13 Eylül 2016 Salı

Selanik - Istanbul ve Birkaç Not

Sanırım ilk kez oldu blogdan bu kadar ayrı kaldığım. 

Yaklaşık son üç haftadır birçok değişiklik oldu yaşamımda; çok sevdiğim işimden istifa ettim, ertesi gün Selanik'e gittim ki hemen her günüm kağıt peşinde koşturmakla ve valiz hazırlamakla geçti. Valiz işi hala bitmiş değil; ıvır zıvır sevdiğimi biliyordum da, hakikaten abartmışım galiba. Bir türlü içinden çıkamadım, şu an yaklaşık 8 valiz oldu doldurduğum. 
24 yılı içine sığdırmaya çalıştığım 8 valiz. Tüm bu koşturma sırasında arada İstanbul'a gelip gitmem gerekti ki son 10 günde yaptığım 9-10 saatlik otobüs yolculuğu sebebiyle bir çeşit jetlag yaşadığımı iddia edebilirim. 

Bu arada Selanik yolculuklarımı Kamil Koç ile yapıyorum. Önceden yıllardır Yunanistan'ın Crazy Holidays firmasıyla çalışan Metro Turizm yerine artık Kamil Koç var. Zaten Metro olayları hiç bitmediği için tercih etmiyoruz artık; Metro'ya güvenmemizin bir nedeni de Crazy Holidays işbirliğiydi ki, dediğim gibi artık onlar da Kamil Koç ile çalışıyor. Selanik - İstanbul arası normalde 10 saat diye geçiyor; ama bunun 1-2 saati sınırda beklemek. 7,5 saatte vardım mesela gelirken, gibi. Olay sınıra bağlı kısacası; o gün valizleri açtıracakları tutarsa veya gerek önünüzdeki araçta - gerek sizin otobüsünüzde sorunlu biri varsa işler uzayabiliyor. Genelde sorun çıkmıyor diyebilirim ama.



Dediğim gibi sabahlarımız her ne kadar devlet dairelerinde koşturmakla geçse de, Selanik de yine çok güzel geçti. Artık kendimi iyice buralı hissediyorum, nereden nereye gidilir - ne en iyi nerede yenir, hangi günler nerelerde pazar var bilir oldum iyice. Akşamları sahilde Beyaz Kule'ye doğru yürüyor, bazı bazı tavernalarda karnımızı doyuruyor, bazense Sofia mamakanın elinden frape ile güne başlıyoruz. Bir de geleneksel Selanik fuarı açıldı birkaç gün önce, oradaki standları gezip salyangoz yedik; baya etli bir şeydi. :p Bunlar güzel tabii ama, diğer yandan ailemle birlikte olduğum 'son günlere' girdik adeta. Çok garip hisler. Bazen iyice betimleyeyim istiyorum, yazayım buralara, sonra fark ediyorum ki çekinir olmuşum biraz. Son dönemin telaşı öyle çok ki, belki kafam rahatladığında onunda sohbetini ederiz bir. Şu an tek bildiğim, müthiş kuvvetli bir kırılma noktasına doğru dimdik bir raydan aşağı doğru tangur tungur gitmekte olduğum. Lakin içimde çok garip, hoş bir his var ki; her şey zor olduğu kadar güzel de olacak. Bakalım sayın okur, hayat 3 gün.

Bir de, ay sonunda Girit'e gideceğiz. Daha onun hazırlığına hiç girmedim, zira çok abartmamayı düşünüyorum valiz işlerini. Öyle ki son bir aydır valiz görmekten fenalık geldi artık, ömrümde görmediğim kadar valiz aldım ve kutu gibi "doldur - koy kenara" şeklinde ilerliyoruz hala. Diğer yandan adeta Tanrı'nın elini koyması ile çözüldüğüne inandığım ultra hızlı bir oturma izni sürecini hallettik Selanik'te, çiçekleri seçtik, kilise işlerini bitirdik, bonbonieres siparişi verdik ve daha milyonlarca küçük ayrıntıyı cebe koyduk. Bir ara Halkidiki'ye de gittik 'malum', yeni bir yer keşfedip döndük; hep yazacağım bunları güzel fotoğraflarla. Lakin sanırım bu defa yeni bir ülkeden, yeni bir evden -ki kendisi ilk defa "benim evim" diyebileceğim bir yer olacak- ve yepyeni hislerle yazacağım gelecek yazıları. Sanırım bundan sonra Melerence çok daha renklenecek, her ne kadar acı-tatlı bir dönem olsa da, meyveleri güzel olacak. Öyle hissediyorum zira.


Şimdilik bende haberler böyle. Bu sabah İstanbul'a döndüm, son kalan eşyalarımı hızlıca toplayıp artık buradaki macerama bir nokta koymam gerekiyor. Beni yıllar yılı büyüten, aşık eden, nefret ettiren, sevindiren, kızdıran, öğreten, döven, seven, hayran bırakan, düşündüren bu şehre bir veda etmek gerekiyor şimdi. Belki hafta bitmeden en sevdiğim Tahtakale'ye gider, Beyazıt'a tırmanırken vedalaşırım yıllarımın geçtiği güzel sokaklarla. 

Görüşmek üzere...
Melis


2 yorum: