin paketindeki yağı süzüp onunla yumurta yapıyorum. :D 
Vee yine ultra sıcak bir sabahta düşüyoruz yollara. (Bu arada cidden çok sıcak. Arada araba camına pareodan perde falan yapmam gerekiyor, öyle sıcak yani. :D Şuradaki ilk Plomari yazısında görebileceğiniz gibi, adaya gelişinizi Mayıs sonu, Eylül başı gibi ayarlamanız hayrınıza olur.)

Türkiye'nin Yedigün markası misali, bu da Yunanistan'ın alternatif Fanta'sı: İvi. 
(Bunu yazınca aklıma taaa ne zamanın Selanik Günlüğü yazısı geldi. Okumak isterseniz tam buraya klik.)


Midilli'nin en meşhur gezilecek yerlerinden biri, Papados'taki zeytinyağı fabrikasına giden yol.


Adanın birçok yerinde göreceğiniz zeytin ağaçlarının altındaki zeytin toplama tüllerinden bir kare...


Zeytinlerin arasından adanın güney kısmındaki meşhur plajı Tarti'ye çeviriyoruz rotamızı; Plomari'ye pek yakın olan bu plajın ismi hemmen başlıyor belirmeye...


İlk yazıda bahsettiğim gibi Midilli plajları genel olarak taşlık, veya en azından "kumsal" tadında değil. Lakin deniz şahane... Tarti Plajı, tüm ada sahilleri arasında gördüklerimin en iyisi. Deniz çok temiz, taşlar ufak ufak, yeşillerle çevrili bir koyda yer alıyor.


Biz buraya bir pazartesi geldiğimiz içişn sabah saatlerinde çok sakin ve boştu plaj; lakin elbette haftasonu daha kalabalık olurmuş. Bu nedenle erken gitmek çok iyi olacaktır.


Yüzünüzü denize döndüğünüzde arka kısımda sıra sıra tavernalar var. Plaj oldukça ünlü olmasına rağmen lokalliğini koruyan, leziz yemekler servis eden mekanlar bunlar. Normalde plajda şezlonglar olmayan kısım da var denize girebileceğiniz; ama taverna olan kısıma yerleştiğinizde şezlong veya giriş için bir para ödemiyorsunuz. Sadece çoğu zaman garson yanınıza gelip bir şey içer misiniz diye sorduğunda, ada sıcağına doğru bir frape patlatsanız yeter. :) Soğuk kahveler genelde 2-3 EUR civarı oluyor.


Artık biliniyor kabul ediyorum ama "Frape ne ola ki?" derseniz, kendisi soğuk kahve görünümlü - Yunanistan'ın kutsal içeceği. Her yaştan insanın elinde, evde-cafede-arabada, her saatte göreceğiniz şey. Frape istemenin de Türk kahvesi gibi bir adabı var; şekeri nasıl olsun, sütlü mü sütsüz mü olsun garsona belirtmek gerekir sipariş ederken. Benim favorim "tatlı ve sütlü" yani Yunanca çevirisi ile gliko me gala.


Bu arada Tarti Plajı'nın Yunanlar arasında da en meşhur yanı, şu karşıdaki kayalıktan suya atlama etkinliği. Genelde çoğu kişi oraya yüzüp suya atlıyor kayalıklardan.


Yaz sezonundaki yakıcı sıcağın şahane bir deniz ile buluşması bir süre sonra bizleri acıktırıyor tabii. Tam arkamızdaki "elia" yani "zeytin" isimli tavernaya geçiyoruz. Tarti Plajı'na gelcek herkese burayı seve bayıla tavsiye ediyorum; heeer şeyi çok beğendik. Garson çocuk da adalıymış, belki bilenler vardır ama kendisinden zeytin hasatının kışın yapıldığını öğrendim; adada yazın hayatın güzel olduğunu fakat kışın çok sakin kaldığı için yapılacak pek bir şeyin olmadığını söyledi. Adalıların klasik aksanı vardı Yunanca'sında da, ki aşırı ponçik bir aksan, sırıtarak konuşuyorsunuz otomatik olarak. :))

 

İlk yazıda belirttiğim üzere taverna keşiflerini de post haline getirip, yazdıkça link ekleyeceğim lakin şimdilik fikir olsun diye bu fotoğrafı bırakıyorum. Normalde ben menüsünde direkt İngilizce bulunan tavernadan korkardım ama burası ne mutlu ki beni şaşırttı. Mekanda karşı masanın altından doğru sizi süzen pek nazlı ada kedilerinin güzelliği de cabası.



 Ve şu arkadaş ise, Elia Taverna'nın "mutlaka"sı. Yunanistan'da yemek konusunda en sevdiğim olay yemekleri sosa bulamayışları. Her şeyin "tadını" alabiliyorsunuz kısacası...

Ardından efendim Tarti'den ayrılıp tekrar yollara düşüyoruz. Adanın birçok bölgesinde içilebilir suya sahip çeşmeler var. Kaynağına göre, kiminin suyu çok sıcak olabiliyor, davranmadan önce dikkatli olun derim.



Bu çeşmeyi çocukları babalarının adına yaptırmışlar. Bizdeki mantık ve kültür ile aynı kısacası, çeşme üstlerinde yapılış tarihi ve kime adandığı bulunuyor çoğu zaman.



Ve tekrar Plomari sınırları içindeyiz.


Yol üzerinde "Aziz Prodromos" isimli bir kiliseyi belirten bir tabela görüyoruz sonra; yanında meyve ağaçlarıyla çevrili daracık bir yol. Yunanistan'da yapılacak en güzel şey en ıssız yerlerdeki o alışılandan pek farklı olan köy kiliselerini keşfetmek bence. Her bir kilise ayrı bir hikaye, içerisi film seti gibi; sessiz, içten, huzurlu, her biri kendi içinde özgün.


Adanın doğası müthiş. Meyve ağaçları adeta taşıyor her köşeden. Nar, ceviz, erik ve daha nicesi.


Ve işte, adanın ufacık Agios Prodromos Kilisesi.



İçerisindeki hemen her detayı fotoğrafladığım için ayrı bir post ile de paylaşacağım, lakin işte böyle büyülü bir ortamı vardı buranın. Bir köşede mumlar, bir köşede daha önce görmediğim türden onlarda oval ikona...



Kilisede sessizliğin sesini duyduktan sonra, Plomari merkeze gidiyoruz. Kahvenahe ve çarşının bulunduğu merkezden yukarılara, arkalara doğru yürürseniz pek de turistik olmayan mahallelere çıkacaksınız.


"Kassandra'nın Fırını"


Bu ara sokaklara girdikçe bir adada olduğumuzu tekrar anımsıyorum. Kapılar çok güzel, evler genelde eski, meraklı teyzeler sıcağın hafifçe azalmasıyla kapılarda, balkonlarda oturmaya başlamışken.



Pek zarif ada kedileri elbette her yerde. :)


Bence Midilli gezinizi mutlaka spor ayakkabısı ile yapın; zira bol bol yokuş, taştan dar sokak aşmanız gerekecek. Başımızı nereye çevirsek bir hikaye, bir tarih var.


Dikkatimi çeken bir diğer konu, özellikle üst kısımlarda birçok satılık ev var ve böyle bir piyasa olsa gerek ki satılık tabelalarının çoğunda Türkçe de yazıyor.



Yaşamlar lokalleştikçe şaşırtan kareler, sıcacık günlük hayat ayrıntıları da artıyor. Kaya üzerine oturtulmuş bu eve ağzım açık olarak baktım geçerken.


Plansız, yaşanmışlık dolu bir kare benim gözümde. Ufacık da bir peri kızı oturmuş orta yerine.


Tırmandıkça tırmanıyoruz; tepeden Plomari...


Yunanistan'ın genelinde oldğu gibi, ada insanlarının estetik anlayışlarının güzelliği beni mest ediyor burada. En beklemediğiniz, en yoksul görünen köşede yüz güldüren bir güzellik hali...


Yine özellikle tüm Yunan adalarında olduğu gibi, Midilli'de de motor kullanımı çok yaygın.


Bir noktadan sonra yokuş merdivenle tırmanır gibi tek evli mahalleler arasına taşıyor bizi. Aman ha öğle vakti çıkmayın. :)



Mavi kapılı bir ada evinin beyaz, işlemeli perdesi...


Ada evlerindeki estetik bakışa bir kez ada bayıldım burada. Şu aşağıdaki haneyi ise Midilli'nin en renkli evi seçtim. :)


Plomari'nin lokal, eski mahallelerinde gezindikten sonra, yokuş aşağı arabaya doğru koyuluyoruz yola. Aklımızda "eski Plomari" olarak da geçen Megaloxori (Μεγαλοχώρι) isimli köy var. Köyün ismi "megalohori" olarak okunuyor ve "büyük köy" anlamına geliyor. Bu köye ulaşmak için Plomari'den yaklaşık 9 kilometre yol gitmeniz gerekiyor.


Navigasyon bizi yürümekte zorlanacağınız kadar dik yokuşların olduğu mahalle aralarına götürüyor önce. Bilmiyorum bu fotoğraftan anlaşılıyor mu ama çoğu zaman santim hesabı yaparak dönüşler yapıyoruz araçla. O yüzden aman diyeyim, kiralık araçla ada ziyareti yapanlar dikkatli olsun. :)


Sonra tamam diyoruz, düzgün yola vardık sonunda.


Totalde yaklaşık 20 dakika yolumuz var derken, şöyle bir yol geliyor sonra karşımıza. Dedik ama Lesvos'un yolları tecrübe ister diye. :P


Ama kesinlikle değiyor zorlu yollara. Adanın dönemeçli yollarında deli gibi yukarı tırmanıyoruz Megaloxori için. Deniz gittikçe karşımıza serilmeye, evler küçülüp yerleşim alanları daha iyi belli olmaya başlıyor tepelerden. Bir nevi Plomari ayaklarınızın altına seriliyor usul usul.



Sonra yol kenarında şu pampiki görüyoruz. :D


Bu sırada köye giden yolu anlamanız için şu görüntüyü de ekleyeyim.


Bu fotoğraf benim için "Midilli'nin yolları nasıl?" sorusuna genel bir cevaptır. :)) Amaa şunu da belirteyim, adada öyle çok fazla toprak yol da yok. Hatta ufak bir Ege adasına göre yolların güzelliği bizi şaşırttı en başta. Yollar, asfalt vesaire baya iyi diyebilirim.


Ne diyorduk efendim, Plomari halkının eski yerleşim yeri olan Megaloxori'ye çıkıyoruz. Fakat o esnada yine bir köy kilisenin tabelasını görünce, içeriyi çok merak edip kısa bir mola veriyoruz. Denize doğru bir uçta, tek başına bulunan bu güzel kilisenin ismi Agios Rafail.


Özellikle bu kiliseye gelmenizi çok isterim. Plomari'ye gelen turistlerin belki %95'i burayı görmeden gidiyordur sanırım. Müthiş lokal, çok güzel bir lokasyonda, tam ayaklarınıza denizin serildiği bir uçta bulunuyor Aziz Rafail Kilisesi. Üstelik kapısına varmadan az önce, bu çift gövdeli zeytin ağacı selamlıyor sizi önce. Dokunun sayın okur, Midilli'de zeytin ağaçlarına bol bol dokunun derim. Zeytin ağacı kutsal şey.


Kilisenin ağır demir kapısını açtıktan sonra, zeytinlerle sarılı ufak kapısını merakla itiyorum... Bu sırada tam arkamda, eski bir halatın bağlandığı kilisenin iki-üç metrelik çan kulesi var.


Burada da kilisenin içinden birkaç kare...


Yine aynı kilisenin içinden, köşeye dizilmiş meşhur rengarenk sandalyeler, turistik bir yerde olmadığınızın altını çiziyor adeta. Bu duygu gerçekten çok güzel, aidiyet dolu ve kesinlikle keşfedilmeye değer. 
 

Derken yoldn yukarı devam ediyoruz ve sonund Megaloxori tabelaları bizi köye davet ediyor. Deniz seviyesinden 584 metre yüksekte olan bu köyün isminin "büyük köy" olmasının sebebi, kurulduğu dönemde bu bölgedeki en büyük köy olması. Adanın en eski köylerinden biri aynı zamanda.


Köyün girişinde "köyümüzez hoşgeldiniz" diyen, köyde neler yapabileceğinizi anlatan böyle bir tabela var. Tabelada yazanların bir kısmında şöyle diyor: "Çınar ağaçlarımızın altında serin serin oturup geleneksel mezelerimizi tadın, "karidia" yani "cevizler" ismindeki kaynaktan gelen kristal suyumuzu için..." Bu Karidia'nın buz gibi, tertemiz sularından mutlaka içmeli işin özü. Aslında köyde bir "Cevizler", yani "Karidia" meydanı var. İsmini uzun yıllar bu meydanı gölgeleyen devasa ceviz ağacından almış; lakin maalesef ağaç artık hayatta değil.


Yemyeşil dağların arasında yer alan bu köye "Lesvos'un İsviçresi" de deniyor. Ayrıca bölge, kuş gözlemcilerinin vazgeçilmez adreslerinden biri, müthiş bir doğa var burada. 


Bu köy için en önemli şeylerden biri sofos, yani bilge Veniamin. Köyde başta Agios Ioannis olmak üzere iki adet önemli kilise var ve Megaloxori'ye gelindiğinde mutlaka görülmesi gerekenler arasında. Ayrıca kilisenin kapısı o anda kapalıysa, karşınıza çıkan ilk köy yerlisine sorup anahtarını isteyebilirsiniz.



Burası ceviz ağaçlarının arasında, şirin evler, yokuşlu dar sokaklar ile sık sık karşılaşacağınız bir yer. Lakin en başta dediğimiz gibi, Megaloxori'nin en önemli özelliği, buranın savaş döneminde (özellikle hemen hemen tüm Yunan adaları için önemli bir konu olan korsan işgalleri sırasında) Plomari kıyısındaki çok büyük bir popülasyonun yaşadığı ve "eski Plomari" denen bölge olması. Ada rahat bir nefes aldıktan sonra ise, köy sakinlerinin çoğu tekrar kıyıya doğru yerleşim sağlamış. Daha net olmak gerekirse, 19. yüzyılın ortalarında neredeyse tüm köy Plomari'ye göçmüş. Ayrıca, tarihi boyunca 3 büyük yangın yaşadığı için "yanık köy" de dermiş eskiler.


Derken efendim, köyü şöyle bir gezdikten sonra meydandaki bir kahveye oturuyoruz. Burada kendimce çok hoş anlar geçirip, ziyadesiyle eğlendim. :D Zira alt fotoğrafta gördüğünüz gibi Yunancaları Midilli aksanıyla yankılanan adamızın kıymetli dayıları, kahvenin televizyonunda aşk, ihanet, heyecan dolu bir dizi izliyor ve sık sık gaza gelip "Helal olsun be kıza, işte böyle yavrum helal!!!" gibi çıkışlar yapıyordu. :D Frape 1 Euro idi ve ayak uydurmak için kısa süre sonra biz de dizideki oğlana söylenmeye başladık.


Ardından hava çok fazla kararmadan Plomari'ye geri inmeye karar verip, sessizleşen Ege denizez doğru döne döne yokuşlardan inmeye başladık yine.


Çıkışta uğradığımız kilisenin başındaki haçını bu şekilde ışıklandırıyorlarmış akşam. Fotoğraf kayıp ışıklar bu şekilde üçlü çıkınca, pek sevdim bu görüntüyü, şuracığa iliştireyim.


Ve işte sıcacık bir Ege akşamında, tekrar rengarek Plomari çarşısındayız.


Acayip açım bu arada, hemen bir yer bulmalı. Otele doğru dar sokaklaradan geçiyoruz ki Agios İsidoros civarında bir yerde oturup bir şeyler yiyelim.


Normalde ben menüsünde, tabelasında Türkçe yazan mekanlardan çekiniyorum. Ama dedik adanın en öne çıkan yerlerinden birinde bir restoran, haydi bir şeyler atıştıralım açlıktan ölmeden. Hazırsanız size bir asla ve asla gitmeyin restoranı göstereceğim şimdi. 

Sunset isimli bu yere asla, asla ve asla gitmeyin. İnanın bunu kolay kolay bir mekan için söylemem ama şayet yemekleri böylesi cennet olan bir adada salak yerine konmak istemiyorsanız uzak durunuz efendim. Tamamen turistlere yönelik, Yunan kimliğinden uzak, mezeleri orijinalinden alakasız yapan, eti kokan, meşhur bir Yunan mezesini altta gördüğünüz gibi masalar arasındaki bir ocakta ateş fışkırtarak yapan :D bir mekan çıktı burası. Aşçı bizim 'onlardan' olduğumuzu görünce resmen utandı valla. Selanikliyiz oğlum biz, mezeye lavanta mı dikilir? Neyse, benden çok içten söylemesi olsun, aman diyorum.



 Deeerken, Plomari'nin ılık yaz akşamında yıldızları sayarak bir gece daha geçti; otelden çıktık ve Petra'ya doğru yol aldık. Plomari için aşağıda gördüğünüz, aynı ailenin 150 yıldır sürdürdüğü bir gelenek ile Varvayani uzo müzesini ziyaret edebilirsiniz. Saatleri vesaire bilgi için şuraya bir klik.


Ve sol tarafımıza alarak mavilikleri, ada köylerini keşfede keşfede, bu çocuklar Petra'ya doğru uzanır... Yol üstünde hayatlarının en güzel tesadüflerinden birini yaşayıp, Midilli keşfini ölümsüz kılarlar. O kısmın ayrıntısı bir sonraki yazıda olacak. Aşırı bir yakında. :)

 * Bu arada yol üzerindeki yerel satıcılardan Yunanistan anakarasında rast gelemeyeceğiniz lokal uzo markalarına çok iyi fiyatlarla da ulaşabilirsiniz. *


Özellikle sıcacık, tertemiz plajları ve doğası için, Lesvos'a gelenlerin mutlaka Plomari'ye de uğraması dileğiyle.

Midilli Adası serisinin ilk yazısı için tam buraya klik.

Me agapi,
Melis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder